Kudus’ü Tanımak Zorundayız!

Fatma Gülşen KOÇAK

Ortadoğuyu yakından takip eden Filistinli Araştırmacı Yazar Moin Naim ile Kudüs’teki don gelişmeleri ve tehlikeli bir sürece giren İDLİB’i konuştuk…

Kudüs'te şu an durum nasıl? İsrail hangi hain planların peşinde?

İsrail işgal devleti 1948’de Kudüs’ün yüzde seksenini işgal ettiğinde, bugün Batı Kudüs denilen yeri işgal ettikten sonra zaten Müslüman ve Hıristiyan Filistinlileri oradan çıkartmayı, zorla sürgün etmeye uğraşmaktadır. Yerlerine dünyanın birçok yerinden toplayıp getirdiği Siyonist Yahudileri yerleştirmeye çalışıyor. Ama 1967’de Kudüs’ün doğu bölgesi yani Mescidi Aksa’yı içeren kalan kısmı da işgal ettikten sonra durum daha da vahim oldu. Çünkü İsrail işgal devleti o günden beri sadece Kudüs şehrinin değil Mescidi Aksa’yı Yahudileştirme planlarına koymuştur ve uygulamaya başlamıştır. Bugün ise maalesef Mescidi Aksa Siyonist işgalcilerin kuşatması altında. Kudüs’teki Filistinlilerin sayısı kovularak sürgün edilmesi veya Kudüs’e gelmeleri engellenerek Kudüs Filistinlilerden boşaltılmaktadır. Hayatları zorlaştırılıyor. İnsanlara türlü türlü vergiler yüklenmektedir. Filistinlilerin Mescidi Aksa ve Kudüs’e girmeleri engelleniyor. Şuanda Siyonist işgal devletinin, Yahudi lobisinin Kudüs’ü Yahudileştirme planı ciddi bir şekilde aşama kat etmiş durumda. Bugün son günleri yaşıyoruz. Eğer bugün ayaklanıp da uyanmazsak, Mescidi Aksa’ya sahip çıkmazsak maalesef artık Rasulullah’ın emaneti, sahabelerin bize bıraktığı emaneti kaybetmiş ve bu emanete ihanet etmiş olacağız. Kudüs şuanda kuşatma altında. Filistinliler artık orada tek başlarına bir şeyler yapamıyorlar. Siyonist işgal devleti İslam aleminin paramparça olmasından dolayı ve birbirine girmiş olmasından dolayı fırsat bilerek artık Kudüs’ü daha da Yahudileştirmeye devam etmektedir.

Yahudi Ulus Devletinin yasasının onaylanması hangi değişiklikleri getirecek?

Getirmiştir zaten. Artık İsrail işgal devleti içerisinde 1948 savaşı sırasında çıkamayan veya köylerinde kalan Filistinlilerin sayıları bugün bir buçuk milyonu aşan Filistinliler artık kendilerine Filistinli deme hakları yok. hatta ve hatta Arapça olan dilleri resmi bir dil olarak kabul edilmeyip artık onlar Yahudi bir birey olmazlarsa bile Yahudi bireylerin hayatını yaşamak zorunda kalacaklar. Örneğin Siyonist işgalcilerin Filistin’i işgal ettikleri tarih onlar için bir bayram olması gerekiyor. O günleri kutlamaları gerekiyor. Kalkıp ta Filistin için “işgal edilmiş topraklar” deseler bir suç işlemiş olacaklar. Dinen Yahudi olmayan birisinin İsrail işgal devletinin kontrol ettiği topraklarda yaşaması mümkün değil. Orada kalırsa ancak İsrail işgal devletinin verdiği oturma izni ile kalabilir. Orada vatandaş olarak kalamaz. Bu da dünyanın en faşist rejimiyle böyle yasalar çıkartması Ortadoğu’nun en demokratik ülkesi olarak anlatılmaya çalışılan İsrail işgal devleti rejimi bunu yapıyor. Öte yandan bu yasa aslında Filistin’in artık uluslar arası yasaların koruması altında olan Filistinlilerin dönüş hakkını iptal etmiş olur. Nitekim bugün bu yasanın Trump aracılığı ile desteklenerek Filistinli mültecilerin haklarını ve mülteci varlığı ortadan kaldırılmaya çalışıyor. Bu da Filistin davasının ana kilit taşını sökmek demektir. Sadece bu değil. Daha önceden ana dil olarak kabul edilen Arapçayı konuşması istenildiği zaman yasaklanabilir.

Kudüslü Müslümanlar dünya Müslümanlarından neler bekliyor?

Tabi ki görevlerini yerine getirmelerini bekliyorlar. Çünkü Kudüs’ü korumak Kudüs’ü savunmak Kudüslülerin veya Filistinlilerin değil tüm İslam emlinin tüm ümmetin hatta ve hatta ümmetin görevidir. Çünkü Kudüs’te barış olmadığı sürece Filistin’de barış olamaz. Filistin’de barış olmadığı sürece ise Ortadoğu’da ve İslam aleminde barış olamaz. İslam aleminde bu barış sağlanmadığı takdirde tüm dünyada kargaşa ve kaos hakim olacaktır. Onun için Filistin’deki Müslümanlar dünyadaki Müslümanlardan şunu istiyorlar. İlk olarak İsrail işgal devletini kabul etmemelerini istiyorlar. İkincisi İsrail işgal devletini zor durumda bırakacak her türlü çalışmayı direniş ve sivil aktiviteleri ve örneğin boykot ekonomik yaptırımların yapılmasını istiyor. Boykot küçümsenecek bir eylem değildir. İsrail işgal devletine karşı şuanda batıda boykot hareketi gerçekten ciddi zararlar vermektedir. Hatta İsrail işgal devleti kendi dostları aracılığı ile birçok Avrupa ülkesinde bu boykot hareketini yasaklı bir örgüt olarak ilan etmek istemektedir. Diğer taraftan İslam alemdeki Müslümanlar Filistin’i ve Kudüs davasına maddi olarak destek vermesi gerekiyor. Çünkü artık Filistinlilerin sözlü destekle veya gönüllü destekle desteklenmesi yeterli değil. Artık maddi olarak Kudüs’ün vatandaşları, Kudüs’ün tüccarlarının ayakta kalabilmesi için oraya ciddi bir maddi destek sağlanması gerekiyor. Kudüslü Müslümanların bir talebi daha vardır ki o da İslam âlemindeki Müslümanların Kudüs’ü iyi tanımasıdır. Kudus’ü tanımak zorundayız. Çünkü Kudüs’ü tanımayan Kudüs’ü savunamaz. Kudüs’ü bilmeyenin Kudüs’ü kurtarmak için plan kurması mümkün değildir. Kudüs’ü tanıyalım ki Kudüs’ü kurtarabilelim.

Türkiye'nin Kudüs yatırımları yeterli mi?

Şuanda aslında Kudüs’te yapılan yatırımların büyük bir çoğunluğu Türkiye tarafından yapılmaktadır. Tarih olarak, kültür olarak ve manevi olarak Kudüslüleri desteklemekte Türkiye öncülük yapmaktadır. TİKA başta olmak üzere Türkiye’den gelen STK’lar gerçekten Kudüs’te farklı çalışmalar ve olumlu hizmetler sunmaktadır. Ama bunlar kesinlikle yeterli değildir. Çünkü ancak ve ancak Kudüs kurtulursa bu hizmetlerin yeterli olduğunu söyleriz. Türkiye’den gelen desteklerin daha çok olması ve daha sürekli olması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü Kudüs’ün zulmü varken bizim çalışmamamızın olması gerekiyor. Kudüs kurtulursa bizim çalışmamız yeterli olur. Hatta o zaman Kudüs’ü yeniden ihya etmek, aslına uygun olarak düzenlemek gerekebilir. Onun için de destek olmamız gerekiyor.

Türkiye Kudüs meselesinde hem devlet olarak hem millet olarak daha fazla ne yapabilir?

Devlet olarak ve millet olarak ilk önce Kudüs’e sahip çıkmamız gerekiyor. Kudüs’e sahip çıkmak ve Kudüs’ün acısını tüm dünyaya anlatmak gerekiyor. Kudüs’te yaşananları tüm dünyaya anlattığımız sürece emin olun ki İsrail işgal devleti Kudüs’te o kadar rahat suç işleyemez. İkincisi devlet olarak Kudüs’ün haklarını her alanda bugün olduğu gibi ve daha da fazla Kudüs’ün haklarını ve Kudüs’e yapılan zulmü haykırmalı. Devlet olarak Kudüs’te yaptığı projeleri geliştirmesi, genişletilmesi hatta ve hatta mümkünse oradaki insanların Türkiye ile bağlantılarını daha güçlendirip kendilerini yalnız hissettirmemeli devlet. Vatandaşlar olarak ise Kudüs’ü tanıması ve Kudüs projelerine ciddi bir şekilde destek vermesi, bir de Mescidi Aksa ve Kudüs’ü dünyaya anlatmalı ki orada olanları dünya görsün. Dünya gördükçe emin olun ki İsrail işgal devleti daha zor durumda olur ve suç işlemesi daha da zorlaşır.

Türk milletinin Kudüs duyarlılığını nasıl okuyorsunuz?

Türk  milleti Kudüs’e başka bir ülkenin sorunu olarak görmeyip kendi iç meselesi gibi önemsemektedirler. Kendi meseleleri kadar da uğraşmaktadırlar. Buna inanıyoruz ve bunu da görüyoruz. Kudüs’teki Müslümanlar eminim ki Filistin’e olan bağlılığı ve desteği İslam âleminin birçok yerinde bulamayacağımız kadar iyidir. İnşallah böyle devam eder ve daha da artar.

Kudüs Davasında hangi ülkeleri samimi olarak görüyorsunuz?

Açıkçası ülkeler olarak konuşmak, burada halklar ile yönetimler arasında bir ayrım yapmak lazım. Ciddi bir fark görülmektedir. Halk nezdinde elhamdülillah şuanda İslam aleminde birçok halk Filistin konusunda, Mescidi Aksa konusunda, Kudüs konusunda hassasiyeti olduğunu ve elinde olsa Mescidi Aksa için her şeyi verebileceğine inanıyoruz. Bunu hem Kudüs’e saldırı sırasında yapılan eylemlerden hem de şahsi olarak verilen tepkiler İsrail işgal devletinin korkmasına sebeptir. Birçok olayın büyümemesini istemesinin sebebi de budur. Halkların artık Kudüs’e daha da yakın olması ve Kudüs lehine Kudüs’ü desteklemek amacıyla daha çok eylem yapmasından korkuluyor. Rejimler nezdinde ise maalesef bugünkü rejimler çoğunluk olarak ya gerçekten ihanet içinde ve Kudüs’ü İsrail işgal devletinin ve Siyonist Yahudilerine teslim etmek isteyenlerdir. Ya da hıyanetten değil de korkusundan ya da koltuk sevdasından dolayı Mescidi Aksa’yı ve Kudüs’ü çok fazla savunmayan yönetimler vardır. Bir tek belki Türkiye başta olmak üzere Katar ve İran rejim olarak samimi. Ancak diğer ülkeler tepki vermediklerinden dolayı çok fazla değerlendirme imkanımız yok. ama bu ülkeler en azından Mescidi Aksa ve Kudüs’ü sahiplenmekte, en azından ciddiyetleri olduğuna inanıyorum. Tabi ki bu ülkelerin başında rejim olarak, devlet olarak Türkiye gelmektedir. Çünkü son dönemlerde belki tek özgür konuşabilen ve bedeli ne olursa olsun Kudüs meselesinde tavrını ortaya koyan ve hatta diğer İslam alemini bir araya toplayıp Kudüs’e sahip çıkması için teşvik eden ülke Türkiye’dir. Bugün belki de İslam âleminin Kudüs konusunda lider olan ülke Türkiye’dir.

Kudüs'e gidişlerin artmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Bence Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Sayın Cumhurbaşkanının da desteği ve tavsiyeleri, eski diyanet işleri başkanı ve bugünkü diyanet işleri başkanının farklı çalışmaları ile Elhamdülillah Kudüs’e gidişler artmış durumda. Bu artışın sebebi şöyle olabilir, birincisi artık Kudüs eskisi kadar uzak bir daha olmaktan çıkmış ve bugün artık her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bir davasıymış gibi algılanıp desteklendiğini görmekteyim. Öte yandan artık insanlar kulaktan duyma bilgilerle değil kendileri gözlemleyerek orada yapılan zulmü gördükçe orayı sahiplenmelerin daha da çoğaldığını görüyorum. Onun için Kudüs’e giden bir daha gitmeye çalışıyor. İki defa giden artık zaten âşık olur. Âşık olduktan sonra maşukundan ayrılamaz duruma düşerler. Sadece bu değil aslında. Türkiye’deki insanlar Kudüs’e giderken bunu bir ekonomik destek olarak gördüğünü düşünüyorum. Çünkü gidenlerin elhamdülillah çoğunun söylediğine göre Kudüs’teki alışverişlerinden, ulaşımı, oteli, yemeği vesaire hep Müslüman veya Filistinlilerden yaparak Kudüs’teki ekonomiye ciddi bir desteklerinin olduğuna inanıyorum. Onun için bu bir duyarlılıktır. Çoğalması da Kudüs’ün öneminin artışının bir alameti olarak görüyorum.

Hamas İsrail arasında diplomatik herhangi bir hareket söz konusu mu?

Hamas İslami direniş hareketinin var oluşunun nedeni bildiğimiz kadarıyla işgali bitirmektir ve İsrail işgal devletinin varlığını kabul etmeyen bir yapı üzerinde kurulmuştur. Onun için onlarla diplomatik bir ilişki olması en azından görülen durumlarda olmayacağı hatta ve hatta bugün yapılan görüşmeler Mısır istihbaratının aracılığı ile yapılmaktadır. Bu görüşmelerde siyasi bir konu konuşulmuyor. Sadece ve sadece insani ve askeri güvenlik konuları konuşulur. Bugün Hamas direniş hareketi Filistin direniş hareketleri ile birlikte bir ateşkes sağlanması görüşmesi sırasında İsrail ile bir siyasi taraflar olarak değil, bir işgalci ve işgale direnen hareketlerin temsilcileri olarak görüş sunmaktadır. Bu görüşleri direk İsrail işgal devleti temsilcileri ile değil Mısır istihbaratı aracılığı ile sunulmaktadır. Onun için en azından görülen dönemlerde Hamas ile İsrail işgal devleti arasında bir ilişki olacağını düşünmüyorum.

El Fetih ile Hamas arasındaki ilişkilerde son durum nasıl?

Maalesef özellikle Mahmud Abbas’ın yönetimi ile El-Fetih hareketi Filistin davasının rayından çıkmış artık var oluşunun ve kalım bağının teki İsrail işgal devletine bağlı olmaktır. Bugün Mahmud Abbas’ın yönetimindeki El-Fetih eski El-Fetih değildir. Filistin kurtuluşu için uğraşan bir El-Fetih’ten çıkmış durumda. Artık İsrail işgal devleti ile iş birliği yapacak kadar Filistin’den ve Filistinlilerden uzaklaşmış durumdadır. El-Fetih ile Hamas arasındaki ilişkilere bu konjonktürden bakıldığında maalesef iyi olmadığını görüyoruz. Çünkü Mahmud Abbas ve El-Fetih hareketi bugün Filistin direniş hareketlerinin, sadece Hamas’ın değil hiçbir Filistin direniş hareketinin silahlı direniş yapmasını kabul etmiyor. Hatta ve hatta eğer uzlaşı görüşmeleri yapılacaksa şartlarından bir tanesi Filistinli direniş örgütlerinin silahları bırakması ve Mahmud Abbas’a bağlı güvenlik güçlerine tespit etmesini talep ediyorlar. Yani İsrail işgal devleti ile işbirliği yapan güvenlik güçlerine teslim etmelerini talep ediyorlar. Bu da tabi ki başta Hamas olmak üzere tüm Filistinli örgütler tarafından reddedilmektedir. Bugün El-Fetih ile Hamas arasındaki durum gerçekten vahim. Ama sebebi de net bir şekilde bir taraf net bir şekilde ihanet durumuna düşmüş ve İsrail işgal devleti ile iş birliği yaparak kendini güçlendirmeye çalışıyor. Diğer tarafsa sadece Hamas değil, Hamas ve yanındaki birçok direniş örgütü bunu kabul etmeyip silahlı direnişi devam ettirmek istiyorlar. Ondan dolayı da uzlaşının en azından yakın tarihte olmayacağını düşünüyorum.

Gazze şu anda hangi zorluklarla mücadele etmekle. Bu mücadeleye Müslümanlar nasıl destek olmalı?

Gazze’de bugün 12 yıllık bir ambargo sonucunda yorulmuş imkansızlık içinde, açlık ve zorluğun hatsafada olduğu bir Gazze’den bahsediyoruz. Gazze’de ilaç bulunmamaktadır. Gazze’ye gittiğinizde birçok ilacı devlet kurumlarından temin edemeyip gidip özel sektörden almak durumundasınız. Oradaki ekonomik şartlardan dolayı parası olmayan Filistinliler o ilacı alamadıkları gibi artık tedavi edilmediklerini duyuyoruz ve görüyoruz. Elektrik Gazze’de günde sadece 4 saat verilmektedir. Bazı günler geliyor ki o 4 saat bile verilmiyor. Eğitimde ciddi bir tehdit var. Öğrencilerin harçları ve paraları olmadığı için okullarından atılma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyorlar veya okullarına gitmeme durumu var. Sağlıkta sadece ilaçlar değil, sağlık hizmeti azaldıkça hastalıklar ve salgınlar çoğalıyor. Bu çoğaldıkça Filistin’in ve Gazze halkının durumu da sağlık olarak çok daha kötü olmaya başlıyor. Öte yandan hizmet olarak yurtdışı giriş çıkışlarında ciddi bir zorluk var. Gazze’de bugün insanlık dramı yaşanıyor. Ama kameralar orada olmadığı için bu dram gittikçe yayılıyor ve büyümektedir.

Bir Filistinli için Osmanlı hangi anlam ifade etmektedir?

Tek cümle ile kendi devleti ve kendi tarihidir. Biz Osmanlı’yı bizden farklı olarak görmüyoruz. Tam tersi bizim devletimiz ve bizim tarihimizdir. Sadece Türk ırkının bir devleti olarak görmüyoruz biz. Abbasi, Emevi, Eyyübiler ne kadar bizimse Osmanlılar da o kadardır. Çünkü bizim dedelerimiz o Osmanlı devletinin askerleriydi, neferleriydi. Filistinliler Filistinli olarak doğmuyorlardı, Osmanlı doğuyorlardı. İnsanlar kendilerini Filistinli, Mısırlı, Ürdünlü değil Osmanlı olarak tanıtıyorlardı. Osmanlı bizim için maalesef bugün hasreti ile yaşadığımız devlet, bir güç, bir İslam devletidir.

Genelde Ortadoğu özelde Filistin’deki Erdoğan sevgisini nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın Cumhurbaşkanının sevgisi sadece Filistin’den değil tüm bölgedeki insanlardan ve İslam aleminde sevilen bir şahsiyettir. Çünkü İsrail işgal devletine ve ABD’nin zulmüne karşı dik duruşundan dolayı seviliyor ve destekleniyor. Ama Filistin’de biraz farklı bir durum var. O da Filistin’i sahiplenmesinden dolayı, Filistin’in Osmanlıya olan bağlılığı ve hasretinden dolayı Sayın Cumhurbaşkanı ve onun adıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı özel bir sevgi ve saygı vardır. Nitekim bunu Gazze’de yapılmakta olan büyük yürüyüş dönüşlerinde görmekteyiz. Birçok yerde, birçok ilanda Türkiye Cumhuriyeti bayrağı taşıyarak Sayın Cumhurbaşkanının resimlerini taşıyarak eyleme giden Filistinlileri gördük. Bunların anlamı şudur; biz biriz, biz beraberiz, biz farklı halklar ve farklı ülkeler değil biz tek bir ümmetiz ve milletiz. Onun için Sayın Cumhurbaşkanının tavırları İslam âleminde ve özellikle Filistin’de sevgi, saygı ve bağlılık olarak tercüme edilmektedir.

Türkiye'de ne kadar Filistinli var ve nelerle uğraşıyor?

Türkiye’deki Filistinlilerin sayısı çok fazla değildir. Ancak Suriye’deki olan savaştan dolayı, Suriye’de mülteci olarak yaşayan Filistinlilerin ciddi bir kısmının Türkiye’ye gelmesiyle birlikte çoğalmıştır. Maalesef bugüne kadar herhangi bir sayım yapılmamıştır. Ama sayılar 20-30 bin arasında olduğu söyleniyor. Bazı dernek ve STK’lar ise 50 bini aştığını söylüyor. Suriye’den değil de diğer bölgeden gelenler özellikle imkanları ile birlikte gelmiştir. Onlar kendi iş olanaklarını sağlamaktadırlar veya aldıkları eğitimi burada icra etmektedirler. Bugün üniversitelerde Filistinli çok hocamız var. Mühendis olarak özel şirketlerde ve ticaret olarak ciddi başarılı Filistinli kardeşlerimiz bulunmaktadır.

Suriyelilerle birlikte artan Arap nüfusu Türkiye nasıl avantaja çevirebilir?

Aslında avantaja çevrilmesine gerek yok. Zaten kendi varlıkları bir avantajdır. Biz 90’lı yıllarda Türkiye’ye geldiğimizde Türkiye’de Arapçanın nasıl bir dil olduğunu hemen hemen hiç kimse bilmezken, Arapların kim olduklarını kimse bilmezken bugün artık Arapçanın lehçelerini bilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları var. Türkiye’de Arapça artık talep edilen önemli bir yabancı dil haline gelmiştir. Bu da Türkiye’nin dünyaya açılmasında önemli bir rol oynayabilecek durumdur. Özellikle Suriye’den gelenlerin çoğunlukla çocuk olduğunu ve sayı olarak aile fertleri ve çocuk sayısı çok olan çocukların Türkiye’ye geldiğini görüyoruz. Bu da özellikle son dönemde Sayın Cumhurbaşkanının ısrarla talep ettiği çocuk sayısı arttırılmasının dışarıdan gelenlerle tedarik edilmesi anlamına geliyor. Bu insanlar Suriye’deki savaş durduğunda Suriyeye döndüklerinde artık Türkiye’nin Suriye’de düşman bir halk ve düşman bir rejim değil Türkiye dostu ve Türkiye’yi seven bir halk görecektir. Nitekim bölgede Türkiye’nin rolü ve etkisi daha fazla olacak. Bugün Türkiye’ye gelen ve Türkiye’ye hizmet etmek isteyen Araplardan oluşmaktadır. Bunlar yarın kendi ülkelerine döndüklerinde Türkiye’yi çok güzel bir şekilde anlatırlar.

Türkiye'de Ortadoğu uzmanı olarak konuşanların sizce en temel eksikliği nedir?

Bence birincisi dil, ikincisi bölgeyi tanımak. Maalesef birçok Ortadoğu uzmanı olarak ortaya çıkan uzmanlar veya araştırmacılar bölgeyi yüzeysel ve makaleden yazılmış birkaç kitaptan anlamaya çalıyorlar. O bölge o kadar karışık ki içinde yaşamayan birisi adetleri, görenekler, kabileleri, aşiretleri her şeyi bilmeyen birisinin uzmanım demesi için yeterli değildir.

Son olarak bir gazeteci olarak İDLİB de Türkiye'yi Hangi sürprizler bekliyor? Türkiye ne yapmalı?

Türkiye orada ciddi bir sınavla karşı karşıyadır. Birincisi Rusya ve katil Beşşar Esad’ın rejimi ile birlikte Türkiye’nin güvencesi altında yaşayan Suriyelileri tehdit etmesi aslında Türkiye’nin şahsiyeti ve gururuna saldırmaktadırlar. Hatta ve hatta Türkiye’nin ta kendisine saldırmaktadırlar. Çünkü bu insanlar Türkiye’ye güvenerek o anlaşmayı kabul etmiştirler. Bugün eğer saldırırlarsa o insanların Türkiye’ye bakışı olumsuz etkilenecek. Öte yandan Türkiye’nin güvencesinde olan o bölgeye saldırılıp orada rejim başarılı olursa, eminim ki artık Türkiye’nin diğer operasyonlarda aldığı yerler tehlikeye düşer. O da artık Türkiye’nin sınır bölgesindeki, daha önce oluşmuş olan ve Türkiye’nin operasyonları ile Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı ile bertaraf ettiği tehditlerin yeniden oluşmasından korkulmaktadır. Türkiye oradaki durumu iyi hesap etmeli ve ne olursa olsun rejimin ve Rusya’nın oraya girmesine, oradaki insanlara zulüm etmesine izin vermemeli. Çünkü o olursa bölgedeki insanları Türkiye’ye olan bakışı değişebilir. Şimdiden Türkiye aleyhine çalışan medya kuruluşlarının manşetlerini görüyoruz. Türkiye Suriyelilere sırtını döndü. İdlip’teki ona güvenenlere sırtını dönüyor diye manşetler atılıyor. Türkiye İdlip’ten çekilmemelidir. Türkiye İdlip’teki Suriyelileri korumalıdır. Hatta ve hatta daha fazla Suriyelileri yığmalı ki operasyonun yapılmasına karşı bir engel oluşturulmalı.

 

Bu yazı toplam 96 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim