• İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C

Kemal Beyatlı’nın Yabancı’mız Olmayan Hikâyeleri

Önder SAATÇİ

Irak Türkmenleri belki de Türk dünyasının en talihsiz topluluklarındandır. Bu talihsizlikleri yalnızca uğramış oldukları ırkçı baskılar ve zulümlerden kaynaklanmıyor elbette.

Bu kitle aynı zamanda en yakınında bulunan Türkiye Türkleri tarafından da yeterince tanınmıyor, anlaşılamıyor. Tabi, bunun altında pek çok sebep aranabilir. Bunlardan biri Türkiye Cumhuriyeti’nin genel eğitim ve kültür politikalarıysa diğeri Irak Türkmenlerinin seslerini duyurmada çok da başarılı olamamaları yatıyor, denebilir. Batı’nın ve Türkiye’deki belli siyasî ve sosyal grupların Irak Türkmenlerini görmezden gelmesini de bunlara eklemek mümkün. Ancak bu kısır döngüyü kırmaya çalışanlar, Irak Türkmenlerinin makûs talihini kendine dert edinenler de yok değil. Kemal Beyatlı da bunlardan biri.

Kerkük’te doğmuş Kemal Beyatlı. Bayat boyuna mensup bir aileden geldiği için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçince bu soyadını almış. Gerçi, kendisi Kerkük’te iken de sülalesinin diğer fertleri gibi bu soyadını kullanmış. Bu adla gerek şiir gerek nesir dallarında çeşitli edebî eserler vermiş ve nihayet Türkmenler üzerindeki baskılar had safhaya varınca o da diğer hemşerileri gibi ana vatana sığınmış ve kalemini bir gün olsun elinden bırakmamış.

Kemal Beyatlı Irak Türkmenlerinin velut (üretken) yazarlarından biri. Çok sayıda esere imza atmış bugüne kadar. Aslında, doğuştan şair olan birçok Irak Türkmeni gibi şiirler de yazmış. Ben Hep Oradaydım ve Kanatsız Sözcükler şiirlerini topladığı kitapları. Fakat biz bugün, Kemal Beyatlı deyince daha çok onun hikâyelerini, piyeslerini hatırlıyoruz. O, eserlerinin birçoğunu Irak Türkmenleri üzerine kurguluyor ve içinden çıkmış olduğu bu topluluğun serencamını romanlaştırıyor, hikâyeleştiriyor, piyesleştiriyor.

Kerkük Seni Yazdım onun anı-roman karışımı bir kitabı. Kerkük’te Korya Pazarı uzun bir hikâyesi, Atlar Kesilmez, Düğüm ve Şafağa Doğru ise piyes kitapları. Bana hediye ettiği Yabancı da onun hikâyecilik vadisinde vermiş olduğu son eserlerden biri.

Kemal Beyatlı’nın bu eserinde toplam on sekiz hikâye bulunuyor. Bunlardan dokuzu buram buram Kerkük kokuyor. Altısı da yaşananların, yazarın muhayyilesindeki izlerini taşıyor.  Üçü ise kısacık hikâyeler.

Yabancı’da Kerkük’ü ve Kerküklüleri anlatan hikâyeler bir Kerküklü olarak elbette beni çok daha fazla çekti kendine diğerlerine göre. Göz yaşlarımı tutamadan okudum onları. Irak Türkmenlerinin göz yaşlarına karıştı benim göz yaşlarım da. Her biri bir başka acının canlı fotoğrafıydı âdeta. Beyatlı’nın, kalemiyle çizmeye çalıştığı bu hüzün tabloları, eminim, Irak Türkmenleri hakkındaki pek çok televizyon haberinden, internet sitelerindeki görüntülerden çok daha canlı ve çarpıcı. Zaten, edebiyatın insanı saran o samimiyeti yok mu? Edebiyatın hangi dalına yetişebilir ki basındaki haberler, yorumlar, görüntüler. Beyatlı’nın hikâyelerini okursanız sizler de bana hak verirsiniz.    

Hikâyelerin bazılarını mercek altına almak istiyorum:

İhsan Beg’in Vasiyeti, Üsküdar’ı Kerkük’te Duydum, ve Misket Kerkük’te yaşanmış capcanlı hikâyeler. İhsan Beg[1] Kerkük’ün köylerinden birinde geniş toprakların sahibi. Derebeyi de diyebilirsiniz; ama hakkaniyetli ve babacan biri. Bir gün Ba’s yöneticilerinin o köye, Irak’ın güneyindeki Arap nüfusu taşımasıyla İhsan Beg’in ve köylülerinin arazileri bu yeni sakinlere peşkeş çekiliyor. Ancak, yeni gelenler hem şımarık hem de toprağı işlemeyi bilmiyor. Bir iki yıl boyunca işlenmeyen toprak bir müddet sonra artık çoraklaşıyor ve bir gün sanki İhsan Beg’i kendine çağırıyor. Ne de olsa alışmış onun küreğine, beline. İşte o zaman olanlar oluyor ve dağdan gelip bağdakini kovanlar, tarlasını yeniden sürmek isteyen İhsan Beg’i sırtından beş kurşunla vurup yere seriyor. Üsküdar’ı Kerkük’te Duydum hikâyesi ise müziğin Kerküklü için Türkiye’ye giden bir köprü oluşunu anlatıyor. Gerçekten de öyledir Kerkük’te müzik. Hele Türk müziğinin hangi ezgisi olursa olsun, alır götürür Kerküklüyü ta İstanbullara. Oralarda dolaştırıp yeniden getirip koyuverir onu Kerkük’ün kucağına. Irak’ın ordu bayramının kutlandığı bir gün, birden bire bandonun çaldığı Üsküdar türküsü de yazarı kanatlarına alıyor bu şekilde. Misket ise yalnızca Kerküklüleri değil, çocukluğunu doya doya yaşamış veya çocukluğunu hiç yaşayamamış bütün insanların “çocukluk”  dediğimiz o muhteşem çağdaki süslü dünyasını ve büyüme sancısını resmediyor, sanki. Kerkük’ten bize aktarmış olduğu bu insanlık manzaralarıyla, Beyatlı evrenseli de yakalıyor, denebilir. Ne de olsa, bütün bu hikâyeler insanım diyen herkesin ruhunda gedik açacak güçte.  

Yabancı kitabındaki diğer Kerkük hikâyelerine gelince… Aslında bunlara belki de “Kerküklülerin gurbet hikâyeleri” demek mümkün. Kitabın ilk hikâyesi olan Çadır  Birinci Körfez Savaşı sonrasında Saddam rejiminin helikopterlerinin bombardımanından kaçan Irak Türkmenlerinin, Türkiye sınırında, açık arazide verdikleri hayat mücadelesinden bir sahne. “Allah kimseyi aç ve açıkta bırakmasın.” duasını dudaklarınızdan eksik etmeden okuyacağınız bir hikâye. Bir çocuğun sağlıksız şartlara ne kadar dayanabileceğinin anatomisi çiziliyor, bu hikâyede. Ekmek Kırıntsı ise İstanbul’a göç etmiş, evvelce hâli vakti yerinde bir Kerküklünün İstanbul sokaklarındaki ekmek kavgasını anlatıyor. Kitabın alt başlığında da yerini bulan İstanbul’da Bir Kerküklü hikâyesinde ise Beyatlı, belki de Kerküklülerin en onulmaz yarasına parmak basıyor. Bu, bir Türkmen gencinin İstanbul’a kavuşmak için göze aldığı uzun ve meşakkatli bir yolculuğun sonunda uğradığı hayal kırıklığı ve hüsranın acı hikâyesidir. Hikâye kahramanının, metnin sonunda “Gözünü sevdiğim Kerkük, sen nerdesin…” diye iç geçirmesi trajedinin başladığı gerçek noktadır. Herkesin Derdi Başka ise 2003 sonrası Irak’ında patlayan bombaların, insan dramlarına dönüşmesinin öyküsüdür. Hikâyede gözlerini kaybeden Casim’in İstanbul’da annesiyle hastane hastane dolaşıp, ümitsizce şifa aramasına siz de eşlik edersiniz. Sucu’da da güneş altında saatlerce bekleyerek soğuk su satmaya çalışan Kerküklü bir çocuğun hasta babasının yerine eve ekmek getirme yükünü sırtlandığına şahitlik edersiniz.

Yazar, Yabancı’daki hikâyelerini yalnızca Irak Türkmenlerine hasretmemiş elbette. İçinde yaşadığı toplumun (Türk toplumunun) diğer kesimlerindeki insanlar da onun  objektifine yakalanmış. Beyatlı Endaze’de Türkiye’deki çarpık şehirleşme sorununu ve kapitalizmin en vurucu gücü turizmin yuttuğu insanî değerleri dert ediniyor, Çığlık ise modern toplumun psiko-sosyal bir portresini veriyor. Bir Köyün Hikâyesi, Çocuk ve Zirve ise alegorik hikâyeler.     

Denebilir ki bütün bunlar Türkiye’deki okuyucunun dikkatini Irak Türkmenlerine yöneltecek kısa ve kolay okunur hikâyelerdir. Ancak Türkiye’deki okuma oranının düşüklüğü bu amaca ulaşmayı güçleştiren engeller. Yine de ellerine ve yüreğine sağlık Beyatlı, demeden edemiyorum.

Hikâyelerin gönüllerimize köprü olması dileğiyle…

[1] Kerkük’te “Bey” kelimesi “Beg” şeklinde söylenir. 

Bu yazı toplam 252 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim