Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman: ''Ebeveynler evlatlarıyla cep telefonu kadar ilgilenmiyor’’

Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman: ''Ebeveynler evlatlarıyla cep telefonu kadar ilgilenmiyor’’
Gençlerle ilgili yapılan araştırmalarda tehlikeli sonuçlar ortaya çıkmakta. Özellikle uyuşturucu bağımlılığı her geçen gün artmakta. Sokaklarda caddelerde Bonzai kullanan gençlerin sayısında korkunç bir artış var.

Devletin ve STK’ların acil önlem alması gerekiyor. Gençliğimiz geleceğimiz. Bu hususta daha fazla kafa yormamız proje üretmemiz lazım.

Akademik sahada ''Gençlik'le ilgili nitelikli çalışma yapan çok az sayıdaki isimden birisi olan Apaçi Gençlik kitabının Yazarı İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman ile sadece ''Gençliği'' konuştuk.

Fatma Gülşen Koçak

Apaçi Gençlik isimli eseriniz çok ses getirdi. Şimdilerde TRT'de dizi olarak yayınlanmaya başlayan çalışmaya başlama hikayenizi dinleyebilir miyiz?

Apaçi gençlik üzerine çalışma yapma fikrimiz, doktora tez sürecimize dayanıyor. Aslında biz doktora tezimizde gençlik konusunda çalışmayı düşünüyorduk. Bu anlamda Türkiye’de gençlik çalışmalarına dair daha önce yapılmış çalışmaların tamamına yakınını değerlendirdik. Hatta doktora tezimizin konusunu apaçi gençlik olarak belirlemeden önce literatür çalışması öyle ileri boyutlara vardı ki, 5-6 ayın sonunda baktığımızda 1923’ten 2011-2012 senesine kadar neredeyse bütün literatürü taramıştık. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Coşkun Hocam'ın desteğiyle yaptığım literatür taramasını Türkiye’de Gençlik Çalışmaları Bibliyografyası adı altında bir kitaba dönüştürdük. Bu çalışma bize aslında Türkiye’de gençlik alanında hangi alanların boş, hiç değinilmemiş, çok az değinilmiş veya es geçilmiş olduğunu gösterdi. Bu anlamda biz Türkiye’de yoksul gençlik literatürünün yetersiz ve alt kültür gençlik gruplarına dair yapılan çalışmaların çok az olduğunu fark ettik. Böylece aslında üstten bir bakışla yoksul ve alt kültür gençlik üzerine odaklanabileceğimizin bir ön işareti çıkmıştı. Niyetimiz gerçekten Türkiye’deki canlı bir sorunu ele almaktı. İsmail Hocam bir gün hararetli bir cep telefonu konuşmasında bana dedi ki, “Şu anda otobüsteyim, yanımda renkli renkli, şekil şekil giyinmiş çocuklar var. Bunlara galiba Apaçi diyorlar. Ömer, bunlara bir bakalım, biraz araştırır mısın, bir bilgi notu hazırla.” dedi. Ve ben de o sırada biraz daha işin içine girdim. Birkaç günlük çalışmadan sonra bu alanın tam da bizim eksikliğini duyduğumuz, üzerine çalışılmamış ve çalışılması gereken bir alan olduğunu gördük. Dolayısıyla serüven böyle başladı.   
 

Apaçi gençlik çalışması vesilesiyle sahaya indiğinizde nelerle karşılaştınız?

Dört yıl sürdü bizim çalışmamız. Bunun iki yılı sahada geçti. Esenler-Bağcılar ana merkezinde bu gençlerin sıkça vakit geçirdikleri kafeler mekanlarımızdı. İki yıllık süreç, çok kolay gelişmedi. Öncesinde yaklaşık dört-beş ay boyunca bu arkadaşlarla bir güven ilişkisi kesbetme adına uzun ve sıkıntılı bir süreç geçti. Sonrasında ise gençlerle daha yakından temas kurarak yaklaşık  on-on iki saat mesai yaptım günlük  kafelerde. O gençlerin hayata bakışları, bizi algılayışları, dünyayı okuma biçimleri, siyasete bakışları, okumaya eğitime bakışları, aile ile olan ilişkileri, kendi aralarındaki akran ilişkileri,hayatın zorluklarına ya da kolaylıklarına dair birtakım kanaatleri üzerine çalıştım.  

Ne tür zorluklar yaşadınız?

Bu anlamda belki işin en zor tarafı şuydu: Yani bu gençler hâlâ da  okumuş yazmışlardan çok karşılık bulamıyorlar, itibar göremiyorlar. Zaten bir itibar krizi var. Hikayenin özünde bir itibar krizi var. Bu anlamda işin en zor tarafı bu gençlerle normal ve doğal anlamda bir ilişki kurmanın zeminini yakalamak oldu. Çünkü güvenmiyorlar insanlara. Hele okumuş yazmış olanlara daha az güvenleri var. Güven testini geçtikten sonra  sonra hikayelerine şahit olmaya başladık.

Peki apaçi gençlik kendisini nasıl tanımlıyor? Siz apaçi gençliği nasıl tanımlıyorsunuz?

Şimdi, gençler bir kere kendilerini apaçi olarak tanımlamıyorlar. Çünkü apaçi demek  kıro demek, maganda demek, zonta demek, hırbo demek, amele demek, yani ötekileştirici dillerin tamamını kullanan bir duruma karşılık geliyor.

Fakat bu gençler kendilerinin böyle tanımlandığının böyle kodlandığının farkındalar. Süreç içerisinde biz nasıl tanımlıyoruz dersek aslında biz tanımlandığı şekliyle bu gençlerin dışarda tanımlandığı ötekileştirildiği şekliyle bu başlığı kullanmayı tercih ettik.

Kim bu gençler? Diğer gençlerden farkları nedir?

Bu gençler kimdir sorusuna dönüp baktığımızda genelde büyük kent merkezlerine göçle gelmiş ailelerin çocuklarının hikayeleri var karşımızda. %70 %80 böyle %100 diyemeyiz ama onun dışında kademeli olarak eğitim süreçlerinden kopan eğitim süreçlerinde önce sorun yaşayan daha sonra yeteri kadar desteklenmeyen daha sonra eğitimden tamamen kopan gençler var karşımızda.

Aynı şekilde ebeveyn yoksunluğu yaşayan yani anne babasıyla anne babaları sağ olsalar bile böyle kronik bir yetimlik ve öksüzlük durumu yaşayan ,yalnızlık durumu yaşayan evden bir türlü desteklenemeyen, güven ve itibar probleminin  bir krize dönüştüğü bir ortamda büyüyen yalnız çocukların hikayesi bu aynı zamanda. Bu gençler okul dışındaki zamanlarında part time çalışmak zorunda kaldıkları için bir süre sonra artık çalışmanın daha cazip hale geldiği, para kazanmanın ve para getirmenin böylece var olabilmenin daha anlamlı hale geldiği bir sürece doğru  evrilen gençler. Sonrasında bulundukları arkadaş ortamı ile birlikte ve yaşadıkları sorun ve sıkıntılarla birlikte ve okul sonrasında çalıştıkları niteliksiz işler yani konfeksiyon atölyesinde bir sıradan işçi olmak ya da hamal olmak ya da herhangi bir mağazada sadece yerleri temizleyen bir temizlikçi olmak gibi çok niteliksiz işlerde  çalışan bu gençler bir süre sonra madde ile de hızla tanışıyorlar.

Uyuşturucu madde kullanmak bu gençler arasında yaygın yani o hayatın acılarını, sorunlarını ve sıkıntılarını yeri geldiğinde onları bertaraf etmek yeri geldiğinde onlardan sıyrılmak ya da ayrılmak için madde kullanımı bir alternatif olarak gençlerde öne çıkıyor ve madde kullanımı devreye girdiğinde işin içine suç giriyor şiddet giriyor hapishane giriyor ve sorunlu ilişkiler giriyor, gayri meşru ilişkiler giriyor.Bu anlamda bir süre sonra hırsızlığa bulaşmak ya da torbacılık yani madde satıcısı olmak bu gençlerin hikayelerinin önemli bir kısmında yer alan gerçekler aslında. Dolayısıyla bu gençler kimdir sorusunun hani tek bir paragraf içinde ifade etmekten ziyade belki kırk elli farklı açılımıyla ve ifadesiyle yayarak anlatmak gerekiyor.

 Peki kimler var bu gençlerin üzerine kafa yoran, ilgilenen proje üreten?

Maalesef zaten bu gençlerin yeteri kadar ilgilenilmeme problemi bizi bu noktaya getirmiş durumda. Problemimiz birazda burada yani ailelerin yanında itibar görmüyorlar. Ailelerden yeteri kadar destek görmüyorlar , okuldan yeteri kadar destek görmüyorlar. Milli eğitim dergisine konuşuyoruz. Evet, idealist hocalarımız var idealist öğretmenlerimiz var ama genellikle  bu çocuklar zeka seviyeleri ya da kavrayış düzeyleri ya da akademik başarılarının yetersiz olması ya da yetersiz desteklenmesinden dolayı okul hayatlarında çok başarılı olamıyorlar.

Başarılı olmadıkları sebebiyle bir süre sonra okulda yani sınıf içerisinde "Keşke bugün gelmesede sınıf biraz rahat olsa, sessiz olsa..." diye bakılan, anılan çocuklara dönüşüyorlar hızlı bir şekilde ve kodlanıyorlar asıl tehlike tarafı burası. Bir süre sonra bu gençler kodlanmaya başlıyor bu anlamda okulda yeteri kadar destek alamayan göremeyen bu gençlerle dışarıda kim ilgileniyor derseniz dışarıda da maalesef sivil toplum kuruluşlarının karnesi bu manada pek parlak değil.

Türkiye'de istisnaları ayrı tutuyorum ama genellikle gençler üzerinde projesi olan , ilgilenen sivil toplum çok az. Çünkü bu gençlerle bir şey devşirmek zor. Yaptığınız faaliyette fotoğraf çekmeniz bile zor.

Türkiye'de sivil toplum mantığı  deforme olmuştur. Yani yaptığınız işi planlarken vereceğiniz pozları çektiğiniz fotoğrafları, yayınlayacağınız kanalı hesaplayarak iş yapıyorsunuz. Bu noktaya geldik maalesef. Yani pazarlama stratejisine dönüştü sivil toplum çalışmaları büyük oranda. Dolayısıyla bu anlamda bu gençlerle çalışan dernekler var mı? Var elbette var. Fakat belki yüzde beş belki yüzde onu bu gerçeklere ancak dokunabiliyor ve şu anda daha ziyade uyuşturucu madde bağımlılığı üzerinden bu gençlerle ilgilenilmeye çalışılıyor. Şu anda işte İstanbul'da ilgilenen birkaç dernek var. Anadolu'da irtibatta olduğumuz sekiz on dernek var daha yoğun bu gençlerle ilgilenen. Yerel ölçekte özellikle bu gençler yani birtakım yan çalışmalarla yani meslek edindirme tarzında çalışmalarla birtakım projelere dahil edilmeye çalışılıyor ama sorun sadece meslek olmadığı için yani meslek bu işin bir yüzü, bir basamağı olduğu için gerek ilgilenen sivil toplum kuruluşunun bu konuda azmi bir süre sonra kırılıyor. Gerek çocukların istekleri ve beklentileri dönüşüm alamadıklarından dolayı yani uyguladıkları proje sükut-u hayale uğruyor.

Bu gençlerin temel sorunu iyi bir işlerinin olmaması mı?

Bu gençlerin sorunu sadece çalışmak değil, iş sahibi olmak değil, meslek sahibi olmak değil, bir bilezik takmak falan değil sadece. Yani ortada iç dünyasıyla dış dünyası arasında ikisi arasında bir gerilim olan ve ikisinden de darbe yemiş bir nesilden bahsediyoruz. Ruh dünyasında kırık bir çocuk var.

Yani bu durumda sadece bir meslek sahibi yaparak "bak ekmekte kazanıyorsun artık, kendine gel artık, düzel."falanda diyerek çözemeyiz. Biz bu mesleye biraz daha kolaycı bakıyoruz, kolaycı yaklaşıyoruz ama kimisi çok ufak yaşta tacize uğramış, ensest mağduru olmuş, şiddet mağduru olmuş ya da akrabalarından başka türlü sorunlar görmüş ya da babası bir gitmiş gelmemiş annesi bir gitmiş gelmemiş, çocukluğunda yalnız kalmış.

"Yani yok olmuş." O yokluğu birkaç ufak tefek rütuşla toparlayamayız. Daha derinlikli daha kazı çalışmasına dönük daha yapıcı ve mutlaka sabırlı ve kuşatıcı bir çalışma, uzun soluklu bir çalışma gerekiyor. Türkiye'de bu anlamda sivil toplum çalışmalarının  özellikle bu gençler üzerinde çok fazla olduğuna tanık olamıyorum.

Bir anlamda hala sahipsizler yani?
Büyük oranda diyebiliriz

Peki devlete düşen rol nedir? Ne yapmalı devlet sivil toplum dışında?

Yerel yönetimler bu gençler için gençlik merkezleri yapıyorlar mesela. Fakat biz çok söyledik bunu farklı mecralarda. Gençlik merkezleri bu gençlere hitap etmiyor. Yani daha hijyenik ortamlar gençlik merkezleri oraya bu gençlik giremiyor girse de orada yapamazlar zaten. Yani dil farkı,yaklaşım farkı var vs. Bu gençler okul dışında da hayatlarını anlamlı kılabilecek bir aktivite içinde olmalılar. İkincisi okulda tutunmak bu gençler için ekstra bir çaba gerektiriyor. Yani bir yandan okul dışında kalan vakitlerde çalışacak, çalışmak zorundasınız. Bunların hepsini biz yetişkin bir bireye yüklesek o bile bu işin içinden çıkmakta zorlanır. Şimdi biz bunu 13-14 yaşlarında gençlerden bekliyoruz.

Burada ben üniversite burslarından ziyade lise burslarının, ortaokul burslarının devlet tarafından organize edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani bu çocuklar yoksullukla okula tutunamıyorlar, devam edemiyorlar, ailelerinden yeteri kadar destek göremiyorlar.  Okulunda çalışmak zorunda olan bir genç part time beden yoğunluğuyla çalışılan bir işte çalışsın ki?Ben size birkaç örnek vereyim.

Tanıştığım onlarca genç birde okuldan çıkıyor birden saat yedi sekize kadar hamallık yapıyor veya ağır işlerde çalışıyor sonra bu çocuk eve gidiyor birşeyler yiyor sonra yatıyor sonra tekrar sabah okula gidiyor.

Buradan nasıl bir hikâye çıkar buradan nasıl bir hikâye devşireceğiz yani biz. Dolayısıyla  lise ve ortaokul   eğitimindeki gençlere  burs sağlayabilecek imkânlar bulmalıyız.

Somut bir çözüm önerisi istesem sizden. Bu gençleri kazanmak için en kestirme yol nedir?

Okulda öğretmenden ya da rehber öğretmenden ya da ailesinden alamadığı sonuçları bizim mentor danışman abi ablalarla almamız gerekiyor. Yani üniversite okuyan öğrenci arkadaşlarımızla başarılı öğrencilerle ya da işte bir şekilde üniversiteyi kazanmış üniversite okuyan mevcut üniversiteli öğrencilerle bu arkadaşlar arasında bir ilişki kurmanız gerekiyor. Yani üniversitenin onlar için  hayalden bir umuda geçen bir gerçeklik olabileceğini somut olarak göstermemiz gerekiyor.

Görüşebildiğimiz gençler arasında büyük bir kısmı için ben çok üst düzey bir kişiydim. Ben olduğum için değil üniversitede öğretim üyesi olduğum için. Hiç böyle biriyle konuşmamışlar hiç üniversite mezunu ile bile tanışmamış olanları var aralarında. Yani bu onlar için şaşırtıcı birşey ,ilginç bir durum.

Dolayısıyla bu anlamda bu gençlere yönelik olacak çalışmalarda bireysel ya da grub halinde onların tamamına tesir edecek ve hem evi hem okulu hem de kendi ruh dünyalarını toparlayacak bir sistem dahilinde ilerlemeli. Bu anlamda devlete çok iş düşüyor aslında. 

Toplumsal travmalar yaşanmadan gençlik üzerine daha çok düşünmemiz gerekiyor hocam ne dersiniz?

Sadece bir suça karıştıkları zaman Türkiye'de gündem olan bir gençlikten bahsediyoruz. Onun dışında onlara dair bir proje üretilmeyen konuşulmayan bir gençlik var. Patlamaya hazır bir bomba da diyebiliriz. Gelecekte sosyal olarak büyük bir yarada açabilir.

Yani zaten şu anda bir yara akıyor aslında biz görmüyoruz. En son sentetik uyuşturucu madde üzerinden son bir yıldan beri Türkiye de biraz gündem oluştu. Aslında bu gündem bu gençliğin sonucuydu. Fakat biz bunu çok görmedik, görmek istemedik. Paranteze aldık. Evet dediğiniz gibi eğer müdahale edilmezse ve yeteri kadar desteklenmezse ileride bizi çok daha sıkıntılı zamanlar bekliyor.

Bahsi geçtiği için şunu da sormuş olalım. Gençlik ve bağımlılık meselesinde düşünceleriniz nelerdir?

Şimdi insanların yalnızlaşmasıyla  bağımlılıkların arttığını biliyoruz ve görüyoruz. Gençler çok daha yalnız ve tek başına bir de onları destekleyecek alternatiflerden yoksun durumda. Dolayısıyla madde kullanmak bir çözüm gibi bir kaçış bir arayışın sonucu gibi ortaya çıkıyor.  Türkiye de madde kullanma anlamında pek iç açıcı bir tablo yok. 2012'de İstanbul'da Liselerarası yapılan bir araştırma sonucunu ben sizle paylaşayım. İnternete girdiğinizde bu sonucu görebilirsiniz. Yüzde kırk beş sigara kullanımı var. Yüzde otuz beş alkol kullanımı var yüzde sekiz uyuşturucu madde kullanımı var. İstanbul'da liselerden bahsediyoruz bu oran yapılmış bir araştırma sonucu. Dolayısıyla  bu anlamda ciddi sıkıntı var, problem var ve gençlerin uyuşturucu madde kullanmalarına yönelmesi bir süre sonrada onu alt kültür haline getirmesi daha tehlikeli boyutları yeni bir yaşam biçimi evrimine sebep oluyor. Bütün ilişkileri, sosyallikleri, eğlence biçimleri, para kazanma şekilleri ya da karşılaştıkları pek çok soruna dair çözüm üretme biçimleri büyük oranda madde etkisiyle ve madde kullanımı üzerinden şekillenmeye başlıyor.

''Son Çıkış'' dizisinde bunu anlatmaya çalışmıştık Gençlerin özellikle lise dönemlerinde birbirlerini nasıl kötüye teşvik ederek uyuşturucu maddeye yönelttikleri ama aslında bu sonuca nasıl yöneldikleri  anne babalarıyla yaşadıkları gerginlikler,kendi akran ilişkilerinde yaşadıkları bir takım problemler, para yoksunluğu idealsizlik geldi asıl önemli şey bu. Önlerinde hiçbir ideal olmaması yani okul bitince ne olacak üniversiteye gitsem ne olacak bu soruların bir türlü net ve anlaşılır bir şekilde cevaplanmaması gençler tarafından bir başıboşluğa sebep oluyor.

Peki burada bu gençliğin söylediğimiz bu olumsuzluklara düşmemesi noktasında yetişmesi için ailelere düşen görev nedir?

Ebeveynler ellerindeki cep telefonlarına masa üzerinde bilgisayarlarına verdikleri vakit kadar, sosyal medya hesaplarına ayırdıkları vakit kadar evlatlarına vakit ayırmıyorlar.

Yani evde bu anlamda  temas kurulamayan, iletişime geçilemeyen, görülmeyen ve görülmek istenmeyen bir çocuk var çocuk gerçekliği var. Üzerinde büyük yatırımlar yapılan sözde onun için çalışılan, onun için gecelere kadar çalışılan fakat aslında onun içinde olmadığı bir şey var mekanik  durum var ilginç bir durum.

Görüştüğümüz gençlerin pek çoğundan aynı şeyleri duyduk. "Babam yok ki, annem yok ki, yani bilmiyorum tanımıyorum kim olduğunu o da beni bilmez" yani ya da onun bilmediği tanımadığı anne babanın ona yaptığı zulümleri, sıkıntıları, işkenceleri reva gördüğü haksızlıkları anlatan bir hikâye var karşımızda.

Bu anlamda ve özellikle belki de aklı selim bir şekilde ben bir hesap teklif ediyorum genellikle anne babalara. Bugün twitter hesabınıza ayırdığınız yarım saat kadar evlatlarınıza yarım saat ayırdınız mı? Bunun hesabını yapın. Twitter uçup gider kuş yani. Ama evlat uçup gidiyor evden vakit ayırmadığınızda asıl sıkıntımız bu, asıl problemimiz bu. Dolayısıyla vaktimizi zamanımızı planlarken önce aile merkezli planlamalıyız. Ben bir süre uyuşturucu madde kullanan ve bir süre sonra yardım ve destek almak için bize gelen ve görüştüğümüz pek çok aileye bunu söylüyorum. Bu evlatlar sizin elinizden çıktı. Sizin evinizde büyüdü. Sizin muamelenizle tavrınızla konuşmanızla oturup kalmanızla şekillendi bu evlatlar. Dolayısıyla dışarıdan ne kadar torbacı uyuşturucu madde satıcısı, şiddeti, mafyası gelse kapınızda her gün nöbet tutsa bir şey yapamazlar. Siz eğer yeteri kadar evladınızla zaman ayırabilirseniz siz kazanırsınız.

Ebeveyn çocukların hiç beklemediği tepkilerle evlatlarına yaklaşıyor ve elindeki ve evindeki emaneti dışarı kaçırıyor.

Şöyle düşünün dışarısı yanıyor ateş var bizde evdeki evladımızı dışarı itiyoruz. Kendi elimizle itiyoruz.Nereye gönderiyoruz evladımızı, kime teslim ediyoruz? Kovarak döverek söverek nereye teslim ediyoruz, kime yönlendiriyoruz? Bu anlamda çok dikkatli olmak gerekir.

14-15 yaşında anne baba geri çekilmeli, anne babanın yerine anne babanın bulacağı emanet edeceği bir ağabey veya abla model olarak evlatlarımızla irtibata geçmeli  bu bir akraba olabilir, amcaoğlu olabilir, bir komşu olabilir, başka sivil toplum kuruluşunda yetkili biri olabilir... Mutlaka ebeveyn iki adım geri çekilecek o abi veya abla rol modeli olarak çıkacak anne baba da bütün bilgileri o ağabey veya abla üzerinden alacak, sağlamasını böyle yapacak. Böyle bir iklimle 4 -5 yıl böyle sürecek. Sabırlı olacağız ,merhametli olacağız ,bu konuda nasihat etmeyi de unutmayacağız.

Bazı olumsuzluklar yaşanmasına rağmen gençlerden umudunuz var mı?

Şimdi 10 15 sene önceye göre 20 sene önceye göre şimdi ben gençler için daha çok umutluyum şu anda organize olabiliyorlar. Yani Anadolu`da pek çok yere konferansa gidiyoruz. Lokal bazda kulüp çatısı altında toparlanmış pek çok farklı siyasi görüşten gençler bir arada iş yapabiliyorlar. Bu önemli bir şey. Fakat tekamül sorunumuz var bu sefer de. Yani evet gençler iş yapabilirler, yürüyebilirler ama gençler tecrübe olmadan da yürüyemezler. Yani o tecrübeyle dinamizmi birleştirecek bir denklem gerekiyor burada biraz tecrübelilere yani yetişkinlere sakin olmak ve az konuşmak gençlerde ise bu tecrübe ışığında enerjilerini ortaya koymak düşüyor belki de bu. Ama ben şu andaki gençlikten söylendiği gibi propaganda yapıldığı gibi umutsuz değilim bilakis umutluyum sıkıntımız şu gençlere rehberlik yapacak abilik yapacak ablalık yapacak mentorluk yapacak insan krizimiz var maalesef.Bu aşılırsa ben Türkiye Cumhuriyeti açısından bu devlet açısından da bu topraklar açısından da  bir umudun yeşerdiğini görüyorum. Bunu bir ham hayal değil, yüzlerce gençlerle ilgilenen birisi olarak söylüyorum.

Problemimiz mecrayı daha sağlıklı ve bugünün diliyle inşa etmek. Hz.Ali (r.a) şöyle buyuruyor: Evlatlarınızı bugünün değil geleceğin diliyle yetiştirin. Yani hazırlık yaptırın. Bunun sağlayabilirsek daha hayırlı ve bereketli günler bizi bekliyor.

Teknolojinin özellikle sosyal medyanın gençler üzerinde etkisi, sosyal medya üzerinden gençler besleniyorlar mı, tükeniyorlar mı, tüketiyorlar mı, üretiyorlar mı?

Mehmet Emin Babacan sosyal medya ve gençlik üzerine çok esaslı bir tez yazdı. Bu konuda uzmandır. Ama bu konuda şunu söyleyeyim kısaca size. Sosyal medya çift taraflı bıçak gibi nasıl kullandığınıza doğrudan bağlı ama  Paranteze alamıyorsunuz. Yok sayamıyorsunuz fakat  ideallerin başkalaştığı bir zeminde ideal yokluğu onları o boşluk içinde bambaşka bir yerlere sevk ediyor. Şu anda sosyal medya gencin ideali olmuş twitter ve facebook ideali olmuş bunun yerine daha anlamlı ve daha kaliteli bir ideal koyarsanız bunun nasıl hızla araçsallaştığını hep beraber görürüz. Mesele o ideali yüceltmektir. Yani dolayısıyla bu anlamda umutluyum. Özetle gelecekten de gençlikten de umutluyum.

Yeni Akit

Bu haber toplam 168 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim