• İstanbul 14 °C
  • Ankara 10 °C

Eczâcıbaşı’nın Uydurukçası - 2

C.Yakup ŞİMŞEK


Eczâcıbaşı'nın "uydurukça"sıyla bizim "uydurukça"mız neden farklı?

Çünkü "uydurukça" kelimesi Türkçede farklı birkaç yönü işâret ediyor. Bunları maddeler hâlinde sayalım:
A) Asıl uydurukça: Dil Devrimi mahsûlü, dil mikrobu kapsülü, merdiven altı usûlü, TDK tezgâhı mâmûlü; öz Türkçe foyalı, Avrupa iğne oyalı ve kara boyalı (=sülfürik asitli) zıpçıktı kelimeler... Yekûnu binleri bulan bu türedilerden birkaçını sayalım: açı, algı, anlam, araç, aşama, atama, ayrıcalık, bağımsız, başvuru, bay, bayan, belge, bilim, bilinç, birey, koşul, ilginç, sorun, örneğin, özel, özellik... (Türkçede böyle kelimeleri tam anlatacak bir isim veyâ sıfat yok gaalibâ. Fakat mevcutlar içinde yine en iyisi "uydurukça" olsa gerek...)

B) TDK taklîdi uydurukça: Halkımızın, TDK "sözcük"lerini taklit yoluyla uydurduğu ve mizah mecmualarına malzeme olmuş sözler: çok oturgaçlı götürgeç, tavuksal fırlatgaç, sosyal otlangaç, tütünsel dumangaç, gök götürü konuksal avrat, ulusal düttürü...

C) Yabancı kelimeler: Son yıllarda üzerine kitaplar da yazılan -son aylarda Eczâcıbaşı'nın da rahatsız olup önlemeye çalıştığı- Türkilizce: Türkçesi varken kullanılan İngilizce kelimeler veyâ Türkçe-İngilizce melezi olan birtakım sözler: Confirm etmek → Teyit etmek / Third party → İş ortakları / Hard copy → Çıktı /Deadline Bitiş tarihi / Value chain → Değer zinciri / Filtre → Süzgeç... Bu gruba, şehirlerimizin muhtelif yerlerinde görmeye alıştığımız gösterişli levhalara kocaman harflerle yazılmış yabancı isimleri de dâhil edebiliriz: Galleria, Capitol, Atrium, Viaport, Optimum, Nautilus, Aquarium, Autopia...

D) Kelime kısaltma: Yine son 10-15 yıldan beri kelimelerin imlâsında sık sık gördüğümüz bir tasarruf: "Merhaba-selâm" yerine kısaca "mrb-slm" yazmak gibi... Bilhassa gençlerin İnternet ve cep yazışmalarında tercîh ettikleri bu "tasarruf"u da "uydurukça" sınıfına sokanlar ve bunların Türkçeyi tehdîd ettiğini yazıp söyleyenler var... (Ben bu fikre iştirâk etmiyorum; sebeplerini bir başka yazıda anlatırım inş.)

***
Evet, işte Türkiye'de
"uydurukça" kelimesi zihinlerde böyle muhtelif yönlere gidiyor.

(Bir kelime zihinlerde birbirine aykırı şeyler uyandırıyorsa anlama-anlatma-anlaşma için sıhhatli bir vâsıta olamaz. Böyle kelimeler bir konuşmada-yazıda çok geçiyorsa muhâtap zorlanır: Ya anlamaz yâhut yanlış anlar. Mefhumlardaki bu kargaşa trafik işâretlerinin farklı anlaşılması gibidir: Farz edelim ki, bildiğimiz kırmızı ışık bir kısım şoförler ve yayalarca "Dur!" demek, bâzılarına göre "Geç!"  işâreti veriyor, kimileri tarafından da "Hazırlan!" diye anlaşılıyor olsun. İşte öyle bir şey...)

Aslında bu sual, yalnızca "uydurukça" kelimesi için değil, "uydurukça" vasfı taşıyan kelimelerin -belki- hepsi hakkında sorulmalı. Fakat ben cevâbı "uydurukça" kelimelere göre değil bizzat "uydurukça" kelimesi için vereyim. Yâni, Eczâcıbaşı'nın "uydurukça"sıyla bizim "uydurukça"mız neden farklı, bunu îzâh edeyim:

1. TDK'ya göre “uydurukça” diye bir şey yok... Bir kelimenin varlığı ve mânâsını tesbit ve îzâh eden başlıca âlet lügattir. O hâlde biz "uydurukça" kelimesini hangi mânâda kullanabileceğimizi öğrenmek için lügatlere bakacağız demektir. Hele resmî lügat varsa ona... (Bizde 68 yıldır var.) Buyrun, bakalım: Fakat, o da ne? TDK’nın lügatinde -bırakın mânâsını-  “uydurukça” kelimesinin kendisini dahi bulamıyoruz... (Bunu daha önce yazmıştım.) Evet, TDK’nın koca Büyük Türkçe Sözlükündeki 616.767 kelime içinde “uydurukça” yer almıyor… Bu kelime T.C. devletinin lügatinde yazmıyor. Demek ki onlara göre Türkçede böyle bir kelime mevcut değil veyâ TDK “uydurukça” diye bir şeyin varlığını kabûl etmiyor, belki de kabûl etmek istemiyor... (Hatırlatırım ki aynı TDK’nın lügatinde meselâ “açınlayımanıklık, ansal, ayrıç, ayrıt, ayrıtsal, başal, bağıtlı, baysal, biçe, bilit, kamutay, kayra, önerti, dalınç...” kılıklı binlerce kelime arz-ı endâm ediyor... Herhâlde bunlar "uydurukça" kelimesinden daha çok biliniyor, kullanılıyor, anlaşılıyor da lügatte kendilerine yer buluyor...)
Denebilir ki: "TDK bu mefhûmu 'uydurukça' diye değil de benzer kelimelerle îzâh etmiştir belki?.." Buna da cevap yazmıştım: Evet, TDK “uydurukça”ya benzeyen “uydurma, uydurmaca, uydurmacı, uydurmacılık, uyduruk, uydurukçu, uydurukçuluk” kelimelerini lügatine almış. Fakat hiçbirinin târifi “Dil Devrimi îcâbı Türkçe yazı diline -dilin tabiî yapısına ve kaanunlarına aykırı olarak- devlet zoruyla sokulmuş kelimeler” hakkında, yâni asıl "uydurukça"ya dâir, en küçük, kıytırık-kıçı kırık bir bilgi vermiyor...

2. Gerçek "uydurukça" üstünde artık eskisi gibi durulmuyor, kafalar yorulmuyor. Hemen hemen herkes okuya okuya, duya duya, kullana kullana onu kanıksamış, benimsemiş... Nerde o  Peyâmî Safâ'lar, Nihad Sâmi Banarlı'lar, Necmettin Hacıeminoğlu'lar, Fâruk Kadri Timurtaş'lar? Daha mühimi, nerde onları okuyan, tâkîb eden şuurlu gençlik? O nesil, ne evde "uydurukça" kelime duyuyordu ne sokakta... Böyle kelimeleri ancak devlet kapısında (resmî metinlerde, yazışmalarda, unvanlarda ve tahsil hayatlarında) görüp duyuyorlar; tek tük kullanıyorlardı. Zamâne gençliğinin ana-babaları ise "uydurukça"nın tezgâhından geçmiş bir nesil: Hepsi en az ilkmektep okumuş, çoğu ortamektep ve liseye de gitmiş, hattâ bir kısmı üniversiteyi bitirmiş. Bunların çocukları -şimdiki nesil- tahsillerinin daha ilk gününden îtibâren "uydurukça" öğrenmeye başlıyorlar: "okul, eğitim, eğitsel, etkinlik, görev, görsel, sınav, öğretmen, öğrenci, toplum, olay, birey, özne, yüklem, tümleç, sözcük, zorunlu..." Derslerini başarmak, iyi bir liseye-üniversiteye girebilmek, iyi bir iş sâhibi olup hayâta atılmak, mesleklerinde yükselmek vs. için yüzlerce testi geçmek zorundalar. (Bu imtihanların hepsi resmen "sınav" ismi altında yapılmakta: OKS, ÖSS, LGS, SBS, YGS, LYS, DGS, YDS, TUS, ALES, KPSS vd.) Bunların tamâmında sürekli tekrar (telkin) yoluyla gençlerin kafasına "uydurukça" kelimeler kakılıyor. Yüzlerce, binlerce... Gençler bu "uydurukça" kelimeleri öğrenip kullanarak ancak meslek sâhibi olabiliyorlar. Oysa ataların kelimelerini tercîh ve tervîc etmenin böyle bir faydası yok. Meselâ İstiklâl Marşı'nda geçen kelimeleri öğrenip kullanmak geçim dünyâsında bir işe yaramıyor: "İstiklâl, çehre, celâl, hür, bend, garp, âfâk, serhad, medeniyet, hayâsız, cânân, cüdâ, emel, mâbed, nâmahrem, şehâdet, ebedî, vecd, cerîha, rûhumücerred, naaş, ebediyen, izmihlâl, çehre, Hudâ, emel, hürriyet..." kelimeleri artık karın doyurmuyor. Onlar geçer akçe değil. O hâlde bunları kim, niçin öğrensin? Bu ülkede böyle bir çark dönerken kalkıp "uydurukça"ya karşı çıkmak da pek akıl kârı değil.

3. 1932'den sonraki Türkçeyi bozan "uydurukça"ya karşı çıkmak bir bakıma "devlete muhâlif olmak" demektir. (Aslında öyle değildir; ama öyle zannedilebilir. Hayat böyle... Büyük hatâlarını açıkça söylediğinizde sizden yüz çevirmeyecek kaç dostunuz var?) Devletin hatâlarını söylemek, yazmak... Böylesi bir muhâlefet, ancak hak ve hakîkat aşkına yapılır ve birilerinin bu işi illâki yapması lâzımdır... Fakat ne yazık ki ortada muhâlif nâmına kimse kalmamış. Bir D.Mehmet Doğan, bir Kadir Mısıroğlu, bir Yavuz Bülent Bâkiler ne yapabilir ki? Üstelik bunlar -tahsilleri bakımından- dilci veyâ edebiyatçı da değiller. Dil ve edebiyat okumuş, bu sahalarda akademisyen (doktor / doçent / profesör vs.) olmuş olanlarsa nedense seslerini çıkarmıyorlar. İki ihtimal var: Bu adamlar ya dilde gaflet ve dalâlet içindeler yâhut birtakım mecbûriyetlerden dolayı hakîkatleri söyleyip yazamıyorlar. İki ihtimal de birbirinden beter...
Eczâcıbaşı'nın asıl "uydurukça"yı görmesini, görüyorsa gördüğünü gizlememesini dilerim. Tabiî ki diğer "baş"ların da: aşçıbaşından çarkçıbaşına, kocabaşından düğüncübaşına, hattâ elebaşından eşekbaşına kadar...

 

13.09.2013

Bu yazı toplam 2390 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim