• İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C

Millî Mücadele Döneminde İstanbul-Anadolu Arasındaki İktidar Mücadelesi (30 Ekim 1918 - 23 Nisan 1920)

Millî Mücadele Döneminde İstanbul-Anadolu Arasındaki İktidar Mücadelesi (30 Ekim 1918 - 23 Nisan 1920)
Ali Demirel, TYB Akademi 27, Millî Mücadele, Eylül 2019

Osmanlı Devleti ile Cumhuriyet tarihi arasında bir geçiş dönemi olan Milli Mücadele, halkın fiili katılımı anlamında en geniş ayaklanma hareketi olarak görülebilir. Bu milli ayaklanmaya, üst düzey asker ve sivil bürokrasinin oluşturduğu Türk burjuvazisi önderlik etmiştir. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından hemen sonra, vatanın bölünme ve yer yer işgal edilme tehlikesi baş göstermiş, tehlike altında olan yerlerin ileri gelenleri ‘‘Müdafaa-i Hukuk’’ adında birçok cemiyet kurmaya başlamıştır. Bu örgütlenme zamanla yayılıp genişlemiş, Sivas Kongresi’yle merkezileşmiş ve yurdun her tarafına dal budak sarmıştır.

Milli Mücadele, Misak-ı Milli programıyla bütün halkı bir araya getirmeyi amaçlamıştır. Ancak hemen hemen bütün hareketlerde olduğu gibi, halkın tümünü bu mücadele çevresinde toplamak mümkün olmamıştır. Bununla birlikte, bu savaşta, farklı birçok siyasi akım, etnik grup, mezhep, tarikat ve sınıftan insanın bağımsızlık için işbirliği yaptığına şahit olunmuştur.

Milli Mücadele aynı zamanda, İstanbul ile Anadolu arasında askeri ve sivil bürokrasi üzerinden iktidar çekişmesinin yaşandığı bir dönemi kapsamaktadır. İki taraf  arasında, asker ve sivil personel üzerinden şiddetli bir bürokrasi kavgası yaşanmıştır. Sonuçta bürokrasi demek, iktidar demekti. İstanbul ve Anadolu kendi bürokrasilerini ayakta tutabilmek için sürekli çatışmışlardır. Her iki taraf da, karşı tarafın temsilcileri durumundaki askerleri ve memurları tasfiye edip, kendi komutan ve memurlarını işbaşına getirmeye çalışmıştır.

Çalışmanın alanı, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918 ile Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı, yani Anadolu iktidarının resmi bir kimlik kazandığı 23 Nisan 1920 tarihleriyle sınırlandırılmıştır. Çünkü bu dönem, Milli Mücadele konusunda asker ve sivil herkesin yerini alma, safını belirleme dönemidir. İstanbul’daki Osmanlı hükümetlerine karşı, Anadolu’da ayrı devlet mekanizması bu süre içinde ortaya çıkmıştır. Şurası açıktır ki İstanbul ile Anadolu’nun Ordu-sivil bürokrasi üzerindeki asıl şiddetli çatışmaları bu dönemde yaşanmıştır. İstanbul hükümetleri ve Anadolu bu süre içinde kendi kuvvetlerini birbirlerine karşı hazırlamışlardır. Gerçekten de, İstanbul hükümetleri için asıl önemli mesele, Anadolu’da farklı bir otorite merkezinin doğmamasıydı. Diğer bir ifadeyle, Milli Mücadele yıllarında İstanbul hükümetlerinin asıl çabası, Anadolu’da, Mütarekeyle birlikte oluşan otorite boşluğunu doldurup, orada alternatif bir iktidarın ortaya çıkmasına engel olmaktı. Bunun için hem Ordu hem de sivil bürokrasi üzerindeki çetin mücadelelerle İstanbul, Anadolu’da ayrı bir hükümet organizmasının doğmasının yolunu kesmeye çalışmıştır. İstanbul’daki iktidar bunda muvaffak olamamış ve 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Anadolu'da yeni bir hükümetin kurulmasına şahit olmuştur. İstanbul hükümetleri başlangıçta her ne kadar Anadolu’daki yeni iktidarın varlığını onaylamamış olsalar da, ilerleyen süreçte bu iktidarın fiil mevcudiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. 1920 ortalarından başlayarak her iki taraf artık mevcut durumlarını muhafaza edip, otoritelerini pekiştirmek yolunu tutmuşlardır.

I. İstanbul Hükümetlerinin Ordu Bürokrasisindeki Tasfiyeleri

30 Ekim 1918’de İtilaf Devletleriyle Osmanlı Devleti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi’nin hemen akabinde, İstanbul hükümetinin Anadolu ile ordu bürokrasisi üzerindeki kavgası da başlamıştı. Yüksek kademede yer alan birçok komutan - ki bunlar ateşkes hükümlerinin hilafında yapılan haksız işgallere karşı tepki gösterip, direnişi teşvik etmişlerdir - hükümetin müdahalesiyle görevlerinden el çektirilmişlerdir.

Mütarekenin imzalanmasıyla birlikte İstanbul’daki Osmanlı hükümeti de siyasi bağımsızlığını kaybetmiş ve devlet işleri yabancıların doğrudan veya dolaylı denetimine girmiştir. Ateşkes ile birlikte savaş haline son verilmiş olmasına rağmen İtilaf güçleri, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde işgallere başlamışlardır. Vatanperver birçok komutan da bu haksız işgallere karşı direniş göstermiştir. Fakat dönemin İstanbul hükümetleri, işgalleri kabullenmeyen ve yabancıların haksız müdahalelerine tepki gösteren komutanları işgalcilerin de müdahaleleriyle görevlerinden uzaklaştırmıştır. Bunların yerlerine ya kendi emirlerini yerine getirecek komutanlar tayin etmiş ya da bu ordu birliklerini lağvetmiştir. İstanbul’un, kendi otoritesini Anadolu’da da tesis etmesi adına yapılan girişimlerden biri olarak Adana’da bulunan 2. Ordu Komutanı Nihat Paşa’nın görevden alınması gösterilebilir. Bu azil, Mütareke’nin imzalanmasından henüz 16 gün sonra geçtikten sonra, yani Ahmet Tevfik Paşa’nın Milli Mücadele dönemindeki birinci hükümeti zamında (11 Kasım 1918-12 Ocak 1919) gerçekleşmiştir.[1] 14 Kasım 1918’de İskenderun’da bulunan Fransız gemi komutanı İskenderun kaymakamı ile Liman Başkanı’nı tutuklatmıştır. 2. Ordu Komutanı Nihat Paşa, bu olayı haklı olarak protesto etmiştir.[2] Nihat Paşa’nın bu hareketini unutmayan İngiliz Yüksek Komiseri Arthur Calthorpe 2 Ocak 1919’da, Paşa’nın ‘‘Türk halkını teşkilatlandırıp silahlandırdığı, kasaba ve köylerde İslam cemiyetleri kurduğu’’ gerekçesi ile görevden alınmasını istemiştir.[3] Yüksek Komiserlik, aynı konuda 16 Ocak'ta ikinci notasını vermiş, İngilizlerin bu baskısına direnemeyen İstanbul hükümeti, 22 Ocak 1919’da Nihat Paşa’nın görevine son vermiş ve kendisini İstanbul’a çağırmıştır. Nihat Paşa’nın yerine, ileride kurulacak Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırlığı yapacak olan Mersinli Cemal Paşa tayin edilmiştir.[4]

İşgalcilerin haksız ve Mütareke hükümlerine alenen aykırı hareketlerine karşı direnişi teşvik eden Nihat Paşa’nın görevden alınması, Milli Mücadele döneminde İstanbul ile Anadolu arasında yaşanan bürokrasi kavgasının ne ilk ne de son örneğidir. İstanbul hükümeti, Anadolu’daki otorite boşluğunu doldurmak ve emirlerini uygulatabilmek için ordu bürokrasisindeki müdahalelerine devam etmiştir. Mütarekenin mürekkebi henüz kurumamıştı ki Bağdat’ta bulunan İngiliz kuvvetleri, Musul’u işgal etmek için 1 Kasım 1918’de harekete geçmişlerdi. Musul’da bulunan 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa işgali engellemek için Bağdat’taki İngiliz General Marshall’a mektup yazmış olmasına rağmen Musul, 10 Kasım 1918’de işgal edilmiştir. Bu durumda Ali İhsan Paşa, İstanbul’dan gelen emir üzerine Musul’u boşaltmış ve 6. Ordu karargâhını Nusaybin’e çekmiştir.[5]  Haksız işgali sindiremeyen Ali İhsan Paşa işgali protesto etmiş ve bölgedeki halkı, işgale karşı direniş göstermeleri için teşvik etmeye başlamıştır. Bu durum, Mısır’daki İngiliz Orduları Başkomutanı Allenby’in gözünden kaçmamıştı. 7 Şubat 1919’da gösterişli bir törenle İstanbul’a geldiğinde, Ali İhsan Paşa’nın görevden alınmasını ve istediği memurları değiştirebilmeyi Türk Hariciye Nazırı’ndan istemiştir.[6] Aynı gün İngiliz Hükümeti, Yüksek Komiser Calthope’tan Ali İhsan Paşa’nın teslim edilmesi konusunda müracaatta bulunmasını emretmiştir. Hükümet Calthope’un isteğini reddetmemiş ve Ali İhsan Paşa 9 Şubat 1919 tarihinde görevinden alınarak İstanbul'a çağırılmıştır. 6. Ordu Komutanlığı da XIII. Kolordu’ya çevrilmiştir.[7] Ali İhsan Paşa, XIII. Kolordu’nun komutasını 17 Şubat’ta Albay Cevdet Bey’e teslim etmiştir. 21 Şubat 1919’da Nusaybin’den İstanbul’a hareket eden Paşa, 2 Mart 1919’da İstanbul’a iner inmez, Haydarpaşa Garı’nda İngilizler tarafından tutuklanmıştır.[8]

Aynı tarihlerde güneyde; İskenderun, Antakya, Musul, Antep, Maraş ve Kilis, Kardeniz’de; Samsun, Trabzon ve Merzifon’u işgal eden İngilizler[9] Osmanlı hükümetine verdiği notada, Doğu Andolu’daki üç vilayetin, Kars, Ardahan ve Batum’un, acilen tahliye edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Hükümet direnmeden bu isteği de kabul etmişti ancak bölgede bulunan 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, üç ili boşaltma işlemini mümkün oldukça geciktirmeye çalışmıştır.[10] Paşa’nın işi ağırdan alması İngilizleri kızdırmış olmalı ki İstanbul’daki Türk Hariciye Nazırı, 1 Aralık 1918’de Yakup Şevki Paşa’nın görevden alınmasını hükümetten talep etmiştir. Bu nedenle Osmanlı ordusu 26 Aralık 1918’de Kars’ı tahliye etmişti.[11] Fakat Yakup Şevki Paşa, Kafkas bölgesinde kurulan Milli Şura Hükümetleri’ni ordunun imkanlarıyla donatmaya başlaması üzerine, Karadeniz’deki İngiliz Orduları Başkomutanı General Milne’nin isteğiyle, 18 Şubat 1919 tarihinde İstanbul’a geri çağırılmıştır.[12] İstanbul’a dönüş hazırlıklarını da ağırdan alan Yakup Şevki Paşa, İstanbul hükümetine yazdığı 27 Şubat 1919 tarihli yazısında, İngilizlerin Türk kumandanları hakkında göstermiş oldukları davranış konusunda hükümeti uyarmış ve ‘‘yabancı bir hükümetin Türk kumandanlarını rastgele tutuklaması halinde durumun nereye varacağını sormuş, bunlara son verilmesi için hükümetin ciddi tedbirler almasını’’ istemiştir. Bu arada, Paşa’nın uyarısının kendisi için olmadığını, Batum Tümeni Komutanı Albay Mürsel Bey’in 23 Şubat 1919’da İngilizlerce tutuklanması üzerine olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.[13] Müttefik kuvvetlerinin tutumu ve İstanbul hükümetinin sessizliği karşısında tedirgin olan Yakup Şevki Paşa, Damat Ferit Paşa’nın birinci hükümeti (4 Mart-16 Mayıs 1919) zamanında İstanbul’un çağrısına riayet etmek zorunda kalmış ve 9 Nisan 1919’da komutayı Albay Rüştü’ye devrederek 14 Nisan’da Erzurum’dan hareket etmiştir. Yakup Şevki, 26 Nisan’da İstanbul’a ulaştığında gözlerinden tedavi olmak  için  Haydarpaşa Hastanesi’ne yatmış, 6 Mayıs 1920’de hastaneden alınarak Malta’ya sürülmüştür.[14]

Damat Ferit Paşa’nın 3 Mart 1919’da sadarete gelmesinden sonra İstanbul ile Anadolu arasındaki bürokrasi mücadelesi daha da şiddetlenmiştir. Ferit Paşa kabinesinin, İzmir’deki XVII. Kolordu Komutanı Nurettin Paşa’yı görevinden alması, bu dönemde ordu bürokrasisinde yapılan en önemli tasfiyelerden biri olarak görülebilir.[15] Milli Mücadelede komutanlık yapmış olan Mirliva (Tuğgeneral) Nurettin Paşa, Tevfik Paşa hükümeti zamanında, 20 Ocak 1919’da İzmir valiliğine atanmıştı. Bu görevine ek olarak, 9 Şubat’ta İzmir havalisi ve  XVII. Kolordu Komutanlığına tayin edilmişti.[16] Mütarekeyi takip eden günlerde İzmir limanına gelen Müttefik donanma gemileri bu bölgedeki Rum halkını şımartmış, birçok taşkınlıklara sebebiyet vermiştir. İzmir ve çevresindeki asayiş büyük ölçüde bozulduğu gibi, Yunanistan’ın İzmir üzerindeki emelleri de artık ortaya çıkmış bulunuyordu. İzmir’in Yunan işagline uğrayacağı endişesi giderek artmaktaydı. Nurettin Paşa, hem XVII. Kolordu Komutanı hem de Aydın (İzmir) Valisi olarak galip devletlerin haksız tekliflerine kahramanca göğüs germiş ve herhangi bir Yunan oldu-bittisine karşı dikkatli ve tedbirli davranmıştır. Ayrıca Paşa, Türk halkının meşru müdafaa haklarını savunmak ve olası işgallere direnmek için İzmir’de kurulan ‘‘İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyetini’’ni büyük ölçüde desteklemiştir.[17] Cemiyet İzmir’de bir kongre toplamak istemiş, Kolordu Komutanı ve Vali Nurettin Paşa ise bu konuda gerekli kolaylığı sağlamıştır. Aydın Vilayeti’ne bağlı yerlere telgraf çekerek, Belediye Başkanlarının, Müftülerin, -illerden dörder, ilçelerden ikişer kişi olarak- seçilecek delegelerin İzmir’de toplanacak kongreye gönderilmesini istemiştir.[18]

Nurettin Paşa, muhtemel bir işgale karşı koymak için bölgede milli teşkilat kurmakla meşgul olduğu bir sırada Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından 8/11 Mart 1919 tarihinde valilik görevinden azledilmiştir. Onun yerine, Tevfik Paşa kabinesinde Dahiliye Nazırlığı yapan ve Nurettin Paşa’nın kurduğu milli teşkilatı dağıtarak İzmir’in Yunanlılarca işgalini kolaylaştıracak olan Ahmet İzzet Bey (Kambur İzzet) yeni Aydın Valisi olarak tayin edilmiştir.[19] Ayrıca hükümet, 10 Nisan 1919’da Nurettin Paşa’yı XVII. Kolordu Komutanlığı görevinden de alıp, yerine Mirliva Ali Nadir Paşa’yı tayin etmiştir. Ali Nadir de İzmir’in işgalini kolaylaştıran uygulamalarda bulunmuş ve ortaya çıkan işgal tehlikesine karşı herhangi bir tedbir almamıştır. Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa kendisini ‘‘vatan haini’’ ve ‘‘korkak’’ olarak nitelendirmiştir.[20] Gerçekten de, ne Vali İzzet Bey ne de yeni Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa, Nurettin Paşa’nın yerini doldurabilecek ve bu güç zamanın gereklerine cevap verebilecek çaptaydılar.[21]

16 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden sonra Anadolu Direnişi, hızlı bir örgütlenme sürecine girmiştir. İzmir’in işgali dolayısıyla 19 Mayıs 1919’da istifa eden Damat Ferit Paşa, aynı gün tekrar hükümeti kurmakla görevlendirilmiştir. Kurulan ikinci Ferit Paşa hükümeti (19 Mayıs-20 Temmuz 1919),[22] İngilizlerin de baskısı ile Anadolu’daki askeri tasfiyelerine bir yenisini daha eklemiştir. Bu sefer İstanbul’un hedefinde, merkezi Sivas’ta olan III. Kolordu Komutanı Miralay Refet Bey vardı. Paşa’nın azline giden süreç, 6 Temmuz 1919 tarihinde Samsun’daki bir İngiliz piyade bölüğünün, Nepal asıllı Gurka taburuyla değiştirilmesiyle başlamıştır. Bu askeri hareketlilik sebebiyle Refet Bey, İngiliz Kontrol Subayı Perring’e bir yazı göndererek, İngiliz askerleri merkezi hükümetin haberi ve onayı olmadan gönderildiğine göre, artık o bölgenin kamu düzeninden sorumlu olmadığını, ayrıca asayiş durumu nedeniyle bu askerlerin memleketin içerilerine gönderilmelerini kabul etmediğini ve buna izin vermeyeceğini bildirmiştir.[23] 8 Temmuz’da Genral Milne’den durumu öğrenen Calthorpe, ertesi gün Askeri Ateşe Deedes aracılığıyla Sadrazam Vekili Mustafa Sabri Efendi’ye bir nota göndererek, Refet Bey’in hemen görevinden alınmasını istemiştir. Ayrıca, bulunduğu bölge dolayısıyla, Refet Bey’in direnişinde Mustafa Kemal’in parmağının bulunması ihtimalini belirterek, ona karşı da gereken tedbirin alınmasını bildirmiştir.[24]

İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşa, Refet Bey’e çektiği 7 Temmuz 1919 tarihli telgrafında, olası İngiliz çıkarmasına karşı savunma tertibatı aldığının duyulduğunu, muhtemelen bu buyruğu Mustafa Kemal’den aldığını, oysa İngilizlerin işgal amaçlı değil; asayişi sağlamak niyetiyle Samsun’a asker gönderdiklerini yazmıştı. Ayrıca, ‘‘eğer vatanını seviyorsa’’ Mustafa Kemal Paşa’nın da bir an önce dönmesi gerektiğini bildirmiştir.[25] Refet Bey, Nezaret’in kuşkularına cevap verdiği 8 Temmuz tarihli telgrafında, görevini yaptığını, ‘‘kainata meydan okumak’’ düşüncesinde olmadığını ve Mustafa Kemal’in zararlı  davranışlarda bulunmadığını, direnme konusunda ondan hiçbir buyruk almadığını söylemiştir. Ayrıca Refet Bey, İngiliz birliklerinin gelmemesi için çalışılmasını Ali Ferit Paşa’dan istemiştir.[26] İstanbul hükümeti meseleyi daha fazla uzatmayıp 12 Temmuz 1919’da, Miralay Refet Bey’in görevinden alındığına ve yerine Albay Selahattin Bey’in tayin edildiğine dair kararnameyi yayımlamıştır.[27]

Refet Bey, yaşanan gelişmeleri Mustafa Kemal Paşa’ya da anlattığı zaman Mustafa Kemal, Refet Bey’in böyle direnmeksizin komutayı devretmesine tepki göstermiştir.[28] Refet Bey görevinden azledilmiş olmasına karşın, 21-22 Haziran 1919’da Amasya’da alınan karar gereğince kolordu bölgesinden ayrılmamıştı. Fakat İstanbul hükümeti onun peşini bırakmıyordu. Mustafa Kemal Paşa tarafından 12 Ekim 1919’da Aydın Cephesi’nde görevlendirilen Refet Bey, Aydın Kuvay-ı Milliye  Kumandalığını  üzerine almak için nihayet 10 Aralık 1919’da  Nazilli’ye gitmiştir.[29]

İstanbul hükümetinin yüksek kademe askeri komutanların tasfiyesine diğer bir örnek de, merkezi Ankara’da bulunan XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’nın görevinden alınması gösterilebilir. Sivas Kongresi’nin toplanmasının yaklaştığı günlerde İstanbul hükümeti, Ali Fuat gibi önemli bir komutanı, bölgesine gelen tahkik heyetini tehditle kaçırdığı gerekçesiyle 28 Ağustos 1919’da görevinden almış ve yerine Ankara’da bulunan Erkanıharp Mirliva Ahmet Hulusi Paşa’yı kolordu komutan vekili tayin etmiştir. Ancak kendisi, Ali Fuat Paşa’nn tavrı nedeniyle vekaleti yapamayacağını bildirmek zorunda kalmıştır. İstanbul bu kez, Divan-ı Harp Üyesi Mirliva Ahmet (Kiraz) Hamdi Paşa’yı tayin etmiştir. Fakat Hamdi Paşa da görevinin başına gidememiştir. Ali Fuat Paşa, İstanbul’un tayinlerine aldırmamış ve Amasya Kararlarına[30] sadık kalarak  kolordusunun başından ayrılmamıştır.[31]

İstanbul ile Anadolu arasında bürokrasi kavgasının şiddetlendiği bu dönemde Mustafa Kemal Paşa azil ve tasfiyelere tepki göstermiş, bu konuda hükümeti Padişah’a şikayet bile etmiştir. Mesela, 14 Eylül 1919’da Mustafa Kemal, Damat Ferit’in hükümetini padişaha şikayet ederken hükümetin suçları arasında, ordunun kuvvetini azaltmak için muktedir kumandanları görevden almak ve düşmana teslim etmek eylemlerini de sıralamıştır.[32]

Anadolu’daki üst düzey ordu komutanlarını tasfiye eden İstanbul hükümeti, Ordu kademelerinde sürekli yeni düzenlemelere giderek Orduyu denetim altına almaya çalışmaktaydı. Bu dönemde hükümet, çeşitli müfettişlikler, tahkik heyetleri veya askeri şuralar yoluyla orduyu etkisizleştirmeye başlamıştı.[33] Çünkü hükümete göre, Ali Kemal’in de yazılarında sürekli tekrarladığı gibi, artık ‘‘harp ve darp ile’’ yapılacak bir şey kalmamıştı. Nitekim, hükümet yanlısı Alemdar’da yayımlanan bir haberde şöyle yazılmaktaydı: ‘‘Ordunun beş vakit namazda Padişah’a duadan gayrı bir şey bilmemesi lazımdır.’’[34] Bu ifadeler, dönemin İstanbul hükümetlerinin de genel zihniyetini yansıtmaktadır.

II. Mustafa Kemal Paşa ve İstanbul Hükümetleri

Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinde 7. Ordu Komutanı olarak Suriye Cephesi’nde bulunuyordu. 7 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grubu ve 7. Ordu karargahlarının Padişah iradesi ile lağvedilmesi üzerine, Mustafa Kemal de 10 Kasım’da İstanbul’a gelmiş ve Samsun’a çıkacağı 16 Mayıs 1919 tarihine kadar, 6 ay gibi bir süre İstanbul’da kalmıştır.

Bilindiği gibi Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişi 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği’ne tayin edilmesiyle mümkün olmuştur. Böyle bir müfettişliğin kuruluşuna İngilizler sebep olmuştur. Karadeniz Bölgesi’nde asayiş yokluğundan, Doğu Anadolu’da ateşkes şartlarının uygulanmadığından, silahların toplanmadığından şikayet ettikleri zaman, İstanbul hükümeti, İngilizleri yatıştırmak için buraya bir müfettiş göndermeyi uygun bulmuş, Mustafa Kemal Paşa isminde mutabık kalmıştı.[35] Şüphesiz Mustafa Kemal Paşa, yetki alanının mümkün olduğunca geniş olması için çaba göstermiştir. Nihayet Mustafa Kemal Paşa’yı 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği’ne tayin eden Padişah iradesi 30 Nisan 1919’da imzalanmış ve Harbiye Nezareti 8 Mayıs 1919’da bir genelge yayınlayarak, mülkiye memurlarının Mustafa Kemal Paşa tarafından verilecek emirlere uymasını bildirmiştir.[36] Olağanüstü yetkilerle donatılmış olan Mustafa Kemal Paşa,[37] Padişah Vahdettin’e, Sadrazam Damat Ferit’e eski ve yeni harbiye nazırlarına ve arkadaşlarına veda ziyaretleri yaparak, 23 kişilik karargahıyla birlikte, 16 Mayıs’ta İstanbul’dan hareket etmiştir. Mustafa Kemal Paşa ve maiyeti hiçbir engele uğramadan 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşmışlardır.[38]

Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Samsun’a hareket ettiği gün, yani 16 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Mütareke ile Milli Mücadele’nin birinci perdesi açılmıştı. İzmir’in özellikle ‘Yunanlılar’ tarafından  işgali ise, ikinci perdeyi açmış ve Türk halkını derin uykusundan uyandırmıştı. İşgal, halkın hakikati görrmesini sağlayarak milli direnişe geçilmesine zemin hazırlamıştır.[39] İzmir faciasını öğrenen Mustafa  Kemal Paşa, 20 Mayıs 1919 tarihinde Sadarete gönderdiği telgrafta şöyle demekteydi:

‘‘İzmir’in işgali, yakından temasta bulunduğum milleti ve orduyu tasavvur ve tasvir edilemeyecek derecede üzmüştür. Ne millet ne ordu, varlığına karşı yapılan bu haksız saldırıyı hazım ve kabul etmeyecektir.’’[40]

Mustafa Kemal’in bu sözleri aslında, İstanbul’daki hükümetin ülke genelinde vuku bulan işgaller karşısında sessiz kalışına da bir tepki niteliğindedir. İstanbul’daki hükümetin bu ölü hareketsizliğine karşı kendisi, Samsun ve civarında bir taraftan müfettişlik görevini icra ederken diğer taraftan Andolu’nun çeşitli bölgelerinde kolorduların başında bulunan Kazım Karabekir Paşa (Erzurum), Cafer Tayyar Paşa (Edirne), Ali Fuat Paşa (Ankara), and Mersinli Cemal Paşa (Konya) gibi silah arkadaşlarıyla irtibat kurup ordunun denetimini eline almaya çalışıyordu. 21 Mayıs 1919’da Kazım Karabekir Paşa’ya ve 23 Mayıs’ta ise Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği telgraflarında ordunun duruma el koyması gerektiğini vurgulamıştır. Paşalar, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmesinden dolayı memnuniyetlerini dile getirip, yurt savunması konusunda onunla aynı fikirde olduklarını beyan etmişlerdir.[41]

İstanbul hükümetinin tepkisizliği ve çarrsizliğine karşı, Mustafa Kemal Paşa ve diğer üst kademede yer alan komutanlar, Anadolu’da vatanın ve Türk halkının bağımszlığı için halkı örgütleme faaliyetlerine girişmişlerdir. Bu temel hedefi gerçekleştirmek uğruna yayımladıkları Havza (28 Mayıs 1919)[42] ve Amasya (21-22 Haziran 1919)[43] genelgeleri ve topladıkları Erzurum (23 Temmuz 1919-4 Ağustos 1919)[44] ve Sivas Kogreleri’yle (3-11 Eylül 1919),[45] işgallere karşı halkı bilinçlendirip örgütlemeye çalışmışlardır.[46] Mustafa Kemal ve arkadaşlarının faaliyetleri, doğal olarak İstanbul hükümetinin ve işgalcilerin tepkisini çekmiş ve Mütarekenin imzalanmasından itibaren zaten çatışma halinde olan İstanbul ile Anadolu’nun arasının daha da açılmasına neden olmuştur.

Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da halkı örgütleme faaliyetlerinden kuşkulanan İngiliz istihbaratı, mevcut gelişmeleri 6 Haziran 1919’da hükümetine rapor etmiş, aynı gün General Milne, Mustafa Kemal ve yanındakilerin hemen İstanbul’a çağırılmasını İstanbul hükümetinden istemiştir. Bundan iki gün sonra Yüksek Komiser Calthorpe da aynı konuda bir başvuruda bulunmuştur.[47] İngilizlerle aynı kanıda olan dönemin İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, 8 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’den bir istimbot ile İstanbul’a dönmesini istemiştir.[48] Bunun üzerine Mustafa Kemal, Şevket Turgut Paşa ve Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’ya geri çağırılma sebebini sormuş, Şevket Turgut Paşa buna; ‘‘Hükümet karar verdi’’ diye cevap verirken, Cevat Paşa: ‘‘İngilizler istedi’’ diye gerçeği bildirivermiştir.[49]

Burada da görüldüğü gibi artık, bürokrasi konusundaki çatışma, İstanbul hükümetleri ile Anadolu arasında bir mücadele olarak da kalmamakta, bu mücadelenin bir yanında İtilaf Devletleri, özellikle İngilizler de yer almaktadır. İstanbul’un çağrısını çok önemsemeyen Mustafa Kemal Paşa, 18 Haziran’da Edirne’de bulunan I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa’ya gönderdiği bir telgrafta, milli bağımsızlık uğruna, bütün varlığıyla, milletle birlikte sonuna kadar çalışacağına kutsal saydığı şeyler adına söz vermiştir. Ayrıca aynı telgrafta, İstanbul hükümetini hedef alarak, Anadolu halkının, kumandan ve idarecilerinin birleştiğini, ‘milletin geleceğinin esir ve aciz bir hükümete bırakılamayacağını’ belirtmiştir.[50] Mustafa Kemal Paşa, 15 Haziran 1919’da Kazım Karabekir’e gönderdiği telgrafta, İngilizlerin, Diyarbakır’daki III. Kolordu’yu dağıtmak için çaba harcadığını bildirdikten sonra, ‘‘hükümetin her teklif ve müdahale karşısında mukavemetsizliği ciden esef verici ve şarşırtıcıdır, kardeşim’’ diyerek dert yanmıştır.[51]

İstanbul ile Anadolu arasındaki bürokrasi mücadelesinin son derece şiddetlendiği bu dönemde, Mustafa Kemal Paşa için görevinden azledilmek an meselesiydi. Fakat o, bunun üzerinde pek durmamış, diğer arakaşlarıyla beraber Türk halkını işgallere karşı bilinçlendirip örgütlemeye devam etmiştir. Bunları yaparken bir taraftan ordunun dizginlerini de eline almaya çalışmıştır. Bu anlamda Mustafa Kemal, Amasya’da tartışılan bazı konuları 23 Haziran’da Kazım Karabekir’e bildirirken, kumandanların görevlerinden ayrılmayacaklarını, ayrılma durumunda ise İstanbul’dan yerlerine gönderilenler aynı amaca hizmet edecek kişiler olursa onlarla birlikte çalışılacağını, bunlar şüpheli kişiler olurlarsa, istifaya veya geri dönmeye  zorlanacaklarını bildirmiştir.[52]

Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir’e telgraf yazdığı sıralarda İstanbul’daki Damat Ferit Paşa kabinesi Mustafa Kemal sorununu tartışıyor, onun görevden alınmasını, yerine eski Bahriye Nazırı Hurşit Paşa’nın tayin olunmasını, Mustafa Kemal’in resmi hiçbir sıfata haiz olmadığından onun genelgelerinin dinlenilmemesi için illere bir genelge gönderilmesi kararlaştırılıyordu. 26 Haziran 1919’da Dahiliye Nazırı Ali Kemal, bu kararı gizli bir genelgeyle vilayetlere bildirmiştir. Genelgeye göre, Mustafa Kemal’in emirlerini yerine getirenler de sorumlu tutulacaktır. Genel olarak İstanbul hükümetine göre esas olan sükunetin korunmasıydı ve özellikle Ali Kemal’e göre ‘harp ve darp ile bu müthiş dava kazanılamazdı.’[53] Mustafa Kemal, Ali Kemal’in bu genelgesi sebebiyle 29 Haziran’da Harbiye Nezareti’ne çektiği telgrafta, 9. Ordu Müfettişliği’nin kendisine Padişah Vahdettin tarafından verildiğini, ondan emir gelmedikçe görevinden ayrılmayacağını, verdiği emirlerin yerine getirilmesinin zorunlu olduğunu bildirmiştir.[54]

Mustafa Kemal Paşa sınırları zorluyor, İstanbul’un geri dön çağrılarını çeşitli bahanelerle geçiştiriyordu. İngilizler ise Mustafa Kemal’in sadece görevden alınmasıyla yetinmeyip, onun ve Anadolu’daki karışıklıklardan sorumlu tuttuğu 2. Ordu Müfettişi Mersinli Cemal Paşa’nın hemen İstanbul’a gelmesini istiyorlardı. Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşa, 4/5 Temmuz’da Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönmesi için bir kez daha girişimde bulunmuştu. Fakat Mustafa Kemal, İzmir’in işgalinden önce Nurettin Paşa’nın görevden alınışını hatırlatarak, böyle ikinci bir ihanete alet olmaktansa istifa etmeleri gerektiğini Harbiye Nazırı’na bildirdi.[55]

Nihayet beklenen oldu ve 7/8 Temmuz 1919 gecesi Saray’dan Mustafa Kemal Paşa’ya gönderilen bir telgrafta, görevine son verildiği ve hemen gecikmeden İstanbul’a dönmesinin Padişah tarafından irade edilmiş olduğu söyleniyordu.[56] Mustafa Kemal, 8/9 Temmuz’da padişaha ‘kulları’ diye gönderdiği telgrafta, askerlik mesleğinden de istifa ettiğini, fakat hayatının ‘son noktasına kadar’ saltanat ve hilafet makamının ve soylu milletinin her zaman koruyucu sadık bir ferdi kalacağını, ‘kemal-i ubudiyetle arz ve temin’ eylemiştir. Böylece İstanbul hükümeti ile Mustafa Kemal arasında her türlü memuriyet bağı son bulmuş oluyordu.[57] 

Mustafa Kemal Paşa, 8/9 Temmuz gecesi ordu ve millet için yayımladığı diğer tamimde, ‘bu tarihten sonra resmi sıfat ve yetkilerden sıyrılmış olarak, yalnızca milletin sevgi ve fedakarlığına güvenerek ve onun tükenmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve güç alarak vicdani görevine devam edeceğini bildirmiştir.’[58] Mustafa Kemal’in askerlik mesleğinden ayrılmasından dolayı, Ali Fuat Paşa ve Kazım Karabekir üzüntülerini dile getirmişler fakat sonuna kadar beraber olduklarını bildirmişlerdir. Ayrıca Kazım Karabekir, kendisinin ve kolordusunun Mustafa Kemal’in emrinde olduğunu bildirmiştir.[59]

İstanbul için Mustafa Kemal meselesinin çözülmesi için bir iş daha kalmıştı; Paşa’nın üzerindeki fahri yaverlik rütbesiyle birlikte diğer rütbe ve nişanlarının alınması. Damat Ferit Paşa’nın üçüncü hükümetinde (21 Temmuz-1 Ekim 1919) Harbiye Nazırlığı yapan Nazım Paşa, askerlikten istifa ettiği halde Anadolu’da tahriklere devam ettiğini ileri sürdüğü Mustafa Kemal Paşa’nın rütbe ve nişanlarının geri alınmasını hükümete önermişti. 9 Ağustos’ta bu konuyla ilgili bir Padişah fermanı çıktı ve Mustafa Kemal’in rütbe ve nişanları geri alındı.[60] Dönemin gazeteleri bu habere önem vermiştiler. Peyam Gazetesi’nin sahibi ve eski Dahiliye Nazırı Ali Kemal bu haberi duyuruken şöyle diyordu:

‘‘Mustafa Kemal, askerlikten tard edildi. Harekat-ı Milliye perdesi altında tahriklerde bulunan ve Erzurum’da milli kongreye riyaset eden Mustafa Kemal Paşa, müstehak olduğu cezaya uğradı. Ümit ediyoruz ki, hükümet yakında kendisini tahriklere muktedir olamayacak bir hale getirir.’’[61]

Bu arada ordu bürokrasisinde yeni bir düzenlemeye gidilerek Padişah Vahdettin, 1. 2. ve 3. Ordu Müfettişliklerini kaldıran kararnameyi 16 Ağustos 1919’da imzalamıştır. 2. Ordu Müfettişi Cemal Paşa  da 1 Temmuz’da Konya’dan İstanbul’a gitmiştir.[62]

III. İstanbul ve Anadolu’nun Sivil Bürokrasi Üzerindeki Mücadelesi

İstanbul ile Anadolu arasındaki Ordu bürokrasisinde yaşanan çetin mücadele, Mustafa Kemal Paşa’nın ve diğer üst düzey komutanların tasfiyesinde kendini açık bir şekilde göstermektedir. Askeri bürokraside olduğu gibi, İstanbul-Anadolu arasında mülkiye memurları üzerinden sivil bürokrasi kavgası da yaşanmıştır. Mütarekeden sonra işbaşına gelen İstanbul hükümetleri, ‘‘Kuvay-ı Milliye’’ yanlısı veya ‘‘İttihatçı’’ olduğunu düşündüğü yüksek kademe yönetcilerini hemen görevden alıp, mahkemelerde yargılama yoluna gitmişlerdir. Bu  açıdan bakıldığında, Mütareke ve Milli Mücadele dönemleri, İstanbul hükümetleri için -özellikle dört defa sadarete gelen Damat Ferit Paşa kabineleri- işgalcilerle bir mücadele dönemi değil, genellikle işgalcilerin düşmanı olan kişilerden hesap sorma dönemidir.[63]

Mütarekeden sonraki dönemde İstanbul’un merkez sivil bürokrasi kademesinde bir dizi dalgalanmaların yaşandığına şahit olunmaktadır. Örneğin, 16 Aralık 1918’de İstanbul Vali’si Kani Bey azledilmiş, yerine Yusuf Ziya Bey atanmıştır.[64] 21 Aralık’ta ise Yusuf Ziya Bey’in İstanbul Belediye Başkanlığı görevini de yürüteceği beyan olunmuştur.[65] Malum şahıs, bu görevlerde sürekli kalamamış, 24 Nisan 1919’da Belediye Başkanlığı, 7 Mayıs’ta ise Valilik görevine son verilmiştir.[66]

Daha sonra İktisat ve Dışişleri Bakanı olarak Ankara hükümetinde görevler alacak olan Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey, Tevfik Paşa’nın ikinci hükümetinin tasfiye hareketleri nedeniyle, 16 Ocak 1919’da Adliye Nezareti Müsteşarlığı’ndan istifa etmiştir.[67] Ayrıca, Bern Elçisi Reşat Halis Bey’in görevine 13 Ekim 1919’da son verilmiştir.[68] Hükümetin 1 Şubat 1920’de yaptığı önemli bir atama ise, Kuvay-ı Milliye hareketinin dinen meşru olmadığına dair fetva verecek olan Dürrizade Abdullah Efendi’yi Şeyhulislamlık Müsteşarlığı’na tayin etmesiydi.[69]  

Milli Mücadele döneminde memurluk hayatı aslında, bir gazete haberinde yer aldığı şekliyle, ‘‘aziller, tayinler ve istifalar’’[70] ifadeleri ile özetlenebilir. Aslında bu dönemin İstanbul’unda böyle haber başlıklarına rastlamak her zaman için mümkündü. Milli Mücadele karşıtlığıyla ünlü Alemdar, sürekli, ‘‘memurlarda değişiklik lüzumu’’[71] üzerinde duruyordu. Aynı şekilde, Damat Ferit kabinelerini destekleyen Türkçe İstanbul, ‘‘Ferit Paşa’nın hızla tasfiye yapması gerektiği’’[72] veya ‘‘memurların tebdili’’[73] konuları üzerinde durmaktadır. 

Milli Mücadele döneminde telgraf haberleşmesinin çok önemli bir yeri vardır. Bu hizmet Nisan 1919’a kadar bakanlık düzeyinde yürütülmekteydi. Sonradan yapılan bir düzenlemeyle İstanbul hükümeti, bu bakanlığı genel müdürlüğe dönüştürdü ve Sabah Gazetesi başyazarı Refik Halit (Karay) Bey’i genel müdürlüğe getirdi.[74] Refik Halit, Müdafaa-i Hukuk  cemiyetlerinin İzmir’in işgalini protesto eden telgralarına hükümet kararıyla engel olmuştu.[75] Bu nedenle Mustafa Kemal’in hışmına uğramıştır. Ayrıca, Ali Galip hadisesi üzerine Refik  Halit, komutanların çektiği telgrafların Padişah’a ulaşmasına engel olduğu gerekçesiyle Milli Hareket önderlerinin kara listesine alınmıştı.[76] 2 Ekim 1919’da Ali Rıza Paşa hükümeti kurulunca, Anadolu’nun, görevden alınmasını istediği memurların başında Refik Halit Bey geliyordu ki 9 Ekim’de görevinden alınmıştır.[77]

İstanbul hükümetleri, bir taraftan merkez teşkilatında böyle değişikliklere giderken, diğer taraftan da Anadolu’daki sivil kadrolara müdahale etmeye çalışıyordu. Bu noktada hükümet, Şehzade Abdurrahim Efendi (16 Nisan-18 Mayıs 1919) ile Şehzade Cemaleddin Efendi (28 Nisan-11 Mayıs 1919) başkanlığındaki iki nasihat heyetini Anadolu’ya ve Trakya’ya göndermiştir. Hükümet her ne kadar Türk halkını yatıştırmak ve ayrılık lehinde gösteriler yapan azınlıklara öğütler vermek için bu heyetleri göndermiş olsa da, nasihat heyetlerinin asıl görevi, herhangi bir galeyana müsaade etmemeleri ve sükunetin korunması konusunda mülkiye memurlarına gerekli ihtarları yapmaktı. Heyetlerin, mülkiye memurlarının uslu durmaları, Padişah’ın ve hükümetin emirlerinin dışına çıkmamalarını telkin ettikleri aşikardır.[78]

Bilindiği gibi 3-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi’nden sonra Anadolu’da adeta yeni bir hükümet merkezi doğmuş, Heyet-i Temsiliye ile İstanbul hükümeti arasındaki ipler iyice gerilmiş, İstanbul-Anadolu arasındaki irtibat kesilmişti. Sivas Kongresi’ni basmaya kalkışan Ali Galip’in girişiminden[79] dolayı Sivas, İstanbul hükümetini telgraf bombardımanına tutarken bir yandan da Milli Harekete karşı çıkan devlet memurlarıyla uğraşmak zorunda kalıyordu. Heyet-i Temsiliye bu konudaki sert uygulamalara, 10 Eylül 1919’da Kayseri ve Niğde mutasarrıflarıyla Niğde muhasebecisinin tutuklanması ve Sivas’a getirilmesine karar vererek başlamış oldu.[80]

Bilindiği gibi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde gerçekleştirilen direniş sayesinde, Damat Ferit Paşa 30 Eylül 1919 gecesinde istifasını sunmak zorunda kalmış ve Padişah Vahdettin, yeni hükümeti  kurma görevini Ali Rıza Paşa’ya vermişti. Ali Rıza Paşa hükümetinde (2 Ekim 1919-3 Mart 1920) Dahliye Nazırı olan Mehmet Şerif Paşa, bir süredir İstanbul ile Anadolu arasında gelişen olayları üzücü olarak nitelendirmiştir.[81] Komutanların ve valilerin eylemleri nedeniyle Anadolu ile İstanbul arasındaki irtibat 12 Eylül’den beri kesilmiş, üst kademe yöneticileriyle devlet merkezinin bağlantısı kopmuştu.[82] İstanbul hükümeti, artık bunlara  bir son verilmesinin zamanının geldiğine inanıyordu.

3 Ekim 1919’da Mustafa Kemal, Sadrazam Ali Rıza Paşa’ya Anadolu’nun isteklerini bildirmişti; buna göre, eski hükümet üyelerinden milli teşkilata düşman olanların tutuklanması ve cezalandırılması, ayrıca yurtsever yöneticilerin görevlerine geri verilmesi gerekiyordu.[83] Ali Rıza Paşa buna 4 Ekim’de imzasız olarak verdiği cevapta, hükümet işlerine müdahale edilmemesi, istenilen yöneticilerin cezalandırılmasına imkan olmadığı yer alıyordu.[84] Hükümetin bu cevabı üzerine Mustafa Kemal, aynı gün, 12 Eylül’den beri İstanbul’la kesik olan haberleşmenin kesik kalmasına devam edilmesini ilgililere bildirdi.[85] 7 Ekim’de açıklanan hükümet beyannamesinde, kanuna aykırı durumlar olmuş ise yine kanunlar dairesinde giderilmeye çalışılacağı bildirilmişti. Aynı gün, Harbiye Nazırı Cemal Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafta, Heyet-i Temsiliye’nin ‘‘hemen hemen bütün’’ taleplerinin kabul ettiklerini bildirerek, ayrıntıda diretilmemesini istedi. Mustafa Kemal ise, bu konuda diretmedi ve hükümete teşekkür etti. Hükümeti desteklediklerini ve iktidara ortak olmadıklarını açıklamakla yetindi. Ayrıca, İstanbul ile Anadolu arasındaki irtibatın tekrar sağlanacağını bildirdi.[86]

Bu arada Ali Rıza Paşa hükümeti, İstanbul ile Heyet-i Tensiliye arasındaki pürüzleri giderebilmek için Salih Paşa’yı Anadolu’ya  göndermeye karar verdi. Mustafa Kemal, Salih Paşa ile görüşeceği konular hakkında arkadaşlarının görüşünü sormuştu. Ali Fuat Paşa, yazdığı 16 Ekim tarihli cevapta, Salih Paşa ile görüşülmesini istediği konular arasına Milli Harekete düşman memurların tasfiyesini de eklemişti.[87] İstanbul hükümeti, 22 Ekim 1919’da Amasya’da Salih Paşa ile Heyet-i Temsiliye arasında gerçekleştirilen görüşmelerle Milli Hareketin meşruiyetini resmen tanımıştı. Burada yapılan protokole göre hükümet, Milli Mücadele’ye düşmanlık eden yöneticileri değiştirecekti.[88] Heyet-i Temsiliye üyesi Kara Vasıf da buna karşılık 26 Ekim’de İstanbul’da gazetelere verdiği demeçte, hükümetin işlerine karışmadıklarını, yerlerini terk eden amirlerin, gayri meşru hareketlerinden korktuklarını söylemiştir.[89] 

Anadolu, Milli Mücadele’nin amaçlarına aykırı hareket eden memurları tasfiye ediyordu. Amasya’da Meclis-i Mebusan’ın açılması kararlaştırılmış ve seçimlere gidiliyordu. Seçimlerde üst düzey yöneticilerin takınacakları tutum çok önemliydi. Kuvay-ı Milliye’nin seçimlere müdahale edeceğinden çekinen ve Anadolu’daki seçim güvenliğinden şüphe duyan Hürriyet ve İtillaf Partisi seçimlere katılmayacağını bildirmişti. Parti bu konuda verdiği 13 Ekim tarihli muhtırada, ‘‘Kuva-yı Bagiye’nin (Eşkiya, haydut kuvvetleri), mutasarrıflardan bazılarını katlettiği, valileri azl, memurları  tard ettiği bildiriliyor, bu şartlar altında seçimlere girilemeyeceğini, son kararın hükümetin bu konudaki tedbirleri görüldükten sonra verileceğini’’ belirtiyordu.’’[90]

Mustafa Kemal Paşa, 3 Kasım 1919’da hükümetten, milli örgütlere zarar veren üst düzey memurların değiştirilmesini, milli teşkilata düşman memurların Anadolu’ya gönderilmemesini bir kere daha talep etti. Bunun haricinde 7 Kasım’da, İtalyan faaliyetlerine engel olamayan Antalya, Burdur ve Menteşe mutasarrıflarının hemen görevden alınmalarını hükümete bildirdi.[91] Milli örgütlerin bazı vali ve komutanları kabul etmemekte diretmesi İstanbul hükümetinin tepkisini çekmişti. Harbiye Nazırı Cemal Paşa, Mustafa Kemal’e gönderdiği 24 Kasım tarihli telgrafında, ‘‘devlet işlerinin ve siyasetin hiçbir ortak kabul etmeyeceğini’’ bildirdi ve bu tarz davranışların tekrarlanmamasını istedi.[92] Buna karşılık Mustafa Kemal Paşa milli örgütleri savundu ve Heyet-i Temsiliye’nin Amasya Protokolü’ne sadık kaldığını, hükümetin hiçbir sözünü yerine getirmediğini hatırlattı. 9 Aralık 1919’da Cemal Paşa verdiği cevapta, bazı görevlileri değiştirmenin yabancıları da kaygılandırdığını ve işgalcilere, özellikle İngilizlere gözdağı vermenin sakıncalı olduğunu ileri sürdü.[93]

Ali Rıza Paşa hükümeti döneminde Anadolu’nun, İstanbul ile pazarlık eder derecede cüretkar davranması İtilaf Devletleri Yüksek Komiserlerinin dikkatini çekmişti. İstanbul ile Anadolu arasındaki bürokrasi kavgasının her zaman bir tarafı olan işgalciler bu olaya da müdahalede gecikmemişlerdi. Buradan hareketle İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe, Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’nın derhal istifa etmelerini bir nota ile bildirmiş ve paşalar 21 Ocak 1920’de görevlerinden ayrılmışlardır.[94] Hükümet de paşaların istifasını uygun gördüğünü bildirince Mustafa Kemal buna itiraz etmiş ve hükümetin direnmesini istemişti. Cemal Paşa’ya da görevine geri dönmesini, aksi takdirde vatani görevini yerine getirmediğini ilan edeceğini bildirmiştir.[95]

İşgalcilerin Türk hükümetine müdahalelerine ve İstanbul’daki tutuklamalarına da sert tepki gösteren Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin İstanbul ve civarındaki tutuklamalarına karşılık tedbirler almıştır. 22 Ocak 1920’de kolordu komutanlıklarına, İngilizler İstanbul’da bakan ya da mebusları tutuklarsa, buna karşılık kolordu bölgesindeki İngiliz Kontrol subaylarının tutuklanmasını emretmiştir.[96]

İstanbul, Anadolu’nun hükümete olan müdahalelerinden oldukça rahatsız oluyordu. Ali Rıza Paşa, Kuva-yı Milliye’nin ikinci bir hükümet gibi görünmemesini, hükümetin yaptığı tayinlere karışmaması gerektiğini savunuyordu. Açıkçası Anadolu’daki fiili durum artık değişmişti. İktidar gücü, İstanbul’daki aciz ve düşman baskısı altındaki hükümetlerinde değil, Anadolu’da Kuva-yı Milliye’deydi. Ali Rıza Paşa hükümeti artık Anadolu’ya dilediğince hükmedemiyordu. Aslında Milli Mücadele’nin başarıyla sonuçlanabilmesi için bu durumun böyle olması gerekiyordu. Çünkü Anadolu üzerindeki İstanbul hakimiyeti, dolaylı olarak Müttefiklerin hakimiyeti anlamına gelirdi.[97]

Ali Rıza Paşa hükümeti işgalcilerin aşırı baskısına dayanamayıp 3 Mart 19120’de istifa etti. Onun yerine kurulan Salih Paşa hükümeti (6 Mart-2 Nisan 1920) de ancak 27 gün iktidarda kalabildi.[98] Salih Paşa’nın sadereti sırasında meydana gelen en önemli olay, İstanbul’un, Müttefik kuvvetlerince 16 Mart 1920’de resmen işgalidir. İstanbul’un resmen işgali üzerine Mustafa Kemal, ülkenin yetkilerinin Heyet-i Temsiliye’ye geçtiğini ilan etmiştir.[99] Bu durumda iki taraf, yalnızca bürokratik alanda değil, fiilen de birbirleriyle çatışmaya başlamış oldular.

5 Nisan’da dördüncü ve son Damat Ferit Paşa hükümetinin (5 Nisan- 20 Ekim 1920) kurulmasıyla 2 Ekim 1919’dan beri İstanbul’un Anadolu ile uzlaşma dönemi sona eriyordu. Ferit Paşa 24 Nisan 1920’de Harbiye Nazırı sıfatıyla yayımladığı bir genelgede, erden mareşale kadar bütün askerleri Padişaha sadakatlerini ispat etmeye ve askeri, görevinin başına davet etmişti. Fakat bu hiç kimsede heyecan uyandıracak bir gelişme değildi.[100] Anadolu, büyük oranda üst düzey Ordu komutanlarının ve mülkiye memurlarının desteğini arkasına almıştı. Nihayet 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclis’inin açılmasıyla Anadolu’daki iktidar resmi ve hukuki bir hüviyet kazanmıştı. Ne 18 Nisan 1920’de İstanbul hükümeti tarafından kurulan Kuva-yı İnzibatiye[101] ne de çıkarılan iç isyanlar,[102] Anadolu Direnişi’ni söndürebildi. En nihayetinde Büyük Millet Meclisi, 16 Mart 1920’den itibaren İstanbul hükümetinin aldığı her türlü kararı geçersiz saydığını duyurarak İstanbul’a karşı son darbesini vurmuş oluyordu.[103]

Sonuç

Sosyal devrimlerin en önemli yasalarından biri olarak yaşadığımız çağda da geçerliliğini koruyan iktidarın parça parça ele geçirilmesi, Milli Mücadele döneminde de görülmektedir. İşgalci konumundaki İtilaf Devletleri’nin başta İstanbul’da olmak üzere İzmir, Antalya ve Adana gibi kıyı şehirleri ve çevresindeki istilalarına karşı Milli Hareket, Anadolu’nun iç kısımlarında üs kurmuş ve her şeyden önce burasını kendisine bir güç merkezi haline getirmiştir. 1919 yılının ortasından itibaren yayımlanan genelgeler ve toplanan kongreler, Anadolu’da tesis edilecek iktidarın ön adımlarıydı. Milli Mücadele döneminde ikinci iktidarın, Sivas Kongresi’yle birlikte kurulduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Çünkü Anadolu’daki Kuvay-ı Milliye teşkilatı, kendi çabalarıyla kazandığı güçle, kongreden sonra İstanbul hükümetini istifaya mecbur bırakmış ve geçici süreyle de olsa uzlaşmaya gitmiştir. Anadolu’daki iktidar, İstanbul ile uzlaşma dönemini bir fırsat olarak değerlendişmiş ve daha güçlenmeye çalışmıştır. Anadolu’nun, İstanbul ile uzlaşı döneminde daha da güçlendiğini hemen fark eden işgalciler, bu defa onu zor kullanarak yola getirmeyi amaçlamışlardır. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Kuvay-ı Milliye, Ankara’da kendi hükümet organlarını kurmuş ve iktidarına resmi bir kimlik kazandırmıştır. Milli Mücadele’nin başarıyla sona erdiği tarihe kadar bu ikili otorite devam etmiştir. Ancak 2 Kasım 1922 tarihinde Saltanat’ın kaldırılması ve İstanbul hükümetinin istifa etmesiyle ülke içinde tek iktidar kurulabilmiştir.

Milli Mücadele döneminde, iki ayrı otorite merkezi olarak İstanbul ile Anadolu arasında ordu bürokrasisi ve sivil bürokrasi üzerinden çok çetin bir iktidar mücadelesi yaşanmıştır. Kendi hedefleri doğrultusunda denetim kurabilmek için hem İstanbul hem de Anadolu, iktidarın en önemli unsurları olan üst düzey komutanları ve yüksek kademe yöneticilerini tutumlarına göre tutuklamışlar, görevden almışlar ve yerine kendi komutan ve idarecilerini tayin etmişlerdir.

Milli Mücadele yıllarında İstanbul hükümetleri için ülkenin her yerinde kendi otoritesini kabul ettirmek temel hedef haline gelmişti. Anadolu ise Ordu’yu ve idareyi İstanbul hükümetinden kopartabilmenin gayreti içindeydi. Diğer bir ifadeyle,  Ordu ve idareyi edimsel olarak Heyet-i Temsiliye’ye bağlayabilmek, Milli Mücadele’nin en önemli amaçlarında biri haline gelmişti. Özellikle Ordu, çatışma konularının merkezinde bulunmaktaydı. Silah kimdeyse iktidar ondadır anlayışı gereğince, Ordu’nun hangi iktidarın amaçlarına hizmet edeceği, bu mücadelenin en belirleyici noktasıydı. Aslında her iki taraf da orduya sahipti fakat Ordu’nun diri ve çarpışmaya muktedir unsurları Andolu iktidarının hizmetinde vatanın ve milletin bağımsızlığı için mücadele etmeyi tercih etmiştir. Ayrıca savaşın siyasi ve askeri önderi de Ordu içinden çıkmıştır. Ancak bu sayededir ki sivil bürokrasi de yola getirmek mümkün olmuştur.

Ayrıca denilebilir ki Milli Mücadele, aynı zamanda Ordu’yu kazanma ve ilerleyen süreçte bir Ordu kurma savaşıdır. Bu süreç Mondros Mütarekesi’yle, ordu komutanlarının ellerindeki silah ve cephaneleri teslim etmekte ağırdan davranmaları, hatta bu silah ve mühimmatı gizli yollardan halka dağıtmaları ile başlamış, bölgesel direniş güçleri kurma ve onları el altından destekleme ile sürmüştür. Nihayet 30 Ağustos 1922’de Yunan kuvvetlerini dağıtacak güce ulaşmasıyla süreç tamamlanabilmiştir.

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Gazeteler:

 

Açıksöz (Kastamonu)

Akşam (İstanbul)

Alemdar (İstanbul)

İkdam (İstanbul)

İleri (İstanbul)

İrade-i Milliye (Sivas)

İstiklal (İstanbul)

Peyam (İstanbul)

Takvim-i Vekayi (İstanbul)

Türkçe İstanbul (İstanbul)

Vakit (İstanbul)

Yenigün (İstanbul)

 

Kitap ve Makaleler:

 

Akandere, Osman; Polat, Hasan Ali. Damat Ferit Paşa Hükümetlerinin Milli Mücadele             Karşıtı Politikaları, Ankara: AAM, 2011.

Akşin, Sina. İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, C. I-II, Ankara: TİBKY, 1998.

Albayrak, Mustafa. Milli Mücadele Dönemi'nde Batı Anadolu Kongreleri (17 Mart 1919-2            Ağustos 1920), Ankara: AAM, 1998.

Atatürk İle İlgili Arşiv Belgeleri (1911-1921 Tarihleri Arasına Ait 106 Belge), Ankara:             B.O.A.D.B., 1982.

Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk, 1919-1927, (Yay. Haz: Zeynep Korkmaz), Ankara: AAM, 2005.

Atatürk, Mustafa Kemal. Nutuk/Söylev (Vesikalar/Belgeler), C. III, Ankara: TTK, 1999.

Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri (1917-1938), IV, Ankara: TTK, 1991.

Arıburnu, Kemal. Sivas Kongresi: Samsun’dan Ankara’ya Kadar Olaylar ve Anılarla,             Ankara: AAM, 1997.

Ayışığı, Metin. Belgelerin Işığında Milli Mücadele Tarihimiz, İstanbul: Sentez Yayıncılık,     2014.

Ayışığı, Metin. Mareşal Ahmet İzzet Paşa (Askeri ve Siyasi Hayatı), Ankara: TTK, 2013.

Baykal, Bekir Sıtkı. Heyet-i Temsiliye Kararları, Ankara: TTK, 1974.

Baytok, Taner. İngiliz Kaynaklarından Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara: Başnur Matbaası, 1970.

Belen, Fahri. Türk Kurtuluş Savaşı (Askeri, Siyasi ve Sosyal Yönleriyle), Ankara: Başbakanlık    Basımevi, 1983.

Bıyıklıoğlu, Tevfik. Atatürk Anadolu’da (1919-1921), C. I, Ankara: Kent Basımevi, 1981.

Cebesoy, Ali Fuat. Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul: Vatan Neşriyat, 1953.

Çağlar, Günay. ‘’Kuvay-ı İnzibatiye’’, Ankara Üniversitesi TİTE - Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 4, Ankara 1995, ss. 343-365.

Çelik, Kemal. ‘‘Milli Mücadele’de İç İsyanlar, Vatana İhanet Kanunu ve İstiklâl             Mahkemeleri’’, Ankara Üniversitesi TİTE - Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 40, Ankara            2007, ss. 569-613.

Erdeha, Kamil. Milli Mücadelede Vilayetler ve Valiler, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1975.

Erdoğan, Fahrettin. Türk Ellerinde Hatıralarım, Ankara: Mevsimsiz Yayınları, 2007.

Evsile, Mehmet. ‘‘Amasya Tamimi ve Atatürk’ün Amasya’daki Faaliyetleri’’, AAMD, C.        XIV, Sayı 40, Ankara 1998, ss. 69-96.

Goloğlu, Mahmut. Erzurum Kongresi, İstanbul: TİBKY, 2008.

Goloğlu, Mahmut. Sivas Kongresi, İstanbul: TİBKY, 2008.

Goloğlu, Mahmut. Üçüncü Meşrutiyet (1920): Birinci Büyük Millet Meclisi, İstanbul: TİBKY,           2008.

Gökbilgin, M. Tayyib. Milli Mücadele Başlarken, Ankara: TİBKY, 2011.

Göyünç, Nejat. ‘‘Musul, Misak-ı Milliye Dahil Midir, Değil Midir?’’,  Misak-ı Milli ve Türk           Dış Politikasında Musul, Ankara: AAM, 1998.

Jaeschke, Gotthard. Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, (Çev. Cemal Köprülü), Ankara:           TTK, 2011.

Jaeschke, Gotthard. Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, (Çev. Nimet Arsan), Ankara: TTK,   1970.

Kansu, Mazhar Müfit. Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, C. II, Ankara, TTK,   1968.

Karabekir, Kazım. İstiklal Harbimiz, C. I-III, (Yay. Haz: Faruk Özerengin), İstanbul: Emre   Yayınları, 2000.

Karay, Refik Halid. Minelbab İlelmihrab, İstanbul: İnkilap ve Aka Kitabevleri, 1964.

Kinross, Lord. Atatürk: The Rebirth of A Nation, Northern Cyprus: K. Rustem&Brother,      1964.

Öztoprak, İzzet, Türk ve Batı Kamuoyunda Milli Mücadele, Ankara: TTK, 2014.

Sabis, Ali İhsan. Harp Hatıralarım, C. V, Ankara: Güneş Matbaacılık, 1951.

Sarıhan, Zeki. Kurtuluş Savaş’ında İkili İktidar, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2000.

Selek, Sabahattin. Anadolu İhtilali, C. I, İstanbul: Kastaş Yayınevi, 2010.

Selvi, Haluk. Milli Mücadelede Erzurum (1918 – 1923), Ankara: AAM, 2000.

Selvi, Haluk. Milli Mücadele’de İlk İşgaller ve İlk Direnişler, İstanbul: Yeditepe Yayınevi,        2011.

Sonyel, Selahi R., Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış politika, 1918-1920, Ankara, TTK, 1973.

Şimşir, Bilal N., Malta Sürgünleri, İstanbul: Bilgi Yayınevi, 2009.

Taçalan, Nurdoğan. Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken, İstanbul: Milliyet Yayınları, 1970.

Tansel, Selahaddin. Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. I, Ankara: Başbakanlık Basımevi,       1973.

Tevetoğlu, Fethi. Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı             Yayınları, 1987.

Turan, Mustafa. Milli Mücadele'de Siyasi Çözüm Arayışları (30 Ekim 1918-24 Temmuz             1923), Ankara: Siyasal Kitabevi, 2005.

Türk İstiklal Harbi, C. I, (Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı), (Yay. Haz: Tevfik Bıyıklıoğlu),   Ankara: Gnkur. Basımevi, 1962.

Umar, Bilge. İzmir’de Yunanlıların Son Günleri, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1974.

Zeyrek, Şerafettin. ‘‘Amasya Mülakatı’’, AAMD, C. V, Sayı 14, Ankara 1989, ss. 467-477.

 

[1] TV, 3392, 11 Kasım 1918; Vakit, 12 Kasım 1918; Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Ankara: TİBKY, 1998, s. 78. 14 Ekim 1918’de kurulan Ahmet İzzet Paşa hükümeti Mondros Mütarekesi’ni imzaladıktan bir hafta sonra, 8 Kasım 1918’de istifa etmişti. Padişah Vahdettin, yeni hükümeti kurma görevini 11 Kasım’da Ahmet Tevfik Paşa’ya vermişti. Metin Ayışığı, Mareşal Ahmet İzzet Paşa (Askeri ve Siyasi Hayatı), Ankara: TTK, 2013, s. 189; Akşin, a.g.e., s. 27, 66.

[2] Türk İstiklal Harbi, C. I, (Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı), (Yay. Haz: Tevfik Bıyıklıoğlu), Ankara: Gnkur. Basımevi, 1962, ss. 62-63.

[3] Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, C. I, İstanbul: Kastaş Yayınevi, 2010, s. 181; Türk İstiklal Harbi, s. 74.

[4] Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı (Askeri, Siyasi ve Sosyal Yönleriyle), Ankara: Başbakanlık Basımevi, 1983, s. 32; Selek, a.g.e., s. 181.

[5] Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, C. V, Ankara: Güneş Matbaacılık, 1951, s. 7; Nejat Göyünç, ‘‘Musul, Misak-ı Milliye Dahil Midir, Değil Midir?’’,  Misak-ı Milli ve Türk Dış Politikasında Musul, Ankara: AAM, 1998, s. 48.

[6] Selahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış politika, 1918-1920, C.I,  Ankara, TTK, 1973, ss. 17-18; Sabis, a.g.e., ss. 12-14.

[7] Sabis, a.g.e., s. 12; Türk İstiklal Harbi, s. 102.

[8] Sabis, a.g.e., ss. 19-23; Yenigün, 4 Mart 1919.

[9] Haluk Selvi, Milli Mücadele’de İlk İşgaller ve İlk Direnişler, İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2011, ss. 26-27.

[10] Selahaddin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. I, Ankara: Başbakanlık Basımevi, 1973, ss. 58-59.

[11] Fahrettin Erdoğan, Türk Ellerinde Hatıralarım, Ankara: Mevsimsiz Yayınları, 2007, ss. 139-140.

[12] Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu’da (1919-1921), C. I, Ankara: Kent Basımevi, s. 30; Türk İstiklal Harbi, ss. 169-170. Kars’ta, ordunun çekileceği Ardahan, Artvin, Oltu, Kağızman, Sarıkamış gibi yerlerde Milli Şura Hükümetleri kurulmuştur. Bu minyatür hükümetler, Ermenilere karşı kendi başlarının çaresine bakmaya ve bölgesel kurtuluş savaşına hazırlanırlar. Bu nedenle denilebilir ki, ‘‘Doğu’da Kurtuluş Savaşı 1918 yılında başlar.’’ Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, İstanbul: Bilgi Yayınevi, 2009, s. 44.

[13] Şimşir, a.g.e., s. 50; Türk İstiklal Harbi, s. 168.

[14] Şimşir, a.g.e., ss. 50-51; Türk İstiklal Harbi, ss. 170-171.

[15] Selek, a.g.e., s. 175.

[16] TV, 3452, 23 Ocak 1919; TV, 3470, 12 Şubat 1919; Akşin, a.g.e., s. 252.

[17] Selek, a.g.e., ss. 175-176.

[18] Bilge Umar, İzmir’de Yunanlıların Son Günleri, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1974, s. 73.

[19] Umar, a.g.e., s. 75. Galip Kemali Söylemezoğlu Vali İzzet Bey’i şöyle tanımlıyor: ‘‘Dahiliye nazırı  iken, ne vakit İngiltere Sefarethanesine gitmiş isem, İzzet Bey’i Baştercüman Ryan’nın yanında yahut kapısında nöbet bekler görürdüm…Bu zat İzmir’e gider gitmez ilk iş olarak Nurettin Paşa’nın yaptığı milli teşkilatı dağıttı…’’ Bkz. Akşin, a.g.e., s. 253.

[20] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, C. I, (Yay. Haz: Faruk Özerengin), İstanbul: Emre Yayınları, 2000, s. 190; Tansel, a.g.e., ss. 183-184.

[21] Selek, a.g.e., s. 176; Akşin, a.g.e., ss. 252-253.

[22] Akşin, a.g.e., s. 299.

[23] Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, (Çev. Nimet Arsan), Ankara: TTK, 1970, ss. 49-50; Akşin, a.g.e., s. 358.

[24] Akşin, a.g.e., s. 358.

[25] Refik Halid Karay, Minelbab İlelmihrab, İstanbul: İnkilap ve Aka Kitabevleri, 1964, ss. 150-151; Akşin, a.g.e., s. 359.

[26] Karay, a.g.e., s. 154; Akşin, a.g.e., ss. 359-360.

[27] TV, 17 Temmuz 1919; Akşin, a.g.e., s. 360.

[28] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, 1919-1927, (Yay. Haz: Zeynep Korkmaz), Ankara: AAM, 2005, ss. 35-36.

[29] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaş’ında İkili İktidar, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2000, s. 118.

[30] ‘‘Vatanın bütünlüğü, milletin istiklali tehlikededir. Merkezi hükümet, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Her türlü tesir ve murakabeden uzak, Sivas’ta bir milli kongrenin toplanması şarttır. Kumandanlar yerlerini terk etmeyeceklerdir. Askeri ve milli örgütlenme hiçbir suretle ilga edilmeyecektir.’’ Amasya Kararları’nın tamamı için, bkz. Mehmet Evsile, ‘‘Amasya Tamimi ve Atatürk’ün Amasya’daki Faaliyetleri’’, AAMD, C. XIV, Sayı 40, Ankara 1998, ss. 83-84.

[31] Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul: Vatan Neşriyat, 1953, ss. 154-155; Karabekir, a.g.e., s. 392; Selek,  a.g.e, s. 157.

[32] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk/Söylev (Vesikalar/Belgeler), C. III, Ankara: TTK, 1999, ves.97 [a], ss. 1386-1390.

[33] Akşin, a.g.e., ss. 498-501; Sarıhan,  a.g.e., ss. 65-71.

[34] Alemdar, 27 Ağustos 1919.

[35] Lord Kinross, Atatürk: The Rebirth of A Nation, Northern Cyprus: K. Rustem&Brother, 1964, ss. 149-150; Akşin, a.g.e., s. 281.

[36] Metin Ayışığı, Belgelerin Işığında Milli Mücadele Tarihimiz, İstanbul: Sentez Yayıncılık, 2014, ss. 19-20; TV, 3540, 5 Mayıs 1919; ‘‘Memurin-i mülkiyenin, Mustafa Kemal tarafından yapılacak tebliğata icra etmelerinin tamimen emir buyurulması müsterhamdır.’’  Bkz. Jaeschke, a.g.e., s. 28.

[37] Mustafa Kemal Paşa’ya verilen yetkiler şöyledir: Sivas’ta bulunan III. Kolordu ve Erzurum’da bulunan XV. Kolordu, harekât ve asayiş işleri için müfettişlik emrine verilecektir. Müfettişlik bölgesi, Trabzon, Erzurum, Sivas, Van vilayetleri ve Erzincan ve Canik müstakil livaları da müfettişlikten emir alacaklardı. Bunların yanında, Diyarbakır, Bitlis, Mamuretülaziz (Elazığ), Ankara, Kastamonu gibi sınırdaş vilayet ve müstakil livalar müfettişliğin doğrudan doğruya yapacağı başvurmaları ‘‘nazar-ı dikkate’’ alacaklardı. Verilen yetkilere bakıldığında müfettişliğin görev alanı, Marmara, Ege, Akdeniz bölgeleriyle Konya ve Diyarbakır dışında hemen bütün Anadolu’yu kapsamaktadır. Bkz. Akşin, a.g.e., s. 282.

[38] Fethi Tevetoğlu, Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1987, s. 16; Jaeschke, a.g.e., ss. 32-34; İleri, İkdam, İstiklal, Vakit, 17 Mayıs 1919.

[39] Nurdoğan Taçalan, Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken, İstanbul: Milliyet Yayınları, 1970, s. 232. Lord Kinross’a göre, ‘‘Yunanlıların İzmir’i işgali, Türk’ün mücadeleci ruhunun alevlenmesi için ihtiyaç duyduğu kıvılcımı ortaya çıkarmıştır.’’ Bkz. Kinross, a.g.e., s. 155. İzmir’deki İtilaf Devletleri Temsilcisi Smith’ e göre ise, ‘‘eğer Yunanlılar İzmir’in işgaline dahil olmasaydılar, Türkler isyan etmeyecektiler.’’ Bkz. Selvi, a.g.e., s. 185. İzzet Öztoprak İzmir’in  işgaliyle ilgili olarak şunları söylemektedir: ‘‘İzmir’in işgali olayı Anadolu halkı üzerinde bütünleşme ve kenetleşme bakımından olumlu bir etki yaratmıştır… Anadolu Direnişinin oluşma nedeni olarak İzmir’in işgali gösterilmektedir.’’ Bkz. İzzet Öztoprak, Türk ve Batı Kamuoyunda Milli Mücadele, Ankara: TTK, 2014, s. 62.

[40] Atatürk İle İlgili Arşiv Belgeleri (1911-1921 Tarihleri Arasına Ait 106 Belge), Ankara: B.O.A.D.B., 1982, s. 26.

[41] Karabekir, a.g.e., s. 143; Cebesoy, a.g.e., ss. 65-66; Atatürk, Nutuk, s. 12.

[42] Atatürk, Nutuk, s. 16.

[43] Mustafa Turan, Milli Mücadele'de Siyasi Çözüm Arayışları (30 Ekim 1918-24 Temmuz 1923), Ankara: Siyasal Kitabevi, 2005, ss. 49-51.

[44] Mahmut Goloğlu, Erzurum Kongresi, İstanbul: TİBKY, 2008, ss. 119-124; Haluk Selvi, Milli Mücadelede Erzurum (1918 – 1923), Ankara: AAM, 2000, ss. 118-119.

[45] Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, İstanbul: TİBKY, 2008, ss. 93-94; Kemal Arıburnu, Sivas Kongresi: Samsun’dan Ankara’ya Kadar Olaylar ve Anılarla, Ankara: AAM, 1997, ss. 68-70.

[46] Milli Mücadele döneminde, Erzurum ve Sivas’ta düzenlenen kongrelerden başka, Hacim Muhittin (Çarıklı) Bey’in öncülüğünde yurtsever kişiler, 17 Mart 1919 - 2 Ağustos 1920 tarihleri arasında Balıkesir (5 defa) ve Alaşehir'de milli kongreler düzenlemişlerdir. Bkz. Mustafa Albayrak, Milli Mücadele Dönemi'nde Batı Anadolu Kongreleri (17 Mart 1919-2 Ağustos 1920), Ankara: AAM, 1998, ss. 121-178.

[47] Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, (Çev. Cemal Köprülü), Ankara: TTK, 2011, s. 125.

[48] Sarıhan, a.g.e., s. 82; Açıksöz, 8 Temmuz 1919.

[49] ‘‘Zat-ı alileri gibi kıymetli bir generalin hemen Anadolu vilayetlerinde dolaşmasının efkâr-ı umumiyeye iyi bir tesir bahşedemeyeceğinden bahisle İstanbul’a celp buyurulmanızı İngilizler istedi.’’ Jaeschke, Türk Kurtuluş…, ss. 41-42.

[50] Atatürk, Nutuk/Söylev, ves.19, ss. 1220-1223.

[51] Karabekir, a.g.e., s. 170.

[52] Karabekir, a.g.e., s. 190.

[53] M. Tayyib Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Ankara: TİBKY, 2011, ss. 155, 160-161; Akşin, a.g.e., ss. 350-351; Cebesoy, a.g.e., s. 79-80.

[54] Gökbilgin, a.g.e., s. 162; Sarıhan, a.g.e., ss. 85-87.

[55] Akşin, a.g.e., s. 356.

[56] TV, 3595, 12 Temmuz 1919. Atatürk İle İlgili Arşiv Belgeleri, ss. 51-52; Gökbilgin, a.g.e., s. 165.

[57] Atatürk, Nutuk, s. 33; Gökbilgin, a.g.e., s. 165; Karay, a.g.e., s. 147; Vakit, 12 Temmuz 1919. 

[58] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri (1917-1938), IV, Ankara: TTK, 1991,  s. 54.

[59] Cebesoy, a.g.e., s. 99; Karabekir, a.g.e., ss. 228-229; Selek, a.g.e., s. 279.

[60] Atatürk İle İlgili Arşiv Belgeleri, ss. 56-57; Akşam, 12 Ağustos 1919.

[61] Peyam, 13 Ağustos 1919.  

[62] TV, 16 Ağustos 1919; Akşin, a.g.e., s. 499.

[63] Sarıhan, a.g.e., s. 49.

[64] TV, 4325, 16 Aralık 1918.

[65] TV, 3426, 21 Aralık 1918

[66] TV, 3525, 24 Nisan 1918; TV, 3544, 7 Mayıs 1918.

[67] Yenigün, 16 Ocak 1919.

[68] TV,  3674, 13 Ekim 1919.

[69] Sarıhan, a.g.e., s. 139.

[70] Tasvir-i Efkar, 3 Nisan 1919.

[71] Alemdar, 4 Mart 1919.

[72] Türkçe İstanbul, 5 Mart 1919.

[73] Türkçe İstanbul, 9 Mart 1919.

[74] Karay, a.g.e., ss. 96-100; İkdam 11 Nisan 1919.

[75] Karay, a.g.e., s. 129.

[76] Sarıhan, a.g.e., s. 137.

[77] İleri, 9 Ekim 1919.

[78] Gökbilgin, a.g.e., ss. 68-70; Akşin, a.e.g. ss. 249-252; Sarıhan, a.g.e., s. 64.

[79] Kamil Erdeha, Milli Mücadelede Vilayetler ve Valiler, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1975, ss. 125-138.

[80] Bekir Sıtkı Baykal, Heyet-i Temsiliye Kararları, Ankara: TTK, 1974, s. 2.

[81] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, C. II, Ankara: TTK, 1968, ss. 398-399.

[82] Gökbilgin, a.g.e., s. 300.

[83] Atatürk, Nutuk/Söylev, ves.127-128; ss. 1500-1505; Gökbilgin, a.g.e., s. 286; İrade-i Milliye, 7 Ekim 1919.

[84] Kansu, a.g.e., ss. 370-371.

[85] Baykal, a.g.e., s. 12; İrade-i Milliye, 12 Ekim 1919.

[86] Gökbilgin, a.g.e, ss. 295-297; Kansu, a.g.e., ss. 380-386; TV, 3665, 7 Ekim 1919, İrade-i Milliye, 12 Ekim 1919.

[87] Atatürk, Nutuk/Söylev, ves.156[b], ss. 1576-1579; Kansu, a.g.e., s. 416

[88] Amasya Protokolü için bkz. Şerafettin Zeyrek, ‘‘Amasya Mülakatı’’, AAMD, C. V, Sayı 14, Ankara 1989, s. 470; Baykal, a.g.e., ss. 25-28.

[89] Vakit, 27 Ekim 1919.

[90] Alemdar, 26 Ekim 1919.

[91] Baykal, a.g.e., s. 48, Atatürk, Nutuk, ss. 192-193.

[92] Atatürk, Nutuk/Söylev, ves.194, ss. 1670-1671; Sarıhan, a.g.e.,  s. 99.

[93] Atatürk, Nutuk, ss. 208-209.

[94] Taner Baytok, İngiliz Kaynaklarından Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara: Başnur Matbaası, 1970, ss. 49-50; Gökbilgin, a.g.e., s. 537; Cebesoy, a.g.e., s. 303. Karabekir, a.g.e., C.II, ss. 969-974.

[95] Atatürk, Nutuk, s. 264; Akşin, a.g.e., C.II, s. 299.

[96] Atatürk, Nutuk/Söylev, ves.226[a,b], s. 1748-1749. Mutafa Kemal, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgalinden hemen sonra bu emrini tekrarlamış ve yurdun bazı yerlerindeki İngiliz subayları tutuklanmıştır. Bunlar, Malta’daki Türk subaylarla değiştirilecektir. Şimşir, a.g.e., s. 210; Selek, a.g.e., s. 340.

[97] Sarıhan, a.g.e., ss. 101-102.

[98] Akşin, a.g.e., C.II, ss. 368-381.

[99] Gökbilgin, a.g.e., s. 603; Cebesoy, a.g.e., s. 303.

[100] Karabekir, a.g.e., C.III, ss. 1511-1512; Alemdar, İleri, 25 Nisan 1920.

[101] Günay Çağlar, ‘’Kuvay-ı İnzibatiye’’, Ankara Üniversitesi TİTE - Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 4, Ankara 1995, ss. 353-354. Kuvay-ı İnzibatiye, Kuvay-ı Milliye’yi dağıtması için Damat Ferit tarafından İngiliz desteğiyle kurulmuştur. Komutanlığını bir süre Ahmet Anzavur yapmıştır. Daha sonra komutayı Süleyman Şefik Paşa devralmıştır. 25 Haziran 1920’de Padişah iradesiyle lağvedilmiştir. Bkz. TV, 3905,  25 Haziran 1920.

[102] Kemal Çelik, ‘‘Milli Mücadele’de İç İsyanlar, Vatana İhanet Kanunu ve İstiklâl Mahkemeleri’’, Ankara Üniversitesi TİTE - Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 40, Ankara 2007, ss. 584-585; Osman Akandere-Hasan Ali Polat, Damat Ferit Paşa Hükümetlerinin Milli Mücadele Karşıtı Politikaları, Ankara: AAM, 2011, ss. 197-226.

[103]  Mahmut Goloğlu, Üçüncü Meşrutiyet (1920): Birinci Büyük Millet Meclisi, İstanbul: TİBKY, 2008, ss. 187-188. 

Bu haber toplam 2756 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim