• İstanbul 27 °C
  • Ankara 27 °C

Mehmet Şahin: 18. Yüzyıl Musul Şairlerinden Basîrî ve Dîvânı

Mehmet Şahin: 18. Yüzyıl Musul Şairlerinden Basîrî ve Dîvânı
TYB Akademi 28 / Sinema ve Edebiyat / Ocak 2020

Basîrî, klasik Türk edebiyatının köklü bir dönüşüm geçirmeye başladığı zaman dilimi olan 18. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönem şair kadrosu açısından en verimli dönemin yaşandığı bir zaman dilimidir.

Son Klasik Dönem olarak da adlandırılan 18. asır, önceki asırlarda oluşan zevk anlayışları doğrultusunda bir gelişme göstermekle birlikte, çok daha renkli, zengin, eklektik bir görünüm arz etmektedir. Anlamdan ziyade sese önem veren, açık, tabii, zarif bir söyleyişe dayanan klasik üslup; bu üslup içinde kalmakla birlikte ses yerine anlamı (fikri) ön plana çıkaran tebliğî (hikemi, didaktik) üslup; anlamın ön plana çıktığı, girift ve yeni mazmunlarla yüklü muğlak, tasannulu söyleyişe dayanan bediî üslup (Sebk-i Hindî) ve konuşma diline ait deyişlerle yüklü, külfetsiz, açık bir söyleyişe yaslanan mahallî/folklorik üslup, bu dönemin belirgin çizgileri olur. Fakat, bu asırda şairler daha çok Hint üslubuyla zirveye çıkan külfetli, sanatkârane söyleyişe tepki olarak nesir üslubuna doğru açılan, tasannudan uzak, açık, zarif ve külfetsiz bir söyleyişi tercih ederler. Nedim’de zarif bir senteze ulaşan bu üslup, daha çok Sebk-i Hindî öncesi, yani Bakî, Şeyhülislam Yahya gibi şairlerin elinde ifadesini bulan, şairlerin “kudema tarzı” dediği klasik üsluptur.[1]

Bu asırda mahallileşme akımı ortaya çıkmış, âşık ve halk edebiyatı söyleyiş tarzlarının klasik edebiyatı etkilmesiyle birlikte, şiir dili kısmen de olsa sadeleşmeye başlamıştır. 18. yüzyılda yaşayan şairlerin büyük çoğunluğu Şeyh Galib, Nedim ve Nâbî’den dil ve üslup olarak etkilenmişlerdir. Bu etkilenen şairler arasında Basîrî de bulunmaktadır. Onun manzumelerinde kullandığı mazmunlar ile Nâbî’ye nazire yazması gibi özellikler söz konusu etkinin kanıtı niteliğindedir. Bu bağlamda araştırmada; 18. yüzyılın tüm özelliklerini şiirlerine yansıtan Basîrî tanıtılacak, akabinde Dîvânı incelenecek ve edebî kişiliği hakkında bilgi verilecektir.

 

  1. Basîrî’nin Hayatı, Eserleri ve Edebî Kişiliği
    1. Hayatı

Basîrî, 18. yüzyılda Musul bölgesinde yaşayan şairlerden biridir. Asıl adı Halil el-Basîr bin es-Seyyid Ali bin es-Seyyid İsmail bin es-Seyyid Davud bin Şemseddin Muhammed el-Bâhir el-Musûlî olan Basîrî, Musul’da bulunan ve o bölgede tanınan Âlü’l-Fahrî el-Hüseyniye el-E’raciye ailesine mensuptur.[2] Basîrî, aynı zamanda Musullu Fahreddin-zâde Seyyid Ali Behcet Efendi’nin de dayısıdır. Hayatıyla ilgili; el-A’lām[3] adlı eserde, Irak’ta meşhur olan Topal (E’rac) Fahrî Hüseynî ailesinden geldiği; Hatibî’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd[4] adlı eserinde ise Fahri-zâde İbrahim Efendi’nin oğlu olduğu bilgisine yer verilmektedir.[5]

Basîrî, hicrî 1112/milâdî 1700’de Musul’da dünyaya gelmiştir. Çocukluğu ve ilim hayatı hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgiye rastlanılmamaktadır. Tam zamanı bilinmemekle beraber küçük yaşlarda iki gözünü kaybettiği ifade edilmektedir. “A’mâ olmasına rağmen, keskin zekâsı ve olayları kavrama yeteneği sayesinde kendini yetiştirdiği; kendini geliştirebilmek için hem Musul bölgesi âlimlerinden hem de diğer bölge âlimlerden fıkıh öğrendiği, Kur’ân-ı Kerîm hıfz ettiği ve edebî eserleri okuduğu hatta bir sayfayı bir ya da iki kere dinlemekle ezberlediği” kaynaklarda belirtilmektedir.[6]

Kur’ân-ı Kerîm hafızlığı yanında Kur’ân ilimlerini öğrenmek amacıyla eğitim faaliyetlerine başlayan Basîrî, sırasıyla nahiv, sarf ve benzeri ilimleri tahsil etmiştir. Bu maksatla Basîrî; vâlilerin, edîblerin ve şairlerin meclislerine ve sohbetlerine katılmıştır. Hafızasının güçlü olması sebebiyle bu meclislerde duyduklarını ezberlemiş hatta onlarla münazaralarda bulunacak derecede kendisini geliştirmiştir. Bu bağlamda; katılmış olduğu sohbet ve şiir meclisleri onu derinden etkilemiş ve şiire yönelmesine vesile olmuştur. Kısa zamanda şiir yazmaya başlayan Basîrî, şiir alanında derin bir vukufiyet kazanıp Arapça, Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır.[7] Bu özellikleri nedeniyle Menhelü’l-Evliyâ yazarı el-Ömerî onu “zamanının Şâtıbî’si,[8] “çağının Maarrî’si”[9] şeklinde tanımlamaktadır. Yine Ömerî, Basîrî’yi “Kur’ân-ı Kerîm’i yedi kıraatiyle birlikte ezberlemişti. Arap dilini bilirdi, öğrencilerin aradığı biriydi. Dersleri zekâ dolu, tartışmaları hoş ve nazikti. Düz yazısı da şiiri de fevkaladeydi. Belleği kuvvetli, tasavvuru ve düşünmesi sağlıklı idi.”[10] şeklinde anlatarak onun şahsî ve edebî yönüne vurgu yapmıştır.

Şeyh el-Gulâmî de Basîrî hakkında şöyle demiştir: “Gözleri kördür ama güzelliklerde benzeri yoktur. Onun ahlakının meltemi, asil bir insanın edebinin hoş kokusunu taşır. Kesinlikle hiçbir erdemli kişi onu bilmediği bir bilgi türüne götüremez. Ancak Basîrî, onu ona götürebilir.”[11] Şeyh Osman ed-Defterî el-Ömerî de şöyle demiştir: “Erdemler desen, o dopdolu bir erdemler denizidir. Mükemmellikler desen, o yüksek, yüce mükemmellikler gemisidir. O, bozup tekrar sağlamca yapacak kadar edebiyatta ustadır. Yüce manalara erişmek için bilgi yollarını açıklamıştır.” el-Ömerî, onun eserlerine de işaret ederek “Edebiyatıyla sahipsiz kalan sanatları kitaplara döktü, Merkür hakkında faziletli bilgiler yazdırdı. Eserleri onun kulacının genişliğini gösterir, yazdıkları onun arşınının uzunluğunu gösterir.”[12]  diyerek Basîrî’nin ne denli geniş bir bilgi birikimine sahip olduğunu vurgulamıştır.

Basîrî, tezkire yazarlarına göre ilk dönem Arap şairleri ile de kıyaslanmaktadır. Örneğin el-Gulâmî’ye göre Basîrî; “Beşşâr b. Bürd[13] ile üstünlükte yarışır. Onun şiirindeki bedî’ sanatları, neredeyse ‘Bedî’ıyyetü’l-umyân’ adlı bedî’ ilmine dair manzûmenin bile ele almadığı konulara dikkat çekecek kadar ayrıntılı ve sahaya hâkimdir. Zekâda Ebu’l-Aynâ’yı ve Maarratü’n-Numân şeyhini bile geçmiştir.”[14]

Silkü’d-Dürer yazarı Murâdî ise Basîrî hakkında şöyle der: “Ezberinde o kadar çok şiir vardı ki bunları yazsa kitapları doldururdu. Nahiv, sarf ve aklî ilimlerde çok uzun bir eli, muazzam bir bilgisi vardı. Farsça, Türkçe ve Arapça şiirleri ve de güzel, zarif bir düz yazısı vardı. Musiki konusunda da tam olarak bilgi sahibiydi.”[15]

Basîrî’nin hayatına baktığımızda Osmanlı padişahlarından; II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman ve III. Mustafa zamanında yaşadığı anlaşılmaktadır. Basîrî bu süre zarfında, Haleb’e, Reha’ya (Urfa), Anadolu’nun ve Irak’ın bazı şehirlerine yolculuk yaparak ilim meclislerine katılmıştır.

  1. Mahlası

Şair, küçük yaşlarda gözlerini kaybettiği için eserlerinde Basîrî mahlasını kullanmıştır. Nitekim Basîrî’nin hayatını anlatan kaynaklarda, kör olmasına dair hatıralar anlatıldığını da görürüz. Bu kaynaklarda Basîrî’nin sadece koklayarak sahte dirhemleri gerçeğinden ayırt edebildiği; küçüklüğünden beri güvercin uçurmaya da tutkun olduğu, kendi güvercinleri arasına giren yabancı bir güvercini -a’ma olmasına rağmen- avladığı da ifade edilmektedir. Hatta ona, yabancı bir güvercini kendi güvercinlerinden nasıl seçip bilebildiğini sorulduğunda: “Kanatlarını çırparken çıkardığı seslerden biliyorum. Ayrıca ben yem attığımda yabancı olan güvercin korka korka yeme doğru ilerliyor. Ben de ayak kıpırtılarını dinliyorum ve nerede olduğundan iyice emin oluyorum, sonra da ağı üzerine atıyorum ve onu avlıyorum.”[16] diye cevap vermiştir.

Zekâsının keskinliğiyle ilgili anlatılan başka bir hikâye de şudur: “O, vezirlerden birinin meclisinde bulunduğu sırada, oradakilerden biri ona Kadı falancanın karısıyla problem yaşadığını ve dün kavga ettiklerini, kavgada karısının onun canını yaktığını haber verdiler. Bunun üzerine Basîrî hemen şöyle deyiverdi: “Ah keşke o işini bitiriverseydi!”[17]

Yine başka bir eser olan Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd’da şu hatıra anlatılmıştır: “İstanbul’a giderlerken kendisine bir ağacın altından geçecekleri söylenmiş, dönüş yolunda aynı noktaya geldiklerinde yine başını eğmiş. Sebebini sorduklarında: “Bu güzergehde güzerim hengâmında bir dıraht-ı rîşegîr var idi, galiba şimdi kalmamış.” diye cevap vermiştir.[18]

  1. Vefatı

Arapça kaynaklarda ittifakla, Basîrî’nin, H.1176/M.1762 yılında, Musul’da vefat ettiği ve buraya defnedildiği bildirilmektedir.[19] Akkuş tarafından hazırlanan Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd isimli eserde ise, Basîrî’nin ölümü ile ilgili iki farklı tarihe yer verilmiştir. (H.1282/M. 1865 ve 1768)[20]

  1. Koca Râgıb Paşa İle Münasebeti

Basîrî, Osmanlı sadrazamlarından Koca Râgıb Paşa (ö. 1176/1763)[21] ile tanışmış ve onun ilim meclisinde bulunmuştur. Râgıb Paşa, 1722’de başlayan Osmanlı-İran savaşları esnasında fethedilen yerlerin tahrîri için dönemin Revân vâlisi Arifî Ahmet Paşa’nın emrinde görevlendirilmiştir. Bu bölgede farklı görevleri ifa ettikten sonra, 1730’da Bağdat defterdarı olmuştur. Burada 1733 yılına kadar kalmış ve bu süreçte, bölgenin önemli âlimleri ve şairleriyle tanışmıştır.[22] Tanıştığı şairler arasında Basîrî de bulunmaktadır. el-Ömerî’ye göre; “Onun, Ragıp Paşa nezdinde çok büyük bir yeri vardı. Paşa; onu duasıyla gözetir, konumunu yüceltirdi.”[23]

Râgıb Paşa, defterdarlık vazifesinden sonra Sayda, Rakka ve Halep valiliklerinde bulunmuştur.[24] Basîrî, Râgıb Paşa ile ikinci görüşmesini Rakka valiliği esnasında gerçekleştirmiştir. Söz konusu görüşme ile ilgili kaynaklarda şu bilgiye yer verilmektedir: “O Rakka’dayken onun yanına seyahat etmiş, sonra da vatanına dönmüştür.”[25]

Ragıb Paşa, bu bölgede iken İran hükümdarı Nâdir Şâh Bağdad’ı ve Musul’u kuşatmıştır. Râgıb Paşa, kuşatma sürerken, Osmanlı ordusu gelene kadar zaman kazanmak için, Nâdir Şâh’ı oyalamış ve Bağdad’ın kurtarılmasında önemli bir rol oynamıştır. İşte bu kuşatma esnasında Râgıb Paşa’nın gösterdiği cesaret ve kahramanlıklar Basîrî’yi derinden etkilemiştir. Bunun üzerine Basîrî kuşatma esnasında yaşanan olayları Urcûze adlı eserinde anlatmış[26] ve söz konusu eserini Râgıb Paşa’ya ithaf etmiştir. Dîvânı’na baktığımızda Basîrî’nin Ragıb Paşa ile tanışıklığın izlerini görmek mümkündür:  

            Baŝīrī nefretinden ġam yimem cevrinden incinmem

            Belā ħālā ki pāşā-yı Ćadālet-pīşe Rāġıb’dur           

                                                                                              (XCVIII/7)

 

  1. Basîrî’nin Diğer Âlim ve Şairlerle Münasebeti

Basîrî, Râgıb Paşanın yanı sıra; Seyyid Abdullah b. Fahruddîn el-Musûlî (ö. h 1188/m 1774);[27] Şeyh Muhammed el-Gulâmî (ö. h 1186/m 1772); Şamâtetü’l-Anber adlı eserin sahibi olan Şeyh Muhammed el-Gulâmî (ö. h 1186/m 1772); er-Ravdu’n-Nadır adlı eserin sahibi Şeyh Osman ed-Defterî el-Ömerî (ö. h 1184/ m 1770) ve Hacı Halil Haddâde (ö. h 1163/m 1749) gibi döneminin önemli ilim adamları ve şairleri ile de yazışmalar yapmıştır.[28]

 

  1. Eserleri[29]
  1. Dîvân.
  2. Urcûze.[30] Basîrî’nin, 1743 yılında İran Şahı Nadir Şah’ın Musul’u kuşatması sırasında halkın şehri savunmasını ve saldırganların yenilgisini anlattığı dört tane Urcûzesi vardır. “Araplarda câhiliyye devrinde genelde  birkaç beyitten oluşan ve daha ziyade halkın söylediği recez veznindeki şiirler, Emevî devrinin ilk yıllarından itibaren kaside tarzında, birçok beyitten oluşan recez veznindeki şiirlere dönüşmüş ve onlara urcûze denilmiş, şairlerine de râciz ve reccâze adı verilmiştir.”[31]
  1. ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Surerü’l-Mahtûme.[32] Nahiv ile ilgilidir.  Bu eseri İmad Abdüsselâm Rauf, Mecelletü’l-Mecmai’l-Irâkî’nin 1974 yılında yayınlanan 25. sayısında neşretmiştir. Harf-i cerler hakkında yazılmıştır. 319 beyitten oluşmaktadır. Örneklerde sık sık ayetler iktibas edilmiştir.
  2. Urcûze.[33] Musul’un İran hükümdarı Nâdir Şâh tarafından kuşatılmasını anlattığı Arapça eseridir. Bu eser Abdullah b. Fahruddin’e ithaf edilmiştir. 69 beyitten oluşmaktadır.
  3. Urcûze.[34] Musul’un İran hükümdarı Nâdir Şâh tarafından kuşatılmasını anlattığı Türkçe eseridir. el-Hâc Hüseyin Paşa el-Celîlî’ye göndermiş olduğu Türkçe kasîdedir.
  4. Dâdiyye.[35] Musul kuşatmasını cümmel yani ebced hesabına göre yazdığı tarih manzumesidir. Beyitlerin sonu “dâd” harfi ile bittiğinden dâdiyye olarak da bilinmektedir.

 

Basîrî hem nesir hem de nazım alanında eserler kaleme almıştır. Nesir alanında verdiği eserler şiirlerine göre daha azdır. Basîrî, nesirlerinden ziyade Dîvân’ı ile şöhret bulmuştur. Basîrî’nin Dîvânı dışında Arapça kasideleri, kıt’aları, tahmîsleri ve taştirleri de vardır.

Bunlara örnek olmak üzere Fuzûlî’ye yazdığı bir tahmisi şu şekildedir:

Bàlà-yı kūh-ı ćaşķa olduķda pà-nihàde

Ġam tīşesiyle göŋlüm buldu şikest orada

Mecnūn baŋa ne beŋzer var daġlar arada

Olsaydı bendeki ġam Ferhàd-ı mübtelàda

Bir àh ile virirdi biŋ Bī-sütūnı bàda

 

Yūsuf'dan itdi ħàsıl maksūdunu Züleyhà

Oldu Ayàz-ı mümtàz Maħmūd'a meclis-àrà

Hüsrev celīs-i Şīrīn Vàmıķ enīs-i ćAźrà

Ferhàd'a źevķ-i ŝūret Mecnūn'a seyr-i ŝaħrà

Bir ràħat içre her kes ancaķ benim belàda

 

Gezdim riyàz-ı ćaşķıŋ cū gibi cà-be-càsın

Elħànım itdi telħīn murġàn-ı ĥoş-edàsın

Ķıysıŋ ķıyàs-ı ķalemin efġànıma nevàsın

Verseydi àh-ı Mecnūn feryàdımıŋ ŝadàsın

Ķuş mu ķaràr iderdi başındaki yuvada[36]

 

Basîrî’nin Hz. Muhammed’i öven birçok mukatta ve kasidesi de bulunmaktadır. Bunlardan bazıları halk tarafından benimsenerek hala mevlitlerde ve zikir halkalarında okunmaya devam edilmektedir.[37]

یا قرة العیون      ارحم نحیبي                     

من ثغرك المصون[38]                    اطفي لهیبي          

Yine Hz. Peygamberi öven şu beyitler de ona aittir:[39]

صلاة من الله المیهمن سرمدا        علی المصطفی من رسله و هو احمد

اذا حامد اثنی علی ذي محامد      فاني یحمد الله احمد احمد[40]          

Basîrî’nin arkadaşlarına ve tanıdıklarına mersiye olarak yazdığı bazı şiirlere de rastlanılmaktadır. Bu şiirlerde hikmet ve tefekkürden bahsedilmektedir. Yakın çevresinden biri olan müderris Abdullah için söylediği mersiyesi bunun güzel örneklerinden biridir:[41]

لیس للعاقل ان یغتر في الدنیا فخورا

انها دار غرور و لنا امست غرورا

كم ابادت ذات عقل و امیرا و وزیرا

و كم اغتالت علیما بالختیات خبیرا

ولعمري كان عبدلله في العلم شهیرا

و نصیرا لذوي الفضل والدین ظهیرا

اسف العلم علیه مجریا دمعا غزیرا

صیرالله له الفردوس مأوی و مصیرا[42]

 

Basîrî’nin manzumelerinin dışında nesirleri de vardır. Ancak onların çok azı günümüze kadar ulaşmıştır. Ulaşanlar ise çoğunlukla mektuplardan ibaret olan yazışma örnekleridir. Bu örneklerden biri Seyyid Abdullah Âlü’l-Fahrî’ye yazdığı ve içerisinde Nâdir Şâh’ın Musul kuşatmasını anlattığı mektubudur:

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Hamd Allah’a mahsustur.  …  İmdi, selamın en büyüğü, mahlûkatın efendisinin oğlu, erdemli, doğrusunu araştıran, deneyimli, usta âlim Abdullah’a olsun. Ey (Allah’ın) kendisini erdemlilikte yüksek derecelere yönelttiği, kendisine ilim ve faziletler tahsis ettiği kişi … Haliniz nasıldır, sağlığınız ne durumdadır? Vakitleriniz ne ile geçmektedir? Gerçekten ben sizin cemalinizi özledim. Ayrılık ve özlem beni zayıflattı. Öyle ki bir saç telinin eniyle on birim olarak ölçseniz inceliğime denk gelir. Eğer şehrin durumunu, orada bulunan sıkıntı ve darlığı soracak olursanız, (bu konuda) Allah’a hamdederiz. O, zayıfların yardımcısı, sıkıntıların gidericisidir. Keder ve acıların yok olup gitmesi ve ırzımızın/namusumuzun acemlerden (İranlılardan) korunması hususunda acil şifaların vericisidir. Ki o acemler, şehirlere girdiler ve oralardaki düzeni bozdular, işkence ettiler, darmadağın ettiler ve insanları yurtlarından çıkmaya mecbur ettiler…[43]

Basîrî’nin bu mektupları dışında günümüze kadar ulaşan başka eserlerinin de olması muhtemeldir. Zira el-Murâdî, onun hayat hikâyesini anlatırken şahsıyla ilgili “zarif, güzel bir nesri” olduğundan da bahsetmektedir.[44] Fakat el-Murâdî eserinde, Basîrî’nin bahsettiği nesrine ait eserinde herhangi bir örnek zikretmemiştir.

 

 

  1. Edebî Kişiliği

Basîrî, döneminin edipleri tarafından övülen ve şiirleri beğenilen şairlerinden biridir. Öyle ki çağdaşı Muhammed el-Gulâmî, onu betimlerken şöyle demiştir: “Onun şiiri, şerefli bir kökten çıkan dallar gibidir. Bu ciddiyetsiz zamanın değerleriyle onun faziletlerini/erdemlerini mukayese etmeye kalkma, onu ciddiyet temelinde mukayese et.”[45]

Dönemine göre Basîrî’nin şiirleri akıcıdır, üslûbu ise basittir. Şiirlerinde sık sık ayet iktibaslarına ve telmihlere yer verildiği görülmektedir. Döneminde yaygın olan ve halk tarafından anlaşılan bazı kelime ve mazmunları şiirlerinde kullandığı anlaşılmaktadır.

Basîrî’nin üslûbunda hamaset önemli bir yer teşkil etmektedir. Özellikle söz konusu hamaset, İran hükümdarı Nâdir Şâh’ın Musul’u işgal etme girişimi üzerine yazdığı farklı urcûzelerinde açık bir şekilde görülmektedir:

انقطع في جنات عدن غدا و قد     تورثت وجه الارض في الطول والعرض

اتأمل احراز المواریث كلها       ولله میراث السموات والارض[46]           

Dîvânı dışında taştîr ve tahmîsleri de olan Basîrî’nin şiirlerinde medhiye, mersiye, hikmet ve lirizm gibi söyleyiş tarzları hâkimdir. Bununla birlikte Basîrî’nin, özellikle Musul işgali ile ilgili yazdığı tarih manzumelerinde “ebcedi” başarılı bir şekilde kullandığı da anlaşılmaktadır. Basîrî’nin şiirleri yanında düz yazıları da vardır; ancak bunlar genelde döneminin meşhur kişileri ile yazıştığı mektuplardan oluşmaktadır. Fakat düz yazısında kullandığı dil şiirine göre daha ağdalıdır.

 

  1. Etkilendiği Şairler

Basîrî; Fehîm-i Kadîm, Şeyhülislam Yahyâ, Lebîd b. Rebîa, Hassan b. Sâbit, Selîmî mahlaslı Yavuz Sultan Selim ve Koca Râgıb Paşa gibi farklı şairlerden etkilenmiştir. Söz konusu etki ile ilgili Dîvânı’nda geçen manzûme örnekleri şu şekildedir:

 

            Ţılā vü nuķre lāzım şiĆr ile inşāyı kim diŋler

            Fehīm’üŋ güftesin kim fehm ider Yaħyā’yı kim diŋler

                                                                                                                      (LXVII/1)

 

            Maćārif kāsid olmış defter ü dīvānı kim diŋler

            Ŝafā-āmīz Selīm’i nükte-i Selmān’ı kim diŋler                               (LXVIII/1)

Bununla birlikte Basîrî’nin en çok Nâbî’den etkilendiğini ifade edebiliriz. Eserlerinde Nâbî’ye birden fazla nazîre yazması bunun açık bir göstergesidir. Nitekim bu. Bağlamda Nâbî’nin “bilür bilmezlenür” redifli gazelini de tanzir etmiştir. Nâbî’nin ilgili gazeli şu şekildedir:

 

[fā’ilātün/fā’ilātün/fā’ilātün/ fā’ilün]

Mübtelàsı olduġum dil-ber bilür bilmezlenür

Ser-güzeşt-i mihrini ezber bilür bilmezlenür

 

Pày-būsıyla şeref-yàb olduğumdan źevķ ider

Nüktelerle şīveler eyler bilür bilmezlenür

 

Yalıŋuz çeşmüm degül ŝahbà vü sàķī laćl-i càm

Leblerüŋ rengin mey-i aħmer bilür bilmezlenür

 

Kendi çoķ cevr itdüginden ġayri ol naĥl-ı cefà

Ţıfl-ı aġyàrı daĥı ekśer bilür bilmezlenür

 

Aŋlamazsın nağme-i ney źevķ-i mey sen zàhidà

Mest iken Nàbī anı aŋlar bilür bilmezlenür

 

Bu bilüp bilmezlenen kâmil mükemmel ćàşıķàn

Her ĥuŝūŝı keşf idüp ežher bilüp bilmezlenür

 

Mükrim İbràhīm Paşa Ħażret-i Ħaķ dostudur

Düşmenine daĥı luţf eyler bilür bilmezlenür

 

Ħaķ vücūd-ı nàzenīnin ħıfz ide àfàtdan

ćAyn-ı Eflàţūn ħikmetler bilür bilmezlenür

 

Eylesin Allah her ħàline tevfīķin refīķ

Rıfķı her ħàlinde müstaħżer bilür bilmezlenür

 

Şehriyàr-ı şehri Ħaķ maćmūr ķılsun dà'imà

Ķadrini bu cevherüŋ aŋlar bilür bilmezlenür

 

Mažhar-ı luţf-ı Ĥudà hem pàdişàh u hem vezir

Bunlaruŋ ķadrini serverler bilür bilmezlenür[47]

 

 

Basîrî’nin Nâbî’ye yazdığı nazire gazeli ise şöyledir.

 

[fā’ilātün/fā’ilātün/fā’ilātün/ fā’ilün]

ćIşķumı maĆşūķ-ı bī-pervā bilür bilmezlenür

Mużţarib-ħāl oldıġum ħālā bilür bilmezlenür

 

Žulmet-ābād-ı firāķında perīşānlıķlarum

Mū-be-mū ol zülf-i Ćanber-sā bilür bilmezlenür

 

Düşmişem bir Ćömrdür baħr-i belā girdābına

Mā-cerāyı ol dür-i yek-tā bilür bilmezlenür

 

Şām-ı fürķat tā seħer encüm-şümār olduķlarum

Bir bir ol māh-ı cihān-ārā bilür bilmezlenür

 

ćAndelīb-āsā gül [i]çü[n āh] vāh itdüklerüm

Āh kim ol ġonçe-i raĆnā bilür bilmezlenür

 

Ārzūmend-i şeker-ĥand-i leb-i şīrīniyem

Ĥˇāhişüm ol laĆl-i rūħ-efzā bilür bilmezlenür

 

Ey Baŝīrī çāre-sāz olmaz men-i bī-çāreye

Bilemez bilmez Ćilācum yā bilür bilmezlenür                 (LXVI/1-7)

 

Basîrî ayrıca Nâbî’nin ünlü “görmüşüz” redifli gazeline de nazire söylemiştir. İlgili gazeller aşağıdadır:

 

[fā’ilātün/fā’ilātün/fā’ilātün/ fā’ilün]

Bàġ-ı dehrüŋ hem ĥazànın hem bahàrın görmişüz

Biz neşàţuŋ da ġamuŋ da rūzgàrın görmişüz

 

Çoķ da maġrūr olma kim mey-ĥàne-i iķbàlde

Biz hezàràn mest-i maġrūruŋ ĥumàrın görmişüz

 

Tūb-ı àh-ı inkisara pàydàr olmaz yine

Kişver-i càhuŋ nice sengīn-ħiŝàrın görmişüz

 

Bir ĥurūşiyle ider biŋ ĥàne-i iķbàli pest

Ehl-i derdüŋ seyl-i eşk-i inkisàrın görmişüz

 

Bir ĥadeng-i càn-güdàz-ı àhdur sermàyesi

Biz bu meydànuŋ nice çàpük-süvàrın görmişüz

 

Bir gün eyler dest-beste pàygàhı càygày

Bī-ćaded maġrūr-ı ŝadr-ı ićtibàrın görmişüz

 

Kàse-i deryūzeye tebdīl olur càm-ı muràd

Biz bu bezmüŋ Nàbiyà çoķ bàde-hˇàrın görmişüz[48]

 

              Şehr-i imkānuŋ firāvān şehriyārın görmişüz

              Nice Keykā[v]ūs ile İsfendiyār’ın görmişüz

 

              Tīşe-i āh-ı żaĆīfāna ħarīf olmış yine

              Nice sulţānuŋ serāy-ı üstüvārın görmişüz

 

              Olmamış vāreste-i taŝdīĆ-i teĈśīr-i ĥumār

              Bezm-i Ćayşuŋ ŝāf nūş-ı dürd-ĥˇārın görmişüz

 

              Az müddetde giriftār-ı kemend-i merg olur

              Çoķ mülūk-i nāmdāruŋ gīr ü dārın görmişüz

 

              Gūy-ı çevgān-ı fenā olmışdurur aĥresleri

              Mülk-i şān u şevketüŋ biŋ tācdārın görmişüz

 

              ćĀķıbet eyler sevād-ı ĥaţţ-ı rūyın dāġdār

              Gülşen-i ħüsnüŋ nice lāle-Ćiźārın görmişüz

 

              Naġme-perdāzī müsellemdür Baŝīrī Nābi’ye

              ćAndelībān-ı ĥoş-elħānuŋ hezārın görmişüz                     (CXX/1-6)

 

2. Dîvânı

 

Basîrî Dîvânı’nın bugün itibariyle bilinen tek nüshası, İstanbul Millet Kütüphane yazmaları arasında, 34 Ae Manzum 55 arşiv numarasında kayıtlıdır. Dîvân’ın bu nüshası Ali Emiri Koleksiyonunda yer almaktadır. Fiziki özellikleri ise şu şekildedir: açık kahverengi meşin sırtlı, bez kaplı cilt; aharlı kağıt; muhtelif satır; Arap-Nesih yazı; cetvelli ve şirazelidir. Eserin iç kapağında “Basîrî A’mâ Musulî Halil Efendi’dir. Tezkire-i Şefkat’de terceme-i hâli ve âsârı gösterilmiştir.” ibaresi vardır. Yazmanın 2a ve son varağında Millet Kütüphanesi mührü bulunmaktadır. Yazmada Arap-Nesih yazı çeşidi kullanılmış olup bazı sayfalarda farklı olmakla birlikte genel itibariyle 17 satır yazı mevcuttur.

Yazmanın başı şöyledir:

BāĈ-i bi’smi’llāh’dur gencīne-i sırr-ı Ĥudā

Sīndür dendāne-i miftāħ-ı ebvāb-ı hüdā

 

Yazmanın sonu ise şu şekildedir:

Pāy-ı reftārumı ķaţĆ itdi ġam-ı bī-pāyān

Çekmemişsin ne bilürsin ġam-ı bī-pāyān

 

  1. Basîrî Dîvânı’nın Şekil Özellikleri
    1. Nazım Şekilleri
      1. Gazel

Basîrî’nin Dîvânı’nda sadece gazel nazım şekliyle yazılmış manzumeler bulunmaktadır. Divan’da 322 adet gazel yer almaktadır. Eserde, 5 beyitli 151 gazel, 6 beyitli 4 gazel, 7 beyitli 149 gazel, 8 beyitli 1, 9 beyitli 11, 10 beyitli 2, 11 beyitli 3 ve 12 beyitli 1 gazel vardır. Dîvân, toplam 322 gazel ve 1994 beyitten oluşmaktadır. Bu dağılıma baktığımızda Basîrî’nin gazellerinin çoğunu 5 ve 7 beyitli olarak yazdığı görülmektedir. Dîvân’da gazel dışında nazım şekli bulunmamaktadır.

Mürettep bir dîvânda genel itibariyle kasîdeler, musammatlar, gazeller, kıt’alar, matla ve müfredler gibi bir sıra takip edilir. Ancak Basîrî Dîvânı’nda bu sıra takip edilmeyip sadece gazellere yer verilmiştir. Şairin gazele verdiği önemi gösteren bir manzûmesi şöyledir:

           

[feĆūlün/feĆūlün/feĆūlün/feĆūl]

Neşāt-āver ü neşve-zādur ġazel

            Dil-ārā vü ĥāţır-güşādur ġazel

 

            Keder ķoymaz āyīne-i sīnede

            Kemāl ehline ġam-zedādur ġazel

 

            Ten-i mürdeye rūħ-baĥş olmada

            Nümūdār-ı āb-ı beķādur ġazel

 

            Marīż-i ġam-ı Ćışķa şehd-i şifā

            Dil-i derdmende devādur ġazel

 

            Ne berşe ne tiryāke memnūn olur

            Baŝīrī’ye ħālet-fezādur ġazel                       (CCX)

 

 

  1. Basîrî’nin Şiirinde Ahenk

2.2.1.Vezin

Basîrî Dîvânı’nda sadece gazel şeklinde 322 adet şiir bulunmakta olup, bunlarda da 9 ayrı aruz bahri ve 26 farklı kalıp kullanılmıştır. Basîrî, kalıpları kullanmakta umumiyetle başarılıdır, ancak bazı şiirlerinde aruz kusuru olan zihafa da rastlanmaktadır. Aşağıdaki tablodan da anlaşıldığı üzere, Basîrî’nin, Dîvânı’nda en çok, aşağıdaki tablodan da anlaşıldığı üzere, mefĆūlü fāĆilātü mefāĆīlü fāĆilün veznini tercih ettiği görülmektedir.

Basîrî Dîvânı’nda kullanılan kalıplar:

Vezin

Bahirler

Adedi

fāĆilātün fāĆilātün fāĆilātün fāĆilün

Remel

58

mefāćīlün mefāćīlün mefāćīlün mefāćīlün

Hezec

40    

mefćūlü fāćilātü mefāćīlü fāćilün

Muzari

65

fećilātün mefāćilün fećilün

Hafif

10

fećilātün fećilātün fećilātün fećilün

Remel

46

mefāćilün fećilātün mefāćilün fećilün

Müctes

38

mefāćīlün mefāćīlün fećūlün

Hezec

3

mefćūlü mefāćīlü mefāćīlü fećūlün

Hezec

27

mefāćilün fećilātün mefāćilün fećilātün

Müctes

3

feĆūlün feĆūlün feĆūlün feĆūlün

Mütekarib

2

fāĆilātün fāĆilātün fāĆilātün fāĆilātün

Remel

1

mefĆūlü fāĆilātün mefĆūlü fāĆilātün

Muzari

7

müfteĆilün mefāĆilün müfteĆilün mefāĆilün

Recez

5

mefĆūlü mefāĆīlün mefĆūlü mefāĆīlün

Hezec

2

mütefāĆilün feĆūlün mütefāĆilün feĆūlün

Kamil

1

müstefĆilün müstefĆilün müstefĆilün müstefĆilün

Recez

2

fāĆilātün fāĆilātün fāĆilün

Remel

1

müftećilün müftećilün fāćilün

Seri’i

1

feĆūlün feĆūlün feĆūlün feĆūl

Mütekarib

1

müstefĆilātün müstefĆilātün

Recez

1

feĆilātün feĆilātün feĆilün

Remel

2

feĆilātün feĆilātün feĆilātün feĆilātün

Remel

1

mefćūlü mefāćilün fećūlün

Hezec

3

müfteĆilün fāĆilün müfteĆilün fāĆilün

Münserih

2

 

Basîrî’nin kalıp çeşitliliği noktasında Türk edebiyatında en önde gelen isimlerden biri olduğu söylenebilir. Nitekim Haluk İpekten tarafından yapılan bir araştırmada,[49] Basîrî’nin bu kadar çok farklı kalıpla şiir söyleyebilmesi onun becerisini göstermektedir.

 

  1. İmâle

Kelime anlamı çekme, uzatma, bir tarafa eğme manasına gelen imâle, terim olarak ise, aruz ölçüsüne uydurulmak için sesin uzatılmasına denilir. İmâlenin, kısa uzaltma anlamına gelen imâle-i maksûr ve çok uzatma anlamına gelen imâle-i memdûd olmak üzere iki çeşidi vardır.[50] Basîrî’nin manzumelerinde med ve zihafın yanı sıra sıklıkla imâle yapıldığı da tespit edilmiştir. Divanda görülen imalelere birkaç örnek aşağıya örnek olarak alınmıştır:

                        Kimi gelür cihāna kimi gider cihāndan

  Bī-iĥtiyārdur hep āyende revende                         (CCLXXXVI/4)

                       

Aŝluŋ ĥiŝāl-i ferćine teĈśīr ider gibi

  bir kimse beŋzemez pederine püser gibi                             (CCCVII/1)

                       

Dil-i saĥtın Baŝīrī yā Ĥudā nerm eylese yā ĥod

                        Benüm gibi anı da derd-i ćaşķa mübtelā itse                      (CCLXXXVII/5)

 

  1. Med

Arapça ve Farsça kelimelerde bir uzun heceyi, ya da sonu iki sessiz harfle veya hemze ile biten bir heceyi bir uzun bir kısa olmak üzere iki hece olarak okumaya imâle-i memdûde veya med denilmektedir.[51] Dîvân’da yer alan gazellerde sıklıkla med yapılmıştır. Dîvân’da bulunan med uygulamalarından, Türkçe kelimelerde geçenlerini –daha ilgi çekici olması hasebiyle- örnek olarak veriyoruz:

                        Aramızda var bizüm maćnī yüzinden daġlar

  Gerçi kim Ferhād ŝūretde muķaddemdür baŋa                    (V/5)

                       

                        Az müddetde giriftār-ı kemend-i merg olur

  Çoķ mülūk-i nāmdāruŋ gīr ü dārın görmişüz                      (CXX/3)

                       

                        Iraġ gezmeyen  āşūb-gāh-ı keśretden         

  Yaķīn ki derg[eh]-i Ħaķķ’uŋ muķarrebi olmaz                   (CXXIII/4)

                       

Ĥaţādan özge bir endīşe-i ŝavābum yoķ

  Ŝayılsa biŋ günehüm var bir śevābum yoķ                (CLXXXVII/1)

                       

Pāy-ı ĥum-ı meyi maḳar itdüm ü  ĥıştı zīr-i ser

  Başumı kesseler eger çekmezem el ayaġdan            (CCXXXV/2)

 

Vuŝlata gerçi ţāmićam mihr-i rūĥıyla şāmićam

  Görmege ayda ķānićam gün yüzini ıraġdan              (CCXXXV/4)

                       

Yoķdur nihāyeti ruķabānuŋ Baŝīriyā

  Zīrā ki her ne var siver yārumı bütün                        (CCXXXVI/7)

                       

Ţaŋ mı şehīd-i ćaşķa felek çekse tīġ-i cevr

  Ālūde biŋ kez itmiş anı ĥūn-ı al ile                            (CCLXXXV/3)

 

Merdüm-i çeşm gibi çeşmümde

Yeri var söylesem ki var yeri                                               (CCXCVIII/3)

                                                                                                                                      2.2.4. Zihâf

Asıldan uzaklaştırma anlamına gelen zihâf, aruz terimi olarak ise uzun okunması gereken hecelerin kısa okunmasına denir.  Bu yönüyle baktığımızda imâlenin tersidir. Arapça ve Farsça uzun sesli heceleri aruz kalıplarına uydurabilmek için yapılan aruz hatasıdır.[52] Dîvân’da yer alan zihâf örneklerinden bazıları aşağıya alınmıştır:

                        Miħrāb-ı ebru-yı kecine ţoġru ţurmasaķ

  Maķbūl-i bārgāh-ı Ħaķ olmaz namāzumuz              (CXXXII/2)

                       

Buţlānı hüveydā olur olmazsa hüveydā

  Şāyeste ćamel müddeći-i aŝl u nesebden                             (CCLIII/2)

                       

Minnet-i maĥlūķı çekmez Ĥāliķ’in rāzıķ bilen

  İbtilā-yı fāķadan ħāli digergūn olsa da                       (CCLXXVI/8)

 

Aşağıdaki gazelin “bi’smi’llāh” kelimesinde hem med hem de zihâf vardır. Birinci beyitte med, ikinci beyitte ise zihaf gösterilmiştir:

 

                        BāĈ-i bi’smi’llāh’dur gencīne-i sırr-ı Ĥudā

  Sīndür dendāne-i miftāħ-ı ebvāb-ı hüdā                              (I/1)

                       

                        İntihādan behre bulmaz intihā-yı devre dek

  Her kitāba itmesek bi’smi’llah ile ibtidā                             (I/2)

 

2.2.4.Redif

 

Eski Türk edebiyatı içinde önemli bir ahenk unsuru sayılan redif, kafiye kelimesinin revî harfinden hemen sonra gelen ve manzume boyunca tekrarlanan harf, ek ya da kelimelerdir. Redif, ahenk unsurunun yanında hem anlamı etkiler hem de şiirin temasını belirler. Şiire konu bütünlüğü ile beraber “yek-âhenk” bir görünüm de kazandırır.[53] Basîrî Dîvânı’nda bir ek, bir kelime, bir ek+bir kelime, bir ek+iki kelime, bir ek+üç kelime, iki kelime şeklinde redifler kullanılmıştır.

                        Bahār[du]r içelim bāde her çi bād-ā-bād

                        Ne var ise virelüm bāda her çi bād-ā-bād                            (XLIX/1)

 

                       Ne ŝānićsin ki ŝunćuŋ seng içinden āb ider peydā

                       Dıraĥt-ı ĥārdan gül-gonçe-i sīr-āb ider peyda                     (II/1)

 

                        Ķısmet olmış çünki neyl-i nićmet-i dünyā saŋa

  Ġāfil olma iddiĥār it tūşe-i ćuķbā saŋa                               (IV/1)

                       

Cihān kāşāne vü şemći ruĥ-ı cānānedür gūyā

                        Yanınca ĥalķ-ı ćālem ser-te-ser pervānedür güya               (X//5)

 

                        Devr-i ruĥuŋda verd-i muţarrāya kim baķar

                        Çeşmüŋ yanuŋda nergis-i şehlāya kim bakar                      (CX/1)

 

                        Gedā-yı nićmet-āmūzam beni ac eyleme yā Rab

                        Sihām-ı fāķa vü iflāsa āmāc eyleme yā Rab                         (XXVI/1)

 

                        Pürdür evŝāf-ı gül-i terden dehān-ı ćandelīb

                        Ħaşre dek bulmaz nihāyet dāstān-ı ćandelīb                       (XXVII/1)

 

                        Mest-i ćaşķuŋ bāde-i ħamrāya itmez iltifāt

                        Teşne-i laćl-i lebüŋ ŝaħbāya itmez iltifat                 (XXXV/1)

 

  1. Kâfiye

Şiirde harfin yinelenmesine, en az iki mısra sonunda olup, anlamca ayrı ses benzerliğine kafiye denilmektedir. Basîrî Dîvânı’nda hem farklı yapıdaki kâfiyeler hem de göz kafiyesi kullanılmıştır.

Revî ve önceki uzun ünlüden oluşan kâfiye anlamına gelen kâfiye-i mürdefe en sık kullanılan kâfiye türüdür: ān, āb, īb, ār, ūr…gibi.

Basîrî Dîvânı’nda kâfiye-i mürdefenin yanında kâfiye-i mücerrede, kâfiye-i mukayyede, kâfiye-i müessese gibi kafiyeler de kullanılmıştır.

 

  1. Ahenk Unsuru Olarak Ses Tekrarları

Tahirü’l-Mevlevî’ye göre ahenk; “manzum, mensur bir sözün kulağa güzel ve pürüzsüz gelmesi, adeta hafif tertip bir musikî tesiri yapmasıdır”[55] Basîrî, manzumelerine ahenk katmak için şiir dilinin tüm imkânlarından yararlanmıştır. Kâfiye, redif, vezin ve ses tekrarlarını başarılı bir şekilde kullanması onun şiirlerine belirli bir ahenk katmıştır. Bu ahenk unsurlarının anlamı pekiştirmek için Basîrî tarafından bilinçli olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Konuyla ilgili örnek manzûmeler aşağıdadır.

 

            Baŝar yoġ ise Baŝīrī baŝīrete şükr it

            Belādur olsa baŝīrsüz olan baŝīretsüz                      (CXXVI/7)

 

            Bülbül-i rengīn-nevāyām Ćārıż-ı dil-ber benüm

            Gülşenümdür gülşenümdür gülşenümdür gülşenüm

 

            Yādi-i ţāĆatde sūĈ-i ķaŝdum eylerdi bu nefs

            Reh-zenümdür reh-zenümdür reh-zenümdür reh-zenüm

 

            Ħıfž-ı Ħaķ ķurtarmış istīlā-yı bāţıldan beni

            cevşenümdür cevşenümdür cevşenümdür cevşenüm

 

            Çekdigüm yoķdur ħaţar ĥavfın diyār-ı yārda

            MeĈmenümdür meĈmenümdür meĈmenümdür meĈmenüm

 

            Ey Baŝīrī ķovsalar da gicmezem ol kūydan

            Meskenümdür meskenümdür meskenemdür meskenüm     (CCXVIII)

 

 

Edebsüze edeb ögretmege edīb gerek

Edebsüz itmez edebsüzden iktisāb-ı edeb                (XXII/6)

 

            Nedür bu dişlerün dür mi güher mi

            Dehānuŋ nüsĥa-i Dürcü’d-dürer mi

 

            Nedür bu laćl-i nāb-ı ābdāruŋ

            Nemek mi şehd-i şīrīn mi şeker mi

 

            Nedür bu ţalćat-ı ćālem-fürūzuŋ

            Şućāć-ı şems mi nūr-ı ķamer mi

 

            Nedür bu nergis-i cāzū-pesendüŋ

            Belā-yı merdüm-i ŝāħib-nažar mı

 

            Nedür bu ġamze-i cellād ecel mi

            Nedür bu nevk-i müjgān nīşter mi

 

            Nedür bu ķāmet-i Ţūbā-ĥırāmuŋ

            Nihāl-i serv ü şāĥ-ı naĥl-i ter mi

 

            Va[r i]ken sende cānā bu maħāsin

            Baŝīrī ħüsn-i ġayra meyl ider mi                             (CCX/1-7)

 

  1. İkilemeler

Anlamı vurgulamak, pekiştirmek ve anlamayı kolaylaştırmak için ikilemeler de kullanılmıştır. İkilemelerin manzumelerin sonunda değil farklı yerlerinde kullanıldığı görülmüştür:

            Ĥaţdan esbaķ yüzine ĥāl düzülmiş yer yer

            Çekmeden ĥaţ nice kātibdür ider vażĆ-ı nuķaţ        (CLXXI/3)

 

Ķılub perverde ŝunćuŋ ķaţre-i bārān-ı nīsānı

Ŝadefde dāne dāne gevher-i nā-yāb ider peyda       (II/3)

 

Ķaţre ķaţre [meh-i] rūyuŋda ćaraķ mı yā ĥod

            Eśer-i jāle midür lāle-i nućmān üzre                                    (CCLXXVIII/2)

 

Çāk çāk olmayıcaķ ĥançer-i bī-dād ile dil

            Ħalķa-i zülfine reh-yāb olamaz şāne gibi                (CCCVIII/4)

 

Hefte hefte ben iken bülbül-i gülzār-ı viŝālüŋ

            Refte refte o gül-i tāze gözine diken itdüŋ               (CXCIX/4)

 

 

  1. Basîrî Dîvânı’nın Muhteva Yönünden Değerlendirilmesi

Daha önce de ifade edildiği üzre Basîrî Dîvânı sadece gazellerden oluşmaktadır. Bu bakımdan manzumelerin muhtevası da umumiyetle gazele uygun tarzdadır. Basîrî’nin âşikâne, rindâne, şûhâne, ârifâne ve hikemî tarzda gazelleri vardır. Manzûmelerde her ne kadar konu birliği şartı olmasa da bazı gazellerin yek-âhenk olduğu görülmektedir. Bazı gazellerde ise aşk, tasavvuf, hikmet ve nasihat gibi konular aynı anda işlenmiştir. Dîvân’ın muhtevasıyla ilgili genel bir değerlendirme yapabilmek için gazellerin genel konuları ve manzume sayıları çıkarılmıştır.

Dîvân’da işlenen konuların genel dağılımı aşağıdaki gibidir:

 

Sıra no

Konu

Manzûme Sayısı

Kullanım Oranı (%)

1

aşk

152

47%

2

bahar

6

2%

3

ferdî ahval

25

8%

4

edebî görüş

6

2%

5

hikmet

17

5%

6

methiye

8

2%

7

münacat

12

4%

8

nasihat

23

7%

9

rintlik

11

3%

10

sosyal hayat

13

4%

11

şikayet-tenkit

25

8%

12

tabiat

2

1%

13

tasavvuf

22

7%

 

Tablodaki verilerden hareketle Basîrî Dîvanı’nda en fazla işlenen konuların aşk, ferdî ahval, şikayet-tenkit, nasihat ve tasavvuf olduğu görülmektedir. Dîvân’da % 47 gibi yüksek bir oranla en fazla aşk konusu işlenmiştir. Bu durumun tespit edilmesine katkı sağlayan gazeller şu şekildedir:

ćIşķdur ćaşķ şarāb-ı nābum

Der-i meyĥāne vü keder-yābum

 

ćĀşıķ-ı māye-i źevķumdur ćaşķ

ćIşķ-bāzān-ı ħabīb aħbābum                                  (CCXXVII/1-2)

 

ćIşķ içre Baŝīrī veş Ferhād’ı benem Ćaŝruŋ

Şīrīn lebümüŋ sīnem taŝvīt-i dāġumdur                            (XCIV/5)

 

Şu kim ħarāret-i Ćaşķıla āteşīn-dil olur

Zülāli vuŝlata yetmezse ħāli müşkil olur                          (XCIX/1)

 

Baŋa teşbīh eylemez Mecnūn’ı ćāķil giçinen

Şīve-i rindī vü rüsvāyī müsellemdür baŋa

 

Aramızda var bizüm maćnī yüzinden daġlar

Gerçi kim Ferhād ŝūretde muķaddemdür baŋa                  (V/4-5)

 

Klasik Türk şiirindeki önemli temalardan biri de hiç şüphesiz âşık-rakîb çatışmasıdır. Zaman zaman Basîrî de rakîbi şiirine konu edinmiştir.

Seg-i kūy-ı ħabībüm gördüm olmış gice dü pāre

Raķībüŋ sāĆat-i mevti ķarīb olsa baĆīd olmaz     (CXV/3)

 

Beni dişler raķīb ayru seg-i kūy-ı ħabīb ayru

Bulınmış ittifāķı kelb ile ĥınzīr bir yerde              (CCKXXIX/4)

 

Hergiz raķīb ćāşıķ ile ülfet eylemez

Kāfir olur mı hīç müselmāna āşnā

 

Olma raķīb-i dīve ķarīb ey ferişte-rū

Cāyiz midür melek ola şeyţāna āşnā                      (XIV/2-3)

 

Raķībe dūst ķapusında pek ŝataşmışlar

Hele bu bābda segler iŝābet itmişler                      (LXXXVI/4)

 

 

Klasik edebiyatın önemli tiplerinden biri de zâhiddir. Zâhid, sûfi veyahut vâiz ana tiplerdendir. Basîrî de Dîvânı’nda bu tiplere yer vermiştir.

 

Ħikāyet itme baŋa ħūr-ı ćīn ey vāćiž

Ki dūst teşnesiyem raġbetüm aŋadur aŋa              (XVII/5)

 

Mükellef olsa zāhid itmez idi

Baŋa teklīf-i zühdi bī-tekellüf

 

Ŝafā-yı bāţına muħtāc ŝūfi

Degüldür ŝūfı geymekle tasavvuf              (CLXXXII/3-4)

 

 

Basîrî, doğum yeri olan Musul dışında, Bağdad, İstanbul ve bazı Anadolu şehirlerine yolculuk yapmıştır. Bu şehirlerden biri de dönemindeki adıyla Ruha yani Urfa’dır. Şair, gezdiği Urfa şehrinden çok etkilenmiş olmalı ki bunu bir gazelle nazma dökmüştür:

            Dil naķdin alur Ćişve-i ĥūbānı Ruhā'nuŋ

            Şeydā veş olursa n’ola rindānı Ruhā'nuŋ

 

            Dil-berlerinüŋ ķanı muħarrik ħarekātı

            Ţāķat mı getürsün buŋa sükkānı Ruhā'nuŋ

 

            Tersā-beçegānı idiyor ġāret-i īmān

            Perhīz idebilsün mi Müselmān’ı Ruhā'nuŋ

 

            Bāġ-ı İrem’e belki varılsa unudulmaz

            Seyr-i çemen ü źevķ-ı ĥıyābānı Ruhā'nuŋ

 

            Şehr-i Ħaleb’üŋ medħini eyler midi Şehrī

            Olsaydı müyesser aŋa seyrānı Ruhā'nuŋ

 

            Dir dīde-i Ćibretle baķın nehr-i Ĥalīl’e

            ćAynıyla budur çeşme-i ħayvānı Ruhā'nuŋ

 

            Hep ćAyn-ı Zelīħā’da şināverlik iderler

            Yūsuf gibi nāzende cevānānı Ruhā'nuŋ

 

            Mebźūldür ebnā-yı sebīle ġurebāya

            İnkār olınur mı nemek ü nānı Ruhā'nuŋ

 

            Nisyān ile de cenneti yād eylemez ādem

            Olsa nice gün ben gibi mihmānı Ruhā'nuŋ

 

            ćUşşāķı ider rāst maķāmında muĥayyer

            Taķsīm-i Ruhāvī’yle livā-ĥˇānı Ruhā'nuŋ

 

            Bu nažm-ı dür-efşāna ķulaķ çekdi Baŝīrī

            Gūş eyleyüb aĆyān-ı suĥan-dānı Ruhā'nuŋ              (CXCVIII)

 

  1. Basîrî Dîvânı’nın Bazı Dil Hususiyetleri

Basîrî, Arapça, Farsça ve Türkçe eserler vermiştir. İncelediğimiz Türkçe Dîvânı’na göre dili, oldukça başarılı bir şekilde kullandığını söylemek mümkündür. Dili ne çok ağır ne de çok sadedir. Dönemine göre ortalama bir dile sahiptir. Bununla beraber yaşadığı coğrafyayı da dikkate aldığımızda sık sık Farsça yapılı ikili ve üçlü tamlamaları kullanmıştır:

         Mihmān-ı ĥˇān-ı çerĥ-i siyeh-kāse olalı

         Ĥūn-ı cigerdür eyledigi mā-ħażar baŋa          (IX/5)

 

         Ķabūlüŋ sikkesi naķd-i ćamelde olmasa olmaz

         Sezāvār-ı ticāretgāh-ı şehristān-ı dīn yā Rab (XXV/5)

 

Yukarıdaki manzûmede olduğu gibi üçlü tamlamaları da sık sık kullanmıştır. Nadir de olsa daha uzun tamlamalar da kullandığı görülmektedir.

Şikāyet-ı dil-i nā-şād-ı baĥt-ı nā-sāzı

            Raħīm olmayana Ćarż iden ħakīm degül                 (CCIV/2)

 

Basîrî’nin halkın gündelik dilde kullandığı kelimeleri ihtiva eden bazı beyitleri ise şöyledir:

Bir perī sivmişem ki ćişveleri

            Melegi zār ider degül beşeri             (CCXCVIII/1)

 

Cāndan ne yeter olmasa cānān nažarumda

            Cānum yolına virmege cānānum olaydı                   (CCCXIV/3)

 

Çoķdur egerçi çoķ siven ey ġonçe-fem seni

            Ol cümleden de çok siven ammā benem seni          (CCCXVI/1)

 

Basîrî’nin oldukça akıcı bir dili vardır. Divan’daki CCCXIII, CXCVI, CCLXXV nolu manzumeler bu akıcılığa örnek olarak gösterilebilir. Basîrî akıcı bir dil kullanmasının yanı sıra aruzda da oldukça başarılıdır. Türkçeyi, vezin gereği, dili fazla zorlamadan ve aruz hatalarına çok fazla düşmeden kullanmıştır. Dîvânı’nda yerel halkın günlük dilde kullandığı kelimeleri de sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Örnek beyitler şu şekildedir:

Tapşırmak: vermek, ulaştırmak, yetiştirmek, emânet etmek.

ćIşķa ţapşurdum metāć u dāniş ü idrākümi

            Bī-tekellüf āteşe virdüm ĥas u hāşākümi                 (CCCXIII/1)

 

beslemek: yedirip içirmek, geçimini sağlamak.

Āb-ı dīdemle seni besledüm ey naĥl-ķadüm

            ćĀfiyet ġayra naŝīb oldı ne çāre śemerüŋ                (CXCVI/4)

 

öleyazmak: ölecek duruma gelmek, neredeyse ölmek.

Baŋa bir nāme yazub kesrümi cebr eylemedüŋ

            Öleyazdum saŋa aħvālimi [ben] yaza yaza              (CCLXVIII/4)

 

sepmek: saçmak, dağıtmak.

Ŝu seper āteş-i ĥışm u ġażab-ı Mevlā’ya

            Dāne-i eşk ile gevher ola mı hem-pāye                    (CCLXXV/1)

 

4.1. Arkaik Şekiller

Basîrî’nin Dîvânı’nda bugün arkaik sayılan bazı ek ve kelimeler vardır. Arkaik eklerden bazılarını şu şekilde saymak mümkündür: -eyin (CCCI/5), -cek (V/1).

Dîvân’da geçen bazı arkaik kelimeler ve bugünkü karşılıkları da aşağıya çıkarılmıştır:[56]

irgürmek: ulaştırmak, eriştirmek.

         Ķoma žulmāt-ı ďelāletde Baŝīrī mānend

         İrgür envār-ı hüdāya beni yā Rab yā Rab                   (XXIV/7)

 

ivmek: acele etmek.

            İvmekle Baŝīrī gözüŋ aç menzil alınmaz

            Tevķīfine teshīline teysīrine muħtāc                        (XLIII/7)

 

ķanda: nerede, nereye.

            Eşki müjemüŋ ķanda Furāt u Ceyħūn

            Lücce-i baħr-i pür-āşūba şebīh ola mı Şaţ               (CLXXI/4)

 

Ŝuvarmaķ: sulamak, su vermek.

Vācib biliyor ķadħi ķadeħ-nūşlara şeyĥ

            Farż oldı iki cām ile ćaķlını ŝuvarmaķ                     (CLXXXIV/3)

 

özge: başka, gayri.

Ĥaţādan özge bir endīşe-i ŝavābum yoķ

            Ŝayılsa biŋ günehüm var bir śevābum yoķ              (CLXXXVII/1)

 

         Basîrî, arkaik şekillerin yanında Türkçe’de isimden fiil yapmak için en yaygın kullanılan eklerden birisi olan “la” eki’ni de kullanmıştır. -la eki “gibi olmak” anlamına gelir. Musa gibi olmak anlamına gelen Mûsa’lanmak gibi şekilleri kullanarak vezin ve kafiyede kolaylık sağlamıştır. La ekini kullanmadığı takdirde Mûsa gibi olmayı söylemede zorlanabileceğini düşünerek böyle bir kullanımı tercih ettiği ifade edilebilir.

 

            Nefs-i cāhil ŝadrdan server olub raĆnālanur

            Gör belāyı bezm-i Ćirfān içre de bālālanur

 

            Eylemezken illādan temeyyüz[57] ol bī-ĥayır

            Bilmeyüb ħaddini bu ħāliyle müsteśnālanur

 

            İtse nuţķ-ı lüknet-āmīziyle ezber muŝħafı

            İbtidā-yı Ţūr’a vāŝıl olıcaķ Mūsā’lanur

 

            Murġ-ı ţabĆı süst-pervāz-ı hevā-yı ħıfž iken

            Ķāf’a yetdükde sebuĆ-dāşānına Ćanķālanur

 

            Ħıfž-ı ĶurĈān eyleyen ħıfž-ı ħudūd itmek gerek

            Yoķsa her ħāfıž Baŝīrī zuĆmıla monlālanur                       (XCVII)

 

Sonuç

Günümüzde resmî olarak Türkiye’nin sınırları dışında kalsa da Türkiye ve Türkler’le dînî, tarihî, lisanî ve kültürel bağı olan pek çok yer, pek çok insan vardır. Bu bölgelerde yüzyıllarca Türkler hâkim olmuş, Türkçe konuşulmuş ve yazılmıştır. Böyle yerlerden biri de Musul’dur. Musul yüzyıllardan beri Türkler’in yaşadığı, Türkçe’nin konuşulduğu bir yer olduğundan Türkçe şiir söyleyen pek çok şair de yetişmiştir. Bunlardan biri de Basîrî’dir. Ancak ne yazık ki bugüne kadar Basîrî ile ilgili ciddi ve ilmi bir çalışma yapılmamıştır.

Basîrî, 1700-1765 yılları arasında yaşamış asıl adı … olan bir şairdir. Küçük yaşlarda gözlerini kaybettiği için eserlerinde Basîrî mahlasını kullanmıştır. Çok zeki bir hâfız olan Basîrî, dînî ve ilmî alanlarda da kendini yetiştirmiş ve zamanla tanınan birisi olmuştur.  Zamanla Arapça, Farsça ve Türkçe eserler vermiş olan şair, Türkçeyi şiir dili olarak çok başarılı bir şekilde kullanmıştır. Basîrî’nin incelediğimiz Dîvân’ı, sadece gazellerden oluşmaktadır. Dîvân’da toplam 322 gazel bulunmaktadır. Basîrî şiirlerinde vezin, kafiye ve redifleri başarılı bir şekilde kullanmıştır. Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerle kafiye yapmada oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Dönemine göre sade bir dili vardır. Bazı şiirlerinde uzun terkipler olması, Arapça-Farsça kelime ve terkiplerin varlığı dilini çok fazla ağırlaştırmamıştır.

Vezin gereği ise bazı kelimelerde tasarruflarda da bulunmuş olan Basîrî’nin hemen hemen tüm edebî sanatları yerli yerinde kullanması, onun başarılı bir şair olduğunu da göstermektedir. Özellikle teşbih, mübalağa, tezat, telmih, cinas, irsal-i mesel, leff ü neşr ve hüsn-i ta’lil gibi sanatlarda güzel örnekler vermiştir. Şiirlerin muhteva yönünden en güçlü yanı ana temasının aşk olmasıdır. Manzumeler büyük oranda aşktan bahsetmektedir. Basîrî’nin Dîvân’ı dışında, Musul kuşatmasının anlatıldığı Türkçe Urcûze, nahivle ilgili ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Surerü’l-Mahtûme, Musul’un İran hükümdarı Nâdir Şâh tarafından kuşatılmasını anlattığı Arapça Urcûze ve Musul kuşatmasını cümmel tekniğiyle yazdığı Dâdiyye isimli eserleri vardır. Eserlerinden de anlaşılacağı üzere, Musul kuşatması konusunda hem Arapça hem de Türkçe urcûzeler yazması söz konusu olayın Basîrî’nin hayatında büyük bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.

 

 

Kaynaklar

Abdulkadir eş-Şehrebânî (1936). Şuarâ-yı Bağdat ve Küttâbuhâ Eyyâme Davud Paşa, Bağdat.

Akkuş M.(2008). Hatîbî, Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdat, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay., Ankara.

Ahmet Vefik Paşa, (2000), Lehçe-i ‘Osmânî,  TDK Yayınları, Ankara.

Aksoy, Ö, A, (1984), Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, C. 2, Deyimler Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara.

Aksoyak,İ. H., (2008) “Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve Araştırmacıların Gereksiz Müdahaleleri”, Turkish Studies (Prof. Dr. İsmail Ünver Adına - İmlâ Özel Sayısı), vol. 3/6, s. 59-74.

Aydıner, M., (2007), “Ragıp Paşa”, TDV. İslâm Ansiklopedisi, C. XXXIV, s. 403-406, İstanbul.

Benderoğlu, A., (1989). Irak Türkmen Edebiyâtı Tarihine Bir Bakış, Dâru’ş-Şuûni’s-Sekâfeti’l-Âmme, 1989, Bağdat.

Cengiz, H. E. (1986). “Divan Şiirinde Musammatlar” Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı (Divan Şiiri). TDK Yayınları, Ankara.

Coşkun, V. (2012). Türkçenin Ses Bilgisi, IQ Kültür Sanat Yay., 2. bs., İstanbul.

Çapan, P., (2005), Mustafa Safâyî Efendi, Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l- Âsâr Min Fevâidi’l-Eş’âr) İnceleme-Metin-İndeks, Ankara.

Çavuşoğlu, M., (1992), “Basîrî (ö. 941/1534-35)”, TDVİA, C. 5, s. 105-106.

Demirbağ, Ö, (1999), Koca Ragıb Paşa ve Divan-ı Ragıb, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Van.

Dilçin, C. (2009). Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.

Dilçin, C. (2011). Divan Şiiri ve Şairleri Üzerine İncelemeler, Kabalcı Yayınları, İstanbul.

Esrar Dede, (2000), Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye, (hzl. İlhan Genç), Ankara.

Hüseyin Ayvansarâyî, (1985), Mecmua-i Tevârîh, (hzl. Fahri Ç. Derin-Vahid Çabuk), İstanbul.

Bayatlı, H. K. (1996), Irak Türkmen Türkçesi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.

Bayatlı, N. A.(1975), XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Doktora Tezi, İstanbul.

Hürmüzlü, H. (2003). Kerkük Türkçesi Sözlüğü, Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul.

İpekten, H. (1996). Fuzûlî, Hayatı, Sanatı, Eserleri, Akçağ Yayınları, Ankara.

İpekten, H. (1999). Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, Dergâh Yay., İstanbul.

İpekten, H., İsen, M.-Toparlı, R.-Okçu, N.-Karabey, T., (1988), Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Ankara.

İnal, İ, M, K,  (1969). Son Asır Türk Şairleri, MEB. Yay., İstanbul.

İslâm Ansiklopedisi. “Bağdat” maddesi, Devlet Kitapları, C. II. s. 205. 211; “Davud Paşa” maddesi. C. III, 496, 1970, İstanbul.

Kara, M., (1998), Türkmen Türkçesi ve Türkmen Edebiyatı Üzerine Araştırmalar, Akçağ Yayınları, Ankara.

Kurnaz, C. (2004). Eski Türk Edebiyatı, Gazi Kitabevi, Ankara.

Levend, A. S. (1984). Divan Edebiyatı kelimeler ve Remizler Mazmunlar ve Mefhumlar, Enderun Kitabevi, İstanbul.

Levend, A. S. (1973). Türk Edebiyâtı Tarihi, TTK Yay., Ankara.

Macit, M. (2005). Divan Şiirinde Âhenk Unsurları, Kapı Yay., İstanbul.

 

Macit, M., (2006). “İlk Klasik Dönem (1453-1600) Şiir”, Türk Edebiyatı Tarihi, (editörler:  Talât Sait Halman, Osman Horata vd.), 2. C.,.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul.

Mehmed Süreyyâ, (1315), Sicill-i Osmânî, İstanbul.
Zübeyiroğlu, R., Mehmet Tevfik Efendi, (1989), Mecmuatü’t-Terâcim, İstanbul Üniversitesi Doktora Tezi, İstanbul.

Muhtaroğlu, V., (2002). Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi. C. 1, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

Nuri, M. K. (1987). Erbil ve Amirli Ağızları. Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Onay, A. T. (1996). Türk Şiirlerinin Vezni. (haz. C. Kurnaz), Akçağ Yayınları, Ankara.

Onay, A.T. (2009). Açıklamalı Divan Şiiri Sözlüğü, (hzl. Cemal Kurnaz), H Yayınları, İstanbul.

Pala, İ. (1989). Ansiklopedik Divân Şiiri SÖzlüğü. Akçağ Yayınları, Ankara.

Saraç, M. A. Y. (2007). Klasik Edebiyat Bilgisi Biçim-Ölçü – Kafiye, 3F Yayınevi, İstanbul.

Sertoğlu, M. (1986). Osmanlı Tarih Lûgatı, Enderun Kitabevi, İstanbul.

Solmaz, S. (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şuarası, AKM Yay., Ankara.

Ş. Sâmî, (1987 ve 1317), Kâmûs-ı Türkî, Çağrı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul

Şeyhî Mehmed Efendi, (1989), Vakâyiü’l-Fuzalâ (Şakâyık-ı Nu ́mâniye ve Zeyilleri), (hzl. Abdülkadir Özcan), İstanbul.

Şentürk A., Kartal A. (2010). Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul.

Tahirü’l-Mevlevî (1994). Edebiyat Lügatı, Enderun Kitabevi, İstanbul.

Terzibaşı, A., (1963). Kerkük Şairleri. C. 1. Zaman Basımevi, Bağdat.

Tuman, M. N, (2001), Tuhfe-i Nâilî: Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, (hzl. Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı), C. 1-2, Ankara.

Tuzcu, K., Klasik Arap Şiirinde Recez ve Urcûze, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2003.

Vasfi, İ. S. (2001). Irak Türklerinde Deyimler ve Atasözleri (II. Baskı). Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul.

Yorulmaz, H, (1989), Koca Ragıb Paşa Divanı, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensütüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

 

[1] Osman Horata-Muhsin Macit, XVIII. Yüzyıl Türk Edebiyatı, Anadolu Üniversitesi Yayını, Eskişehir 2012, s. 13.

[2] ez-Ziriklī Ĥayreddīn, el-Aćlām –Ķāmūsü Terācim Li-Eşheri’r-Ricāl Ve’n-NisāĈ Mine’l-ćArab ve’l-Müstaćrebīn Ve’l-Müsteşriķīn,  2002, C. 2, s. 320-321; Muhammed Emin el-Ömerî, Menhelü’l-Evliyâ ve Meşrabü’l-Esfiyâ, C.1, s. 241-242; Hatîbî, Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdat, hzr. Mehmet Akkuş, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2008, s. 69; Filiz Kılıç, Tezkîre-i Şu’ârâ-yı Şefkat-i Bağdâdî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, e-kitap, Ankara, 2017, s. 51; Usâmeddin ‘Osmân b. ‘Ali Murâd el-Umerî, er-Ravdu’n-Nadır Fî Tercümeti Üdebâi’l-‘Asr, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1973, C. 1, s. 586; İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, C. 25, s. 208; Yasin b. Hayrullah el-Hatîb, Münyetü’l-Udebâ Fî Târîhi’l-Musuli’l-Hudebâ, Tahkîk: Saîd Deveci,s. 256; Ebi’l-Fadl Muhammed Halil b. Ali el-Murâdî, Silkü’d-Dürer Fî A’yâni’l-Karni’s-Sânî ‘Aşar, Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiye, 3. Baskı, Beyrut 1988, C. 2, s. 102; Süleyman es-Sâyiğ, Târîhu’l- Musul, C. 2, s. 171-173; İmad Abdüsselâm Rauf, Mecelletü’l-Mecmai’l-Irâkî, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1973, s. 207; Muhammed Mustafa el-Ğulâmî, Şamâtatü’l-Anber, Matba’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1977, s. 125; Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî: Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, (hzl. Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı), Ankara 2001, C. 1-2, s. 101.

[3] ez-Ziriklī Ĥayreddīn, el-Aćlām, c. 2, s. 320,321.

[4] Hatîbî, Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd, s. 69.

[5] ez-Ziriklī Ĥayreddīn, el-Aćlām, C. 2, s.320, 321; Muhammed Emin el-Ömerî, Menhelü’l-Evliyâ ve Meşrabü’l-Esfiyâ, C. 1, s. 241-242;

[6] Hatîbî, Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd, s. 69-70.

[7] el-Murâdî, Silkü’d-Dürer, C. 2,s. 102.

[8] Bakınız: https//islamansiklopedisi.org.tr/satibi-ibrahim-b-musa, Erişim Tarihi: 22.07.2019.

[9] Bakınız: https//islamansiklopedisi.org.tr/ebul-ala-el-maarri, Erişim Tarihi: 22.07.2019.

[10] el-Ömerî, Menhelü’l-evliyâ, C. 1, s. 243.

[11] Muhammed Mustafa el-Ğulâmî, Şamâtatü’l-Anber, Matba’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1977, s. 125-126.

[12] Osman ed-Defterî, er-Ravdu’n-Nadır, varak 92.

[13] Ebû Muâz Beşşâr b. Bürd el-Ukaylî (ö. 167/783), şiirleri örnek olarak kullanılan son Arap şairidir. Bakınız: https://islamansiklopedisi.org.tr/bessar-b-burd.

[14] Muhammed Mustafa el-Ğulâmî, Şamâtatü’l-Anber, Matba’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1977, s. 125-126.

[15] el-Murâdî, Silkü’d-Dürer, C. 2,s. 102.

[16] İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, Mecelletü’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, Matbatü’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, C. 25, s. 213.

[17] Murâdî, Silkü’d-Dürer, Dâru’l-Beşâiri’l-İslamiye, 3. Baskı, Beyrut 1988, C. 2, s. 102. “Ah keşke o işini bitiriverseydi” ibaresi Kur’an-ı Kerîm’in Hâkka Sûresi 27. Âyetten iktibas edilmiştir. Âyette geçen “kâdıyeh” kelimesi “hüküm veren, yok eden, öldüren” anlamlarında olup “kâdî” şeklinde müzekker (erkek), “kâdiye” şeklinde müennes (dişi) olan bir kelimedir. Ayrıca bu kelime “bayan kadı, hakim, yargıç” anlamına da gelir. Buna göre “keşke kadı (yargıç) o kadın olsaymış” gibi bir anlam da kastedilmiş olabilir.

[18]Hatîbî, Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd, s. 70.

[19] ez-Ziriklī Ĥayreddīn, “el-Aćlām –Ķāmūsü terācim li-eşheri’r-ricāl ve’n-nisāĈ mine’l-ćArab ve’l-müstaćrebīn ve’l-müsteşriķīn”,  2002, C. 2, s. 320-321; Muhammed Emin el-Ömerî, Menhelü’l-evliyâ ve meşrabü’l-esfiyâ, C.1, s. 241-242; Hatîbî, Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdat, s. 69; Filiz Kılıç, Tezkîre-i Şu’ârâ-yı Şefkat-i Bağdâdî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayınları, e-kitap, s. 15; Usâmeddin ‘Osmân b. ‘Ali Murâd el-Umerî, er-Ravdu’n-Nadır Fî Tercümeti Üdebâi’l-‘asr, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1973, C. 1, s. 586; İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, C. 25, s. 208; Yasin b. Hayrullah el-Hatîb, Münyetü’l-Udebâ Fî Târîhi’l-Musuli’l-Hudebâ, Tahkîk: Saîd Deveci,s. 256; Ebi’l-Fadl Muhammed Halil b. Ali el-Murâdî, Silkü’d-Dürer Fî A’yâni’l-Karni’s-Sânî ‘Aşar, Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiye, 3. Baskı, Beyrut 1988, C. 2, s. 102; Süleyman es-Sâyiğ, Târîhu’l- Musul, C. 2, s. 171-173; İmad Abdüsselâm Rauf, Mecelletü’l-Mecmai’l-Irâkî, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1973, s. 207; Muhammed Mustafa el-Ğulâmî, Şamâtatü’l-Anber, Matba’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1977, s. 125; Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî: Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, (hzl. Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı), Ankara 2001, C. 1-2, s. 101.

[20] Bkz. Hatîbî, Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdat, s. 73. ve 35. sayfalar.

[21] Bkz. Ömer Demirbağ, Koca Ragıb Paşa ve Divan-ı Ragıb, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Van 1999; M. Aydıner, “Ragıp Paşa” mad., TDV. İslâm Ansiklopedisi, C. XXXIV, s. 403-406, İstanbul 2007; Hüseyin Yorulmaz, Koca Ragıb Paşa Divanı, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensütüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1989.

[22] Ömer Demirbağ, a.g.t., s. 4-5. Şefkat-i Bağdadî’ye göre: “Ragıb Paşa merhûm-ı merkûmu Urfa vâlîsi iken dâ’iresinde istishâb etmiş idi”. Bkz. Filiz Kılıç, Tezkîre-i Şu’ârâ-yı Şefkat-i Bağdâdî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayınları, e-kitap, s. 15;  Emin el-Ömerî’ye göre: Ragıb Paşa, Bağdat Valisi Ahmed Paşa maiyetinde Riyaset ve Defter Emaneti Vekiliyken (1730) veya ertesi yıl Bağdat Defterdarlığına tayin edildiği zamanlarda Basîrî ile tanışmış olmalıdır. Bkz. el-Ömerî, Menhelü’l-Evliya, C. 2, s.  243.

[23] el-Ömerî, Menhelü’l-evliyâ,  C. 1, s. 243.

[24] Ömer Demirbağ, a.g.t., s. 7-9.

[25] el-Ömerî, Menhelü’l-evliyâ,  C. 1, s.243; İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, s. 210-211.

[26] Ömer Demirbağ, a.g.t., s. 3-5.

[27] Basîrî, ona Nâdir Şah’ın Musul kuşatmasını tasvir ettiği urcûze’lerinden birini ithaf etmiştir. Bkz. İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, s. 210-211.

[28] İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, s. 210-211.

[29] Saîd Deveci, Mahtûtâtü’l-Mektebeti’l-Merkeziyye Fi’l-Musul, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1967, s. 17.

[30] Aruz ölçüsünün recez bahrinde yazılmış manzumelere Urcûze denilmektedir. Bakınız: Nihad M. Çetin, Eski Arap Şiiri, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1973, s. 64-70; Nihad M. Çetin, “Arûz”, DİA, III, s. 428-430; Tevfik Rüştü Topuzoğlu, “Recez”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2007, C. 34, s. 509-510.

[31] İbrahim Yılmaz, Recez Bahrinin Arûz Şekilleri, Ç.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 4, S. 2, Temmuz-Aralık 2004, s. 130. Bkz. Kemal Tuzcu, Klasik Arap Şiirinde Recez ve Urcûze, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2003.

[32] Bkz. İmad Abdüsselâm Rauf, Mecelletü’l-Mecmai’l-Irâkî, 1975, S. 25.

[33] Bu urcûze 1966 yılında Said Deveci tarafından Mecelletü’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî’nin 13. cildinin 260. sayfasında neşredilmiştir.

[34] Musul’un İran hükümdarı Nâdir Şâh tarafından kuşatılmasını anlattığı Türkçe eseridir. el-Hâc Hüseyin Paşa el-Celîlî’ye göndermiş olduğu Türkçe kasîdedir.

[35] Bkz. İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, s. 209-210.

[36] Hatîbî, Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd, s. 71.

[37] İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, C. 25, s. 215; Bu şiir Mecelletü’l-Mecmeu’l-İlmiyyi’l-Irâkî’nin 1965’te yayınlanan 13. Sayısında da yayınlanmıştır.

[38] Ey gözlerin aydınlığı/Şu feryadıma acı

O mübarek ağzından/Söndür alevimi

[39] İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, C. 25, s. 215; Muhammed Mustafa el-Ğulâmî, Şamâtatü’l-Anber, Matba’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1977, s. 125-126.

[40] Müheymin olan Allah’tan ebediyyyen salât/Elçilerinden seçilmiş olana ki o Ahmed

Övülecek şeyleri olanı överse biri/Ben Allah’a hamdolsun ki överim Ahmed’i

[41] Muhammed Mustafa el-Ğulâmî, Şamâtatü’l-Anber, Matba’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, 1977, s. 125-126.

[42] İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, s. 214-215.

Akıllı kişiye böbürlenerek bu dünyaya aldanmak yaraşmaz

Bu dünya aldanma yurdudur, bize de aldatıcı oldu

Nice akıl sahibini, emiri, veziri helak etmiştir

Nice âlimi, sırları/incelikleri bileni gafil avlamıştır

Hayatıma yemin olsun ki Abdullah ilimde meşhurdur

Erdemlilere yardımcı ve dine destek çıkandır

İlim onun için çokça gözyaşı dökerek üzüldü

Allah, Firdevs’i ona sığınak ve akıbet kılsın

[43] İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, s. 218-219; Süleyman es-Sâyiğ, Târîhu’l- Musul, C. 2, s. 173.

[44] el-Murâdî, Silkü’d-Dürer, C. 2,s. 102.

[45] Süleyman es-Sâyiğ, Târîhu’l-Musul, C. 2, s. 171.

[46] İmâd Abdü’s-Selam Raûf, ed-Dürerü’l-Manzûme ve’s-Sararu’l-Mahtûme, Matbû’âtu’l-Mecmai’l-İlmî el-Irâkî, C. 25, s. 216.

Yeryüzünü enine boyuna miras olarak aldığın halde/Adn cennetlerini de mi yarın arzu edersin?

Mirasların hepsini ele geçirmeyi ümit edersin/Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.

[47] Ali Fuat Bilkan, Nâbî Dîvânı I-II, Akçağ Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2011, s. 640-641.

[48] Bilkan, age., s. 696.

[49] Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, Dergâh Yayınları, 13. Baskı, İstanbul 2010, s. 280-284.

[50] Haluk İpekten, age., s. 145.

[51] Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, s. 150.

[52] Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, s. 155.

[53] M. A. Yekta Saraç, Klasik Edebiyat Bilgisi Biçim-Ölçü-Kâfiye, 3F Yayınları, İstanbul 2007, s. 267, 272; Ömer Faruk Akın, “Divan Edebiyatı”, TDVİA, TDV Yayınları, İstanbul 1994, C. 9, s. 402; A. Hamdi Tanpınar, 19’uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 1988, s. 20.

[54] Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiiri Bilgisi, TDK Yayınları, Ankara 1983, s. 59; Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Engin Yayınevi, Ankara 1999, s. 188; M. A. Yekta Saraç, Klasik Edebiyat Bilgisi Biçim-Ölçü-Kâfiye, 3F Yayınları, İstanbul 2007, s. 267, 272.

[55] Tâhirü’l-Mevlevî, a.g.e., s. 17.

[56] Arkaik kelimelerin anlamları Cem Dilçin’in TDK Yayınlarından Çıkan Yeni Tarama Sözlüğü’nden yararlanılmıştır. Derleyen Cem Dilçin, TDK Yayınları, Ankara 1983.

[57] Metinde “temeyyüz”den sonra “ol” kelimesi vardır.

Bu haber toplam 214 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim