Sûriyeli mültecîler Türkçe öğreneceklermiş...

C.Yakup ŞİMŞEK

Sûriyeli mültecîler Türkçe öğreneceklermiş...

(Benim  “mültecî” dediğim kelime 1935’ten beri TDK’ya göre “Osmanlıca artığı, yabancı, Türkçe karşılığının bulunması gereken” kelimelerden biri... “Mültecî”yi kovmak için yerine önce “sığınık” diye bir şey bulmuşlar. TDK lügatlerinde hâlâ “sığınık”lar görüyoruz. TDK’nın Türkçe Sözlük’ünde madde başı olan bu “sığınık” kelimesi Büyük Türkçe Sözlük’te kendisine daha geniş bir yer bulmuş. Evet, 1949 TDK yapımı olan “Dilbilim Terimleri Sözlüğü”nden Büyük Türkçe Sözlük’e aktarılan ve milyonlarca vatandaşa internetten sunulmakta olan “sığınık”lı sözler şunlar: ikinci sona sığınık / sona sığınım / başa sığınık / sığınık zamirler... Yaa, insan böyle “öz Türkçe” kelimeleri şıpbadak anlıyor, değil mi? Peki, siz şimdi hiçbir haber bülteninde “sığınık”lardan bahsedildiğini duyuyor musunuz? Duyamazsınız; çünkü TDK “sığınık”la kovamadığı “mültecî”yi daha sonra îmâl ettiği “sığınmacı” ile defetmeye çalıştı. Henüz ölmemiş olan “mültecî” bundan sonra ölür mü? Değerli kardeşim, bu sana bağlı: “Mültecî”nin ölmesini istemiyorsan “sığınmacı”yı değil onu kullan ve tavsiye et... “Bana ne canım!” diyorsan bu yazıyı hiç okuma...)

Habere dönelim...

Anadolu Ajansının verdiği habere göre “Aralarında doktorların bulunduğu bir grup Suriyeli sığınmacı Kızıltepe Halk Eğitim Merkez'ince açılan kursta Türkçe okuma yazma öğreniyor”muş. Kızıltepe HEM müdürü demiş ki: "Suriyeli mülteciler kursu açtığımız için çok sevindiler Türkçe'yi öğrenip duygu ve düşüncelerini aktarabilecekler. Ayrıca Türkçe'yi öğrenip kendi branşlarında çalışmak istiyorlar. Kursa devam edenlere ders kitapları ve kırtasiye desteğinde de bulunduk..."

***

Şunları düşündüm:

1. Sûriyeli mültecî kardeşlerimiz acabâ 1930’lardan önceki Türkçeyi mi daha kolay öğrenirler, yoksa şimdikini mi? Cevap: Elbette öncekini... Çünkü 1930’lara kadar onlarla aramızda ortak kullandığımız binlerce kelime bugün onlarda yine var ama bizde yok (edildi). Meselâ onların meşhur El-Ceyşü’s-Sûriyye’l-urr ismindeki askerî gücü “Hür Sûriye Ordusu” şeklinde değil de hep “Özgür Sûriye Ordusu” diye tercüme ediliyor. Mâlûm, “hür” kelimesini yok etmek için TDK çok kararlı-ısrarlıydı ve bu uğurda şimdiye kadar üç kelimeyi kullandı: özgen-erkin-özgür.

 

Peki, Sûriye’de hâlâ Türkçe konuşan insanların, yâni oralı Türklerin Türkçeleri nasıl? Cevap: “Hama ve Humus Türkmenlerinin şivesi eski Osmanlı diline daha yakın...” (Bk. www.turkmens.com)

2. Sûriyelilerin bugünkü Türkçeyi öğrenmelerine ne kadar sevinmeli? Bendeniz pek sevinemiyorum. Çünkü onlar bu kavruk-savruk-bozuk-uyduruk-kılkuyruk dili öğrendikten sonra akrabâlarına ve ülkelerine de taşıyıp bulaştıracaklar. Ne yaparsınız ki işin bir de maddî yönü var: Bu Türkçe kursiyerlerinin bir kısmı doktor velâkin işsiz. Bunlardan biri (ülkesinde kadın doğum mütehassısı) olan Olga Rusu, “yaklaşık bir aydır kursa devam ettiğini, eşinin de kardiyolog olduğunu” söylemiş ve Türkçe öğrenmesindeki hikmeti açıklamış: "Türkçeyi öğrendiğimiz zaman burada kendi mesleğimizi yapabileceğimiz söylendi. Bunun üzerine biz de kursa geldik. Türkçe kolay bir dil. Kısa sürede çok şey öğrendik..."  Ülkesinde veteriner olan İyyad Muhammed, Dâhiliye Mütehassısı Hasan Emin ve diğerleri... Bunları Türkçe öğrenmeye iten sâik hep aynı: kendi mesleklerini Türkiye’de icrâ edip para kazanmak...

3. “Türkçe kolay bir dil...” hükmüne gelince... Bir bakıma doğru: Birkaç yüz maymuncukla birkaç bin mânâyı ifâde etmek (!) gibi bir fırsat (!) yakalayacaklar... İşte bu Sûriyeli kardeşlerin dillerine pelesenk, sözlerine ölü renk, kekemeliklerine denk olacak maymuncuklar: amaç, aşama, bilinçli, birey, boyut, değişim, durum, eleştirmek, etki, etkilemek, etkili, eylem, genel, genellikle, görev, görsel, güncel, iletişim, ilgi, ilginç, kanıt, kesin, kesinlikle, konu, odaklanmak, olay, olumlu, olumsuz, olumsuzluk, oluşturmak, onay, onaylamak, onur, ortam, önem, önemli, önermek, özellik, özellikle, özgür, özgürlük, saldırı, sorumlu, sorumluluk, sorun, söylem, süreç, toplum, tüm, uygulama, uzman, yetenek, yetkili, zorunlu...

Bir dilde incelik, nüans, derinlik, berraklık, sağlık ve zenginlik kalmadıysa, onu vasat zekâlar da kolayca öğrenir. Böyle bir dille yalnızca adres sorarsınız, pazardan alışveriş yaparsınız... Her birine beş-on mefhûmun yüklendiği bu kelimelerle ince düşünmeye, sağlam bir mantıkla felsefe filân yapmaya kalkışmayın, çünkü çuvallarsınız.

*** 

Geçim zarûreti duymasalardı Sûriyeli bu doktorlara -ve dostlara- meselâ Fuzûl'nin, Bağdatlı Rûhî'nin ve Urfalı Nâbî'nin Türkçesini tavsiye ederdim.

Fuzûlî, bu mültecî dostların iki arada bir derede kalmışlıklarını ne güzel anlatmıştı: “Söylesem te’sîri yok, sussam gönül râzî değil...”

Nâbî de -onlar gibi- nerden nereye düştüyse "Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz / Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz..." diyordu.

Rûhî ise onların tevekkülünü "Verdik dil ü cân ile rızâ hükm-i kazâya / Gam çekmeziz uğrarsak eğer derd ü belâya..." beytiyle hulâsa ediyor, ayrıca "Hâlâ ki biz üftâde-i hûbân-ı Dımışk'ız / Serhalka-i rindân-ı melâmetkeş-i ışkız" sözleriyle Dımışk (Şam) şehrini özleyişlerine tercümân oluyordu...

Sûriyelilere Türkçe öğreten hocalar! Bol uyduruklu Türkçe derslerinize arada böyle şirin sözler katın, sıkılan dostları ferahlatın...

 

29.07.2013

Bu yazı toplam 1272 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim