Doç. Dr. Muhammed Enes Kala: Cengiz Aytmatov’un Düşünce ve Sanatında Ahlaki Zemin ve Etkileme Biçimleri

Doç. Dr. Muhammed Enes Kala: Cengiz Aytmatov’un Düşünce ve Sanatında Ahlaki Zemin ve Etkileme Biçimleri
TYB Akademi 26 / Yaşayan Edebiyat / Mayıs 2019

Sözün Özüne Dair Konuşmak

            İnsan için söz çok kıymetlidir. Aslında insanın onun dışında kendisine dair pek bir şeyi de yoktur. Sevgisini, nefretini, hüznünü, mutluluğunu, yaşama dair neyi varsa hep söze sarar ve sözle saklar. Söz, insanın yolculuğunda hem yoldaşı hem de yol azığıdır. Onunla ölüme meydan okur ve kalıcılığı soluyabilir. Onunla girer gönüllere ve etkiler kalpleri. Kendisine dair hikayeler hep ona tutunur, hele söz etkileyiciyse daha da kalıcı ve tesirli olur. Akla ve vicdana birlikte seslenmeyi başarıyorsa bir de, her elin işaret parmağının gösterdiği haline geliverir. Aytmatov’un kaleme aldığı eserlerin önemi kedisini biraz da kalıcılığa ve etkileyiciliğe sahip olmasında aranabilir. Onun söylediği söz, insanı yakalayan hikayeyi anlatır, Aytmatov anlatırken hikayesini en etkili şekilde anlatma yollarını kullanmaya çalışır. İnsanın hem aklına hem hissine hem de vicdanına etkili bir üslupla hitap etmek, muhakkak hitabetin tesirini artırır. Aytmatov’un eserlerinin ardında kendisini zengin bir zeminde saklayan etkileyicilik ve kalıcılık da buradan neşet ettiğini ifade edebiliriz. Kuşkusuz sadece zikrettiğimiz unsurlar değildir, saikler…

Aytmatov, yerel insandan hareket etse de dünya insanını hikayesinin merkezine çekmekte mahirdir Bozkırın bilgesi, bu zeminde bizi yekdiğerimizle ortaklaştıran zeminler olan akla ve vicdana hitap etmeyi başarır.  Bu alt başlık altında kalıcılık ve etkileyicilik başarısının ardında var olduğunu düşündüklerimizi teknik bir çerçevede ifade etmeye çalışabiliriz.

Eski Yunanca’da ‘söz’ karşılığı olmak üzere üç farklı kelime kullanılmıştır. Bunlar; mitos, epos ve logos’tur. Mitos’tan efsanevi olayların öyküsü anlaşılır. Öykü olmakla da aslına bakılırsa ‘mitos’, ‘epos’un içeriğini oluşturur. ‘Epos’ ise ‘mitos’a biçim kazandırılmasıyla meydana gelir. O halde mitosun anlatılan efsanenin, söylencenin, öykünün içeriğini, eposun ise onun biçimini oluşturduğunu ifade edebilmek mümkündür. Mitosta anlatılan öykü çok derin ve önemli bir hakikate isabet ediyor olabilir, ancak ondaki coşkuyu ve etkiyi eposun düzeni ve ölçüsü belirlemektedir. Logos ise söylencede anlamlılığı, düzeni ve makullüğü tesis eder. O halde içerik, mitos; içeriği biçimlendirerek etkileyiciliğini artıran epos; tüm bunlara bir anlamlılık, kalıcılık ve makullük katan ise logostur.[1] Logos, mitosa anlam katarak onun çağrısını, çağlar aştıran bir yapıya büründürür. Masalların mistik boyutunda anlatılan çok havâî ve saçma şeyler olarak görülebilir ama ona sirayet eden logos, anlatılanların manasını farklı bir zemine çekerek makul anlamlılığı tesis eder ve söylenmek isteneni insanlık için akledilebilir bir çerçeveye büründürür. Mitolojide insanlığın toplu tecrübesinin ifadesini görebilmek mümkündür, bu bakımdan mitoslardan edebi anlatımlarda istifade etmek oldukça önemli görünür. Aslına bakılırsa mitoslar taşıdıkları unsurlar olarak yerel, fakat hitap ettikleri muhataplar bakımından evrensel olarak değerlendirilebilir. Bunu en iyi masal ve efsanelerde görebiliriz. Çalışmada zikrettiğimiz bu kavramları, kendi düşünce geleneğimizde önemli yere sahip olan masal-mesel-misal kavramları ile karşılamak istiyoruz.

Masal kavramının söz konusu zeminde ‘mitos’un anlam içeriğini kapsadığını, mesel kavramının aslında ‘epos’ kelimesinin de işaret ettiği, efsanenin içeriğinin taşındığı mahfazayı karşıladığını, son olarak ‘misal’ kavramının ise söylenen ve söylenmek istenen iletinin makullüğünü belirten ‘logos’ kavramının içeriğine sahip olduğu iddia edebiliriz. Bu zeminde kaynak olarak geniş bir manas destanı hazinesine sahip olan Aytmatov, söz konusu destandan devşirdiği ilhamlarla hem masal hem mesel hem de misal denizinde kendisini okuyan insanları etkileyici ve ders verici güzel yolculuklara çıkarmayı başarabilmiştir. Aytmatov’un eserleri hep yaşanabilir bir dünyanın özlem tınısını seslendirir, bu manasıyla onun eserleri ahlakın ve siyasetin mihver olarak kabul edilebilecek değeri haiz görünür. Söz konusu zeminde, o ahlaki mesajlarının sürekli taze tutmayı başarabilen çağdaş manasçı olduğu kadar çağdaş masalcı, meselci ve misalci olarak kabul edilebilir.  

Masalların, ahlâk ve geleneğin taşınması, yeni nesillere öğretilmesi, bunu yaparken övgü ve yergi kalıplarını kullanmaları, baskıcı toplumlarda çıkış yolunun bulunmasında halka yardımcı olmaları gibi önemli işlevleri zikredilmektedir.[2] Masalların vermeye çalıştıkları mesajların, kültürler arası ortaklaşma durumlarının arkasında, insanoğlunun temel niteliklerinin ilk insan Hz. Adem’den son Adama kadar bir değişikliğe uğramadan devam edecek olması ve insanın küresel ölçekte ortak insanlık paydasından pay alabilmesi vardır. Anlatılan her masal bu durumu dikkate alabildiği ölçüde evrensel bir mahiyet kazanacaktır.[3]

Cengiz Aytmatov’un etkileyici bir yazar olmasının arkasında büyükannesi Ayımkan Hanım'ın önemli rolü olduğu vurgulanmalıdır. O, Aytmatov’a anlattığı masal ve halk hikayeleriyle aslında onun yazarlık yolunda ilk öğretmeni olmuştur. Efsaneler, masallar ve ozan deyişleri, Aytmatov’un yazılarının kurgusunu ve içeriğini oluşturmada çok önemli yeri vardır. Fakat Aytmatov, eski kültürde içerilen unsurları günümüzle irtibatlandırarak yeniden çağıyla barışık şekilde yorumlamaya çalışır. Bu ise gelenek ve şimdinin meczedilme durumlarını bizlere sunar.[4]

Aytmatov, yukarıda da zikrettiğimiz gibi bir bakıma çağdaş manasçıdır. Manas destanı bir milyonu aşan beyitten müteşekkil eski sözlü geleneğin en önemli eserlerindendir. Manas, bir kahramandır ve Türk halklarına özgürlük mücadelesinde yardım etmiştir. Kozmogonik ögeler de içeren Manas destanında halkın gücünün yetmediği yerde Manas devreye girer ve halkları mücadelelerinde ileri taşır. Ancak en sonunda Honhur adlı bir Çinliye yenilir ve öldürülür.  Çağdaş bir manasçı olan Aytmatov’un her eserine Manas destanının beyitlerinde saklanan anlamlar sirayet etmiştir. Burada şu mesajın da içerildiğini veya en azından ima edildiğini ifade edebiliriz. Manas, bir milletin inşa olunması yolunda bu milletin zorluklarla kaldığı süreçlerde hem yardımda bulunmuştur. Ancak Manas da mahiyeti gereği fanidir. Bir gün hayata elveda demiştir. Onun elvedası, Kırgız milletinin mücadelesinde artık kendi kendine yetmesi gerektiğinin, onun yardımına artık ihtiyaçları olmadığının da bir nişanesi olarak yorumlanmaya açıktır.

Bu bakımdan Cengiz Aytmatov’un roman ve hikayelerinin içeriği, içeriğini sarıp sarmalayan biçim ve üslup, anlatılanların insanlara verdiği dersin değeri ve öğreticiliği, her bakımdan manas destanı kokar. Aytmatov yerel motifleri ve kültürü çok derinlemesine bilmekte ama onunla yetinmeyip, insanı tüm koşul ve boyutlarıyla sımsıcak sararak evrensele ulaşan bir çerçeveye uzanma gayreti içinde görünür. Kökü, Dede Korkut, Manas, samimi Kırgız insanların sosyal pratiklerine uzanmakta, onlardan yola çıkarak hayal ettiği insanlık özünü tebarüz ettirerek çağları aşan bir çağrının sevdalısı duruşuna sahip olmaktadır.          

            Aytmatov’un sanatının ahlak yüklü olduğunu, eserlerinde vermeye çalıştığı ahlaki mesajların ise sanatla efsunlamış olduğunu ifade edebiliriz. Bu durum hassaten onu etkileyici ve kalıcı kılan hususiyetleri bize verir. Aytmatov, önemli bir ahlak davetçisidir, eserleri ahlakın evrensel çağrısıyla örülüdür, bu özellikle olsa geren onun eserleri kapsayıcılık ve kalıcılık şerbetinden içmiştir. Çağdaş Manascı olarak Aytmatov’un eserleri aynı zamanda birer edebiyat numuneleri olarak ilgili alandaki sanatın güçlü mahiyetini bizlere sunmaktadır. Bu bakımdan eserler oldukça etkileyicidirler.  

Eserlerinin söz konusu bağlamdan kopmamak üzere yerelden evrensele uzanan etkili hikayesinden de yeri gelmişken söz açılmalıdır. Her şeyden önce Aytmatov’un hikayeleri anlatmış olmak için anlatılmaz. Her hikayesinde bir gaye söz konusudur. Bu gaye, insanın yaşamını düzene sokmak, insanlığa daha iyi nasıl insan olurun derslerini vermek olarak anlaşılabilir. Her hikaye, ferdin yaşamını, toplumun kıvamını, insanlığın halini hep daha iyiye getirmek, savaşın yerine barışı, zulmün yerine adaleti tesis etme mücadelesini içinde saklar. Her mücadelede Aytmatov’un tarafı ‘insan’ın yanıdır. O, eserlerinde canavarlığını beşerlik üzerine inşa etmiş olan kişileri işleyerek onlara ilişkin insanların teyakkuza geçmelerini talep edebilir. Bunun tam aksine belki de çok daha önemli olarak eserlerinde çoğunlukla kendileri ölen ama davaları ölmeyen, beşerlikleri üzerine insaniyetlerini inşa eden kahramanları ele alır, onların kahramanlıklarının ve davalarının kutsallığını işler.

Aytmatov eserlerinin kalıcılık ve etkileyicilik sırrı bu zeminde ahlak ve sanatın gücüyle ifşa olunabilir. Sanatın gücüne inanan Aytmatov, vermek istediği mesajların sanat giysisiyle sadece etkileyiciliklerinin değil, kalıcılığının ve evrenselliğinin de yakalanabileceğine inanıyor gibi görünür. Sanatın insanın ruhunu arındırıp erdemlere sahip olmaya hazırladığını öne sürmek mümkündür. Bu, Aristoteles’in ‘katharsis’e yüklediği içerikle anlaşılabilir. Katharsis, insan ruhunu arındırma ameliyesi olarak anlaşılır. Katharsis ya insanı, gösterilenden uzaklaştırmak suretiyle ya da gösterene öykündürmek suretiyle ruhun arındırılmasını mümkün kılar. Katharsis tecrübesine seyircinin sahnede gördüğünü canlandırma yoluyla onun iyi ya da kötü istekleri sahnede görüntü olarak oraya konulur.  Bu suretle izleyenin ruhu, ya kötü isteğin sahnede tecessüm ettirilerek insanda iğreti duygusunu harekete geçirmek suretiyle onu kötü istekten uzaklaşmasına ya da iyi isteğin sahnede gerçekleştirilmesi yoluyla izleyenin tatmin edilerek iyi duygular beslemesine katkıda bulunur.  İnsan ruhunun kötü duygulardan uzaklaşıp, iyi duygular besleyerek ruhunun arındırılma süreci bu meyanda ‘katharsis’ etkinliği olarak anlaşılır. Böylece trajedi karşılığında sanat, insanda ahlaki bir iz bırakarak onun ruhunu saflaştırmaya dönük hamleler gerçekleştirmektedir.[5] Sahnede canlandırılan ihanet, öldürme, ayrılık gibi olaylar, insanda bilkuvve olarak bulunan korkma, utanma ve acı duygularını uyandırır. Sahnede icra edilen oyundaki karakterlerle insan kendisini özdeşleştirdiğinde uykuda olan bu duygular açığa çıkar, sahnede cisimleşir ve o kişinin ruhundan açığa çıkmış olurlar. Böylece kişinin ruhu incelmiş ve yücelmiş olur.[6] 

Sahne olarak ifade edilenin, pekala roman ve hikaye olarak ifade edilmesi de mümkündür. O halde, ‘katharsis’, insanın roman veya eserde verilen kişilerin yaşam hikayelerine ortak olarak, kötü kişilerin yaptıklarına ve karakter özelliklerine göre onlardan uzaklaşarak veya hikaye ve romanlara konu edinen kahramanlara öykünerek kendi ruhlarında üstü kapalı olan duyguları açığa çıkarmak suretiyle ahlakiliği yakalamak, ruh dinginliğine ulaşmak olarak anlaşılabilir.

Aytmatov’un Sanat ve Edebiyat Gayesine Dair: Bütüncül Evrende İnsanı Bulma ve Muhafaza Etme

Aytmatov, edebiyatçıları ruhsal güzelliğin ve hakikatin sonsuz araştırması için yola çıkma cesaretini gösterenler olarak görür. Bununla birlikte edebiyatın ara işlevlerinin çağdan çağa değişebileceğini ancak temel gayesinin asla değişmeyeceğini düşünen Aytmatov’a göre edebiyatın temel, değişmez gayesi insan ruhunun özünün yansıtılmasıdır. Edebiyat bize öncelikle duygudaşlığı öğretir, başkalarının da bizim gibi olduğunu, üzüldüklerini, canlarının acıdığını, bizim gibi yaşamı sevip ölümden korktuklarını, onların da bizim gibi insan olma taleplerinin olduğunu öğretir.[7] Edebiyat bu bakımdan aslına bakılırsa önemli bir ahlaki fazilet olan diğergamlık mektebidir. O halde edebiyatın söz konusu zeminde insanların birbirleriyle hemhal olabilme imkanlarını sunan engin bir sanat olduğunu ifade etmek mümkün görünür. Edebiyat, insanların birbirlerine ayna tutmalarını olanaklı kılarken, yeryüzünde ahlakın her an yeniden tesis edilebilmesinin canlı şahitlerinden kabul edilebilir. Aytmatov, edebiyatın birinci görevini bu minval üzere bütün yeryüzünde sağlıklı bir ahlak ortamını yaygınlaştırmak olarak görürken, bu görevin edebiyat için oldukça önemli olduğunu da vurgular, zira bu koruma sağlanmazsa normal sağlıklı bir yaşam mümkün olamayacaktır.[8]

Edebiyat Aytmatov için aynı zamanda Aşkın varlığa, alemlere ve insana ilişkin düşüncelerini inşa ettiği zeminin adıdır. Bu zeminde Aytmatov’un, eserlerinin kalıcılık ve etkileyicilik hususiyetlerini de kurgulamaya çalıştığını ifade etmek mümkün görünür. Zira etkileyicilik ve kalıcılık sadece biçeme bağlı değil, içeriğe de matuftur.

Aytmatov, batı düşünce tarihinde izleyebildiğimiz izlekte birbirinden kopan veya kopmakta olan varlık kavramına ilişkin üç sütunu birlikte ele almaktan çekinmemiştir. Varlık kavramına ilişkin bütüncül bir tasavvur bize Vücud (Varlık) ve mevcut (varolan), birlikteliğini sunmalıdır. Bu düzlem, birbirine bağlı ve bütüncül manzarayı bize sunan onto-Logo-Theo düzenini açığa çıkarır. İnsan, bu düzlemde, anlamlılığın sürekliliği ve muhafazası için varolan ve Varlık olarak da doğrudan karşılık bulan Tanrı’nın tam ortasında bulunur. İnsan, anlamın sürekliliği için Tanrıyla olan ilişkisinde âlemden, âlemle olan ilişkisinde ise Tanrıdan kopmamalı ve koparılmamalıdır.[9] Aksi halde insan anlamdan, anlam insandan koparak, insan kendisini yalnızlaşmanın ve yabancılaşmanın derin dehlizlerinde kaybolma tehlikesiyle başbaşa bulabilir. O halde insan, büyük varlık zincirini bir bütün olarak idrak etmeli, kendisine de bu varlık zincirinde ayrıcalıklı bir yer değil ama anlamlı bir yer bulmalıdır. İnsan, elde etmesi gereken haliyle doğanın ritmine iştirak etmeyi de başarabilmelidir.[10] Bu anlamlı yer, onun geleneğinin, düşüncesinin ve inancının dışlanmadığı, söz konusu araçlarla Tanrıyı, alemleri, insanları ve kendisini tanımaya çalışacağı ‘evi’dir. Bu durumu Heidegger çok güzel şekilde ifade etmeye çalışır. “İnsan tecrübemiz ve tarihten anladığım kadarıyla, hayati ve harika olan her şeyin insanlar kendi evlerinde ve bir gelenek içinde kök saldıklarında meydana geldiğini ortaya çıkarıldığını biliyorum. Örneğin, günümüz yazını, koca bir çöküntü içindedir.”[11] Aytmatov’un Beyaz Gemi ve Gün Olur Asra Bedel adlı eserleri insanı geleneğine ve evine çağıran etkileyici ve kalıcı eserler değil midir?[12]

Aytmatov, varlık tasavvuru itibarıyla aslına bakılırsa modernitenin çatışık ve parçalayıcı varlık tasavvuruna bir meydan okuma içindedir. Moderniteyle insan yaşamının bütününe, bütünlüğüne ilişkin idrak tarzı, terkedilmiş ve birey hiyerarşik sosyal bağlarından ve teleolojik düzenlilikten kopuk şekilde telakki edilmiştir.[13] Varlığın bütüncül çerçevesinden yalıtılmış, yalnızlaştırılmış ve yabancılaştırılmış birey, bağlı olduğu yer ve üzerine bastığı zeminle ne anlaşabilir ne de dünyaya değer katabilir artık, zira insanın yerinden ve yurdundan sürgün edildiği bir zeminde insanın yapması gereken en asli şey kendini bulmak ve evine dönmek olmalıdır. Taylor bu konuya ilişkin şu düşüncelerini bizimle paylaşır: “Toplumun kutsal yapısı bir kez ortadan kalktığında, sosyal düzenlemeler ya da eylem tarzları artık varlıkların düzeni ya da Tanrı buyruğu temeline oturmadığında, bunlar çıkar için kullanılmaya açıktır: bireylerin mutluluğu ve iyiliğine yönelik olarak istenildiği gibi dönüştürülebilirler.”[14] Taylor, modern dönemlerden önce insanların kendilerini büyük ve anlamlı bir düzenin parçası hissettiğini,  bu kozmik düzenin, insanların melekler, öte-dünyasal varlıklar ve diğer dünyasal varlıklar arasında yerini aldığı “Büyük Varoluş Zinciri” olduğunu, nihayetinde evrendeki bu hiyerarşik düzenin toplumun hiyerarşisine, bireyin anlam koordinatlarına yansıdığını ifade etmektedir.[15]

Modernite, bir şekilde varlık alanını parçaladıktan sonra insanı da yerinden etmiş, onu yersiz yurtsuz bırakmış ve parçalamış görünür.[16] Bununla birlikte insanın şeyleşme ve köleleşme tehlikesinin de göz ardı edilmemesi gerekir.[17] Bu itibarla modernitenin insanlık tarihinde aşksızlık ve şevksizlikten ötürü soğuma tecrübesi olduğunu ifade edebiliriz. Aşktan kopan kişinin kendisinden, çevresinden, alemlerden ve yaratıcısından koptuğunu kolaylıkla ifade edebiliriz. Korkmaz’ın ifade ettiği gibi “aşk, bir tutunma noktasıdır; insanı, varlığın kaotik boşluğunda yitip gitmekten kurtarır.”[18] Aşksız, dertsiz ve davasız insan soğumaya yüz tutmuş evrende yabancı ve yalnızdır. Evrenle beraber tüm ilişki ve iletişimi soğutan da aslında varlık mertebelerini parçalayan modern insanın bizzat kendisidir. Aytmatov’un Dişi Kurdun Rüyaları adlı romanı bize bu konuda çok değerli şeyler söyler. Bu eserinde Aytmatov, Akbar ve Taşçaynar adlı iki kurdun hikayesini de konu edinir. Gerçi kurtların kaderi ile insanların kaderi birbirinin içine geçmiştir. Tabiatın kaderi de bu kadere karışmıştır. İnsanın tabiatı bozulunca tabiatın özü tahrip olmakta, bozulan tabiat, beşeri bozmakta ve zelil duruma düşürmektedir. Ekolojik dengeyi bozan beşerdir, bozulan ekolojik dengenin en büyük zararı da yine beşerin kendisinedir. Akbar ve Taşçaynar, bozulan maddi dengenin, Abdias ise bozulan manevi dengenin kurbanları olarak çıkar karşımıza.[19] Bu eser ve diğer başka eserlerinde de Aytmatov, oldukça ilginç bir imayı hissettirir. İnsana yakışır ve insandan beklenen güzel hasletler hayvanlara yüklenirken, hayvan doğasının gerektirdiği nitelikler ise beşer canavarın özellikleri olarak anlatılır.  Dolayısıyla Aytmatov, bu parçalanış, fıtrattan uzaklaşma ve varlığın birbirini tamamlayan ekseninden kopuşa aykırı hatta alternatif bir kurguyu, içeriği ve öğretiyi esas aldığı için olsa gerek, eserlerinin kalıcılığı ve etkileyiciliği şaşırtıcı olmasa gerektir.

Başka bir açıdan ama iyi ve istenen doğrultuda tüm bunlarla birlikte edebiyat, aslına bakılırsa ulvi bir kaçıştır, dahası edebiyat ve sanat, insanlar için özgürlük ve yetkinleşme imkanıdır. Aytmatov için de öyle olmuştur. Kendisi bu durumu şöyle dile getirir: “Babamın uğruna mücadele ettiği ideoloji, bana ve aileme karşı cephe almıştı. Sürekli gözleniyorduk. Halk Ekonomisi Enstitüsü'nü çok iyi bir dereceyle bitirmiştim. En büyük idealim bilim alanında çalışmaktı. Kendimi yetiştirmek ve geliştirmek istiyorum. Bu yüzden doktora yapmak istedim. "Bir halk düşmanının oğlu olduğum" gerekçesiyle bu imkân bana tanınmadı. Bütün kapılar kapanmıştı bana. Bilim alanında kariyer yapmak engellendi. Kendimi ifade edebilecek yollar aradım. Bu da yazıydı.”[20] Kendisine sunulan ve hakkaniyetten uzak olan durumlardan kaçış, yeteneklerini keşfetme ve reva görülen sınırlılıklardan özgürlüğe kaçış imkanını edebiyatla ortaya çıkaran Aytmatov, edebiyatının kalbine dünyanın özlediği ve her geçen gün daha da buharlaşmakta olan ‘insan’ı yerleştirmiştir. Kendi şahsi tecrübesinden hareketle belki de nasıl olunmaması gerektiğine ilişkin değerli dersler alan Aytmatov, yukarıda temas ettiğimiz hal üzere insanı Vücud (Tanrı) ve mevcud (var olan) arasında denge noktasında kavramaya çalışır. Onun eserlerinin moment noktası da tam burasıdır. Vücud ve mevcud arasında bir hâl ve kâl varlığı olarak insan aşka yaslanarak ve aşkla varlıklar arasındaki esrarengiz ahengi ve ihtişamı kavramaya çalışabilecektir. Zira “aşk, insanı evrenin ritmine katar, kendine doğru götürür, onu kendinde kılar. Böylece insan, özgürlük ve kölelik, birey ve toplum, biyolojik başlangıç ve manevi öz gibi temel kavramları yeniden tanımlama gereği duyar.”[21] Aytmatov da eserlerinde tam da bu ifade edilenleri oldukça etkileyici ve kalıcı şekilde gerçekleştirmeye çalışır. 

Aytmatov, insan için en zor olan şeyin her gün insan olarak kalmak olduğunu hassaten vurgular. Bu bağlamda eserlerinin merkezine insan olma ve kalmanın önemini yerleştiren Aytmatov’a göre, edebiyatın en asli vazifesi bu minvalde insanların içinde bulunan insanilik, merhamet ve vicdan gibi yetileri geliştirmek, insanlara karşı iyi davranmak, onları sevmek ve onlara iyi dilekler sunmak gibi değerleri yüceltmekten ibarettir.[22] İnsan olma ve kalmaya düşkünlüğü, Aytmatov’un her durum ve şart altında onu barış sevdalısı haline de getirmiştir. ‘İnsan’ı ancak barış ortamında bulabileceğimize, insanı bulmak suretiyle ona sorumluluklarını hatırlatabileceğimize inanan Aytmatov, konuya ilişkin düşüncelerini şöyle dile getirir:  “Her konuda, insanlara yönelik her kelimede, istenilen bir türde –gazetecilikte, şiirde, sanatsal nesirde veya sanatta barış için mücadele düşüncesi, her yerde ve her zaman üstün olmalıdır. İnsan kendisini kuduran bir okyanusta bir kum tanesi olarak hissetmemelidir. Bizim esas görevimiz her insana 20. Asrın bu karmaşık dünyasında yerini bulmasına ve gezegenimizin geleceği için sorumluluğunu hissetmesine yardımcı olmaktır.”[23] Her insanın sahip olması gereken tutkuların, yaratıcılık, insan yaşamının korunması ve yayılması, insanın kendi amaçlarını bilmesinde düğümlenmesi gerektiğini söyleyen Aytmatov, insanlık ruhunu koruyup ayağa kaldırabildiğimizde ancak o zaman ‘düşünen varlık’ terimini insan için doğrulamış olabileceğimizi ifade eder.[24] Onun eserleri her çeşit insanın kendisini görmesi, kendisini bulması ve kendisine gelmesi anlamında bir çeşit ayna vazifesi görür. Bu zemin bizi yeniden ‘arınan güzel insan’a götürecektir.

Sonuç

İnsanın eylem ve söylemi bir anlam küresi içerisinde cereyan eder. Bu kürenin koordinat başları ise arzu-haz-irade-akıl-kolektif şuur ve Tanrıdır. Bu koordinatlar birbirini tamamlamazsa insan, anlam yolcuğunda kaybolur. Aytmatov, eserlerinde bir bakıma bu koordinat düzenine de işaret etmektedir. İnsanın arzusunu ve hazzını ortadan kaldırmak değildir mesele. İnsanın arayışında hazzı ve arzuyu anlamlı bir durak olarak belirleme ve onlardan hareketle daha güzel yolculuklara çıkabilmektir asıl olan. Yani Tanrı’nın varlığının güç, düzen, anlam ve yön verdiği bir kolektif bilinç, onunla birlikte şekillenen akıl, böylesi akla tabi olan irade, akla ittiba eden iradeyle şekil alan haz ve arzu, insana insanı kavratır ve onun yolculuğunu anlamlı kılar. Söz konusu zemin kurulamaz, duraklar birbirine karıştırılır hatta ilk durak varılması gereken asıl nokta olarak tayin edilirse, insan ortadan kalkar, yeni zemin canavar beşere teslim edilmiş olur. Canavarın olduğu yerde ise hikmet değil, tahakküm bulunur. Burada akla, vicdana ve duyguya seslenecek insanlar yoktur. Mankurtlar, şahsiyeti silik Momunlar, vicdanı buharlaşmış Orozkullar, insanlık sınavını kaybeden İsmailler, insanı etkilemenin ve yönlendirmenin yolunun onların akıl ve vicdanını gölgelemek üzere sadece bayağı duygusallık olduğunu düşünen Ordoklar vardır. Öylesi bir dünya yaşama zevki ve istencinden boşandırılmış bir dünyadır. Aytmatov eserleriyle böylesi vahşi bir dünyaya başkaldırır.[25]

Aytmatov, eserlerinde ahlaki kaygılarla, her geçen gün insansızlaştırılmakta olan dünyaya isyanda bulunur. Onun gayesi insanı bilmek, insanı bulmak, insanı korumak olarak tebarüz eder.  Eserlerinde itinayla yerleştirmiş olduğu hayvanlar da aynı amaca yönelik yoldaşlardır aslında. Gülsarı, Akbar, Taşçaynar, Geyik Ana, Jaabars insanileşmenin özlemini dillendirdiği ve yansıttığı hayvanlardır eserlerde. Abdias, Nayman Ana, Bork, Filofey, Seyde, Düyşen, Beyaz Gemideki Çocuk ise insan olmanın, kalmanın ve ölmenin özlemini tüm çağlara taşımayla vazifelendirilmiş kahramanlardır. Aytmatov’u okuyanların kanı mezkur karakterlere kaynar, eserlerle karşılaşanlar onlara öykünür ve ruhlarında yarım bırakılan senaryonun tamama erdirilmesine ilişkin bir kuvvet duyarlar. Bu his, kahramanlara öykünerek ruhun saflaşması ve arınması tecrübesidir.  Zikrettiğimiz kahramanların tam aksine Taştanbek, Ertaş Kurçalov, Orozkul, İsmail, Toprak Ana eserindeki Çoban ve Gün Olur Asra Bedel adlı romandaki Juan Juanlar ise nefretin ve öfkenin yöneldiği figürlerdir. İnsanlar, bu karakterlerden sadır olan eylemlere nefret duyarlar, ruhlarında öyle olunmaması gerektiğine ilişkin derin çığlığı gönüllerinde hissederek onlardan uzaklaşmak suretiyle ruhlarında sükuneti ve arınmayı tecrübe ederler. Zira karşılarında nasıl olunmaması gerektiğinin örnekleri itinayla çıkarılmış ve onlara sunulmuştur. O halde Aytmatov, savaşın karşısında barışın, zulmün karşısında adaletin, canavarın karşısında insanın yılmaz savunucusu olmaktadır. Aytmatov, sanatı etkili bir güç olarak kullanıp onu gönüllerdeki yaralara merhem kullanmış, ahlaka belki de en çok ihtiyaç duyulan çağda ahlakın yılmaz taraftarlığını yapmıştır. Bize öyle geliyor ki onun etkileyicliği ve kalıcılığı sanat ve ahlakı birbirinin mütemmimleri olarak benimsemesinde ve kullanmasında yatmaktadır.

Son olarak bir duruma işaret etmekle çalışmamızı sonlandıralım. Aytmatov’un eserlerinde kahramanların sonu ölüm olsa bile onlar davalarından ayrılmaz, ölümleriyle çağlara çağrısını yetiştirirler. Sokrates gibi, şimdi onun diliyle ifade edelim: “Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim: ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisi daha iyi? Bunu Tanrı’dan başka kimse bilemez.”[26]  

 

Kaynakça

Aytmatov İle Röportaj, Mehmet Nuri Yardım-, "Romancılar Konuşuyor" Kitabından https://aytmatov.org/tr/mehmet-nuri-yardimcengiz-aytmatovromancilar-konusuyor-kitabindan

Aytmatov, C.,  “Her Şeyden Önce İnsan”, çev. M. Demir, Inter Buch, 2/83.

Aytmatov, C.,  “Her Yazar Kendi Halkı İçin Yazmayı Nazarda Tutar”, Sabiha Özen'in Röportajı, Dergah Dergisi, Sayı: 24, 1992.

Aytmatov, C.,  Beyaz Gemi, çev. Mehmet Özgül, Nora, İstanbul, 2017.

Aytmatov, C.,  Gün Olur Asra Bedel, Çev. Refik Özdek, Ötüken Yay., Ankara, 2014.

Aytmatov, C.,  Her Yazar Kendi Halkı İçin Yazmayı Nazarda Tutar, Sabiha Özen'in Röportaj, Dergah Dergisi, Sayı:24, 1992.

Aytmatov, C., “Edebiyatın Barışçı Görevi”, çev. E. Alova, Sanat Emeği Dergisi, Sayı:7, Eylül 1978.

Aytmatov, C., Dişi Kurdun Rüyaları, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1990.

Aytmatov, C., Yıldırım Sesli Manasçı, (Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, çev. Semnal Gökmen, Elips Yay. 2010.)

Bascom, W., “Four Functions of Folklore”, Journal of American Foklore, Vol:67, No:266, 1955.

Benhabib, S., Modernizm, Evrensellik ve Birey, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2001.

Heidegger, M., “Only a God Save Us”: Der Spiegel’s Intervies with Mar-tin Heidegger, (The Heidegger Controversy: A Critical Reader, ed. Richard Wolin, MIT Press, Massachussets, 1998) 

Hünler, S.Z.,  İki Adalet Arasında, Vadi Yay., Ankara, 1997.

Kahraman, A., “Cengiz Aytmatov”, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-1. cildi, 2016.

Kala,  M. E., Cengiz Aytmatov Retoriğinin Gücü, Aytmatov Yuvarlak Masa Toplantısında Sunulan Tebliğ Metni, 2018.

Kala, M.E.,  İnsandan Değere Değerden İnsana, EskiYeni Yay., Ankara, 2018.

Kala, M. E., Bir Kültür Yolu Olarak İpekyolu Masallarında Ahlaki Temalar,  (Medeniyetler Güzergahı İpekyolu’nun Yeniden Doğuşu, ed. Mehmet Bulut, Sabahattin Zaim Üniversitesi Yay., İstanbul, 2014)

Kolcu, A. İ., “Dişi Kurdun Rüyaları ve Aytmatov Gerçeği”, Milli Kültür, Sayı:87, 1991.

Korkmaz, R.,  Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Türksoy Yay., Ankara, 2004.

Korkmaz, R., “Aytmatov Anlatılarında Aşkın Eriştirici ve Dönüştürücü Gücü”, Bilig, sayı:46, 2008.

Özer, K., “Cengiz Aytmatov'a Göre Edebiyatın Görevi İnsanın Yetilerini Geliştirmektir”, Nesin Edebiyat Vakfı Yıllığı 1976.

Platon, Sokratesin Savunması, çev. Furkan Akderin, Say Yay., 2017.

Soykan, Ö. N.,  Estetik ve Sanat Felsefesi, Pinhan Yay., İstanbul, 2015.

Soykan, Ö. N., Arayışlar I, İnsancıl Yay., İstanbul, 2003.

Taylor, C., Modernliğin Sıkıntıları, çev. Uğur Canbilen, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2011.

Turner, B.,  “Alasdair MacIntyre on Morality, Community and Natural Law”, Journal of Classical Sociology, 13(2), 2013.

Türer, .,  Ahlâk Bunalımının Nedenleri,  (Çağımızın Ahlâk Bunalımı ve Çözüm Arayışları, ed. Hüseyin Sarıoğlu, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2009)

 

 

[1] Ömer Naci Soykan, Estetik ve Sanat Felsefesi, Pinhan Yay., İstanbul, 2015 ss. 84-105.

[2] William Bascom, “Four Functions of Folklore”, Journal of American Foklore, Vol:67, No:266, 1954, ss. 344-349.

[3] Muhammet Enes Kala, ”Bir Kültür Yolu Olarak İpekyolu Masallarında Ahlaki Temalar”, s. 95 (Medeniyetler Güzergahı İpekyolu’nun Yeniden Doğuşu, ed. Mehmet Bulut, Sabahattin Zaim Üniversitesi Yay., İstanbul, 2014)

[4] Cengiz Aytmatov,  Her Yazar Kendi Halkı İçin Yazmayı Nazarda Tutar, Sabiha Özen'in Röportaj, Dergah Dergisi, Sayı:24, 1992, s. 19; Cengiz Aytmatov İle Röportaj, Mehmet Nuri Yardım-, "Romancılar Konuşuyor" Kitabından https://aytmatov.org/tr/mehmet-nuri-yardimcengiz-aytmatovromancilar-konusuyor-kitabindan; Alim Kahraman, Cengiz Aytmatov, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-1. cildi, 2016, ss. 148-150.

[5] Ömer Naci Soykan, Arayışlar I, İnsancıl Yay., İstanbul, 2003,  ss. 194-195.

[6] Ömer Naci Soykan, Estetik ve Sanat Felsefesi, s.48.

[7] Cengiz Aytmatov, “Edebiyatın Barışçı Görevi”, çev. E. Alova, Sanat Emeği Dergisi, Sayı:7, Eylül 1978, ss. 11-12.

[8] A.g.e.,  s. 15.

[9] Muhammet Enes Kala, İnsandan Değere Değerden İnsana, EskiYeni Yay., Ankara, 2018, s. 22; Ramazan Korkmaz, Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Türksoy Yay., Ankara, 2004, ss. 184-185.

[10] Ramazan Korkmaz, Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, s. 169.

[11] Martin Heidegger, “Only a God Save Us”: Der Spiegel’s Intervies with Martin Heidegger, s. 106. (The Heidegger Controversy: A Critical Reader, ed. Richard Wolin, MIT Press, Massachussets, 1998) 

[12] Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi, çev. Mehmet Özgül, Nora, İstanbul, 2017, ss. 58-74; Muhammet Enes Kala, Cengiz Aytmatov Retoriğinin Gücü, Aytmatov’un Mirası Yuvarlak Masa Toplantısı Konuşma Metinleri, Moskova, 2018, ss. 330-331; Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel, Çev. Refik Özdek, Ötüken Yay., Ankara, 2014; Muhammet Enes Kala, Cengiz Aytmatov Retoriğinin Gücü, Aytmatov’un Mirası Yuvarlak Masa Toplantısı Konuşma Metinleri, Moskova, 2018, ss. 329-330.

[13] Solmaz Zelyüt Hünler, İki Adalet Arasında, Vadi Yay., Ankara, 1997, s. 120.

[14] Charles Taylor, Modernliğin Sıkıntıları, çev. Uğur Canbilen, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2011, s. 12.

[15] Taylor, Modernliğin Sıkıntıları, ss. 10-11; Celal Türer, Ahlâk Bunalımının Ne-denleri, ss. 26-27, (Çağımızın Ahlâk Bunalımı ve Çözüm Arayışları, ed. Hüse-yin Sarıoğlu, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2009) ss. 26-27. Bkz. Seyla Benhabib, Modernizm, Evrensellik ve Birey, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2001, s. 33

[16] Muhammet Enes Kala, İnsandan Değere Değerden İnsana, s. 23-24.

[17] Ramazan Korkmaz, Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, ss. 30-33.

[18] Ramazan Korkmaz, “Aytmatov Anlatılarında Aşkın Eriştirici ve Dönüştürücü Gücü”, Bilig, sayı:46, 2008, s. 1.

[19] Cengiz Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1990; Ali İhsan Kolcu, “Dişi Kurdun Rüyaları ve Aytmatov Gerçeği”, Milli Kültür, Sayı:87, 1991, s. 58.

[21] Ramazan Korkmaz, Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, , s. 130.

[22]Kemal Özer, “Cengiz Aytmatov'a Göre Edebiyatın Görevi İnsanın Yetilerini Geliştirmektir”, Nesin Edebiyat Vakfı Yıllığı 1976, ss.413-415.

[23] Cengiz Aytmatov, “Her Şeyden Önce İnsan”, çev. M. Demir, Inter Buch, 2/83.

[24] Cengiz Aytmatov, “Edebiyatın Barışçı Görevi”, ss. 12-13.

[25] Muhammet Enes Kala, Cengiz Aytmatov Retoriğinin Gücü, Aytmatov Yuvarlak Masa Toplantısında Sunulan Tebliğ Metni.

[26] Platon, Sokratesin Savunması, çev. Furkan Akderin, Say Yay., 2017, s. 88.

Bu haber toplam 248 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim