• İstanbul 22 °C
  • Ankara 23 °C

Irak Türkmenlerinin Türkiye’den Beklentileri

Önder SAATÇİ
Uzun yıllar süren Irak Türkmenlerinin makûs talihi son zamanlarda biraz olsun yaver gitmeye başlamış, artık Irak’ta diğer topluluklarla beraber onların da var oldukları gerçeği daha iyi anlaşılır olmuştur. Bununla birlikte Irak Türkmenlerinin sorunları henüz bütünüyle çözülmüş değildir. Bilhassa, Kerkük ve diğer “ihtilaflı bölgeler”deki Kürt milis varlığının çekilmesinden sonra Irak Türkmenlerinin Türkiye’den bazı beklentilerinin daha kolay gerçekleşmesinin yolu açılmıştır.
Irak Türkmenleri için hayati önem taşıyan bu beklentilerden biri Ovaköy’den bir sınır kapısının açılması ve Kerkük’e acilen bir Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluğu kurulmasıdır. Çünkü Kerkük hâlâ en yoğun Türkmen nüfusu barındıran şehirdir ve Kerkük’ten pek çok insan Türkiye’ye gelmek için Musul veya Bağdat’taki konsolosluklara başvurmak zorundadır. Bunun yanında Erbil’e uçuşlar yasaklandıktan sonra Kerkük’e bir uluslararası havaalanı da şarttır. Bütün hava trafiğinin Bağdat üzerinde yoğunlaşması hava ulaşımı açısından zorlukları da beraberinde getireceğinden bu hususun Iraklı yetkililerce dikkate alınması gereklidir, Türkiye’nin böyle bir konuda destek vermesi gereklidir ve mümkündür. Türk inşaat şirketleri böylesi büyük projeleri gerçekleştirebilecek imkânlara sahiptir. Iraklı yetkililerin bundan önceki gibi Irak Türkmenlerinin Türkiye’yle olan sosyal ve kültürel bağlarını bir tehdit unsuru olarak değil, bir fırsat olarak görmesi gereklidir. Türkiye’nin de Irak merkezî yönetimiyle iyi ilişkiler kurarak Türkmenlerin Irak’ta daha etkili olmaları için etkin politikalar geliştirmesi beklenir. Son yıllarda pek çok Iraklı öğrencinin Türkiye’de yüksek öğrenim görmeye başlaması ilişkilerin geleceği için ümit vermektedir.
Irak Türkmenlerinin Türkiye’den bir diğer beklentisi de dünyaya Türkçe öğreten Yunus Emre Enstitüsünün bir şubesinin de Kerkük’te açılmasıdır. Geçmişte Kerkük’teki Türk Kültür Merkezi Türkiye Türkçesini öğrenme yolunda Irak Türkmenleri için büyük bir fırsattı. Bugün de Türkmen okullarına devam etmeyen veya örgün eğitim dışındakilerin, ileri yaştakilerin Türkiye Türkçesi öğrenebilmeleri için Yunus Emre Kültür Merkezinin Kerkük’te ve gerekirse diğer Türkmen bölgelerinde, hatta Bağdat’ta da açılması elzemdir. Bu tür kültür merkezleri yalnızca okuma yazma kursları açmakla kalmayacak birçok kültür ve sanat faaliyetinin de gelişmesi için zemin hazırlayacaktır. Geçmişteki Türk Kültür Merkezi tecrübesi bunun çok değerli hatıralarıyla doludur. 70’li yıllarda Kerkük’teki merkezde yalnızca okuma yazma kurslarıyla yetinilmemiş, merkezin kütüphanesi çok sayıda kitap barındırmış; bu kitaplar o yıllarda Türkmen gençlerinin ufkunu zenginleştirmiştir. Merkezde o dönemde ayrıca tiyatro, müzik, film gösterimi gibi faaliyetler de düzenlenmiş, Türkmen kadınları için de merkez bir sosyal ortam olmuştur. O zamanki Türk Kültür Merkezinin belki de en önemli özelliği 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi millî bayramlardaki kutlamalar ve şenlikler olmuştur. Bugün de bu faaliyetler daha iyi imkânlarla ve daha etkili bir şekilde yapılabilir. Hatta, Merkez’in o günkü binası da bugünkü sahiplerinden kiralanarak veya satın alınarak Yunus Emre Enstitüsü o binada hizmet verebilir. 
Kurulacak Yunus Emre Kültür Merkezlerine elbette yalnızca Türkmenler değil, Irak’taki diğer etnik unsurlardan da insanlar gelmeli ve Irak’ta zedelenmiş olan sosyal barışın yeniden inşa edilmesi için birlikte çaba sarf etmelidirler. Türkiye Cumhuriyeti devleti için böyle bir enstitüyü açmak bugün hiç de zor değildir. Hartum’da, Beyrut’ta var olan Yunus Emre Enstitüsü Kerkük’te neden olmasın…
Irak Türkmenleri için hayati önem taşıyan bir diğer husus da Kerkük Kalesi’dir. Ba’s rejimi döneminde çok büyük bir bölümü tahrip edilen Kerkük Kalesinin içindeki bazı tarihî eserlere acilen el atılmalı ve bunların restorasyonu zaman geçirilmeden sağlamalıdır. Hele Gökkümbet, başına geçirilen o acayip kubbe müsveddesinden kurtarılarak tez zamanda Anadolu’daki benzerleriyle aynı mimari özelliğe yeniden kavuşturulmalıdır. TİKA’nın bu hususta dünya çapında faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Kerkük Kalesi de mutlak surette TİKA’nın gündemine girmelidir. TİKA’nın maddi ve teknik imkânları da bu gibi büyük projeler için yeterlidir. Zaten Suphi Saatçi, Kale’deki evlerin ve diğer yapıların planlarını çıkarmış ve “Kent Dokusu ve Geleneksel Evleriyle Kerkük” eserinde yayınlamıştır. Kerkük Kalesi Türkiye’deki bir Beypazarı, bir Safranbolu pekalâ olabilir. Kale’nin restorasyonu ve aslına uygun şekilde yeniden inşası gerçekleştirilirse burası da Kerkük’e hem tarihî Türk kimliğini yeniden kazandırır hem de şehre turistik bir değer katar. Kerkük’ün bu şekilde bir cazibe merkezi hâline getirilmesi şehrin bir kardeşlik yurdu olmasını da sağlayacak, Kerkük siyasi kavgalardan uzak tutulmuş olacaktır. 
Türkiye Cumhuriyeti, bugün bölgenin en önemli ülkesidir. Türkiye dış ilişkilerdeki gücünü kültür ve medeniyet ataklarıyla geliştirmelidir. Büyük millet ve büyük devlet olmak da tarihine sahip çıkmakla mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti bugün yanı başındaki böylesi meselelerle yakından ilgilenmelidir ve buna da gücü vardır.  
         Türkmeneli: 120/25-28.
Bu yazı toplam 717 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim