• İstanbul 12 °C
  • Ankara 11 °C

Dr. Öğr. Üyesi Kemal Göz: Kırgız Şair Alıkul Osmonov’un Hayatı ve İlk Dönem Eserlerine Dair

Dr. Öğr. Üyesi Kemal Göz: Kırgız Şair Alıkul Osmonov’un Hayatı ve İlk Dönem Eserlerine Dair
TYB Akademi 29 / Mayıs 2020 / 21. Yüzyılda Türkçe

Alıkul Osmonov, günümüz Kırgızistan’ında ve Kırgız halkında karşılığı olan nadir kalemlerden biridir. Kırgız halkında bulduğu karşılık Osmonov’un sanatında neyi doğru yaptığının araştırılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Alıkul Osmonov’la aynı dönemde yaşayan çağdaşı şair ve yazarların birçoğu unutulmuştur. Yine o dönem edebiyat dünyasında Kırgız edebiyatının klasiği olarak gösterilen yazar ve şairler de ortaya koydukları eserlerdeki sanat nedeniyle ağır bir şekilde eleştirilmektedir. Osmonov’un poetikasını değerli kılan ve Kırgızca konuşan kitlelerde şahsına yöneltilen teveccühün nedeni bu yüzden önemsenmelidir.

1914 yılında Çüy bölgesine bağlı Kaptal-Arık’ta dünyaya gelen Alıkul Osmonov küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, yetimhaneye verilmiştir (Cigitov 2006a: 73). Yetimhanede büyüyen şairin bir kız kardeşinin olduğu bilgisi de vardır. Osmonov 1929-1933 yılları arasında Frunze Teknik Eğitim Okulunda eğitim almıştır. Öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başlayan şairin 1935 yılında Tandagı Irlar, 1937 yılında Cıldızduu Caştık, 1937 yılında Çolponstan, 1945 yılında Mahabat, 1946 yılında ise Cangı Irlar ve Baldar Üçün adlı şiir kitapları yayımlanmıştır (Sıdıkbekov 1954: 5).

Osmonov’u çağdaşı yazarlardan farklı kılan ölümü üzerinden yıllar geçmiş olmasına ve birçok nesil değişimi yaşanmasına rağmen Kırgız halkı arasındaki bilinirliğini korumasıdır. Osmonov’un tamamı olmasa da kaleme aldığı şiirlerinden bazıları hâlâ ezberlerdedir. Şairin Kırgızca konuşan kitlelerde bulduğu karşılığın sebebi ne idi? Bunun anlaşılabilmesi için Osmonov’un yaşadığı devrin özel koşullarının altını çizmek gerekmektedir.

1. Yaşadığı Dönemin Edebî Görüşü

Toplumcu gerçekçiliğin temel prensipleri resmî olarak 1934 yılında karara bağlanmıştır. Bu tarihten sonra kaleme alınacak eserleri derinden etkileyecek bir şablonun da yazarların önüne sürüldüğü kongre kararlarından sonra Sovyetler Birliği sınırları içindeki edebiyat tek bir merkeze bağlanmış ve sıkı bir devlet kontrolüne geçmiştir. Yapılmış birçok farklı tarif olsa da özetle toplumcu gerçekçilik “Olması gerekeni göstermek” şeklinde özetlenebilir. Var olan gerçekliğin bir şey ifade etmediği, asıl olanın gelecekten gelen ışıkla aydınlatılacak olan gerçeklik olduğu savı, var olanın yerine olması gerekeni tarif eden bir gerçeklik anlayışını ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde edebiyatla ilgili alınan bir diğer önemli karar da kişisel deneyimlerin değersizliği ve sanatın amacının ne olması gerektiğine verilen cevaptır.

Başından geçen deneyimlerin benim için ne anlamı var?

Bu eser hayatıma hangi yönde etki etti, beni ne açıdan zenginleştirdi?

Yukarıdaki iki soruyu kendisine soran toplumcu gerçekçi eleştirmenler birinci sorunun cevapları arasında yer alan ferdi edebiyata nefret derecesinde karşı çıkmıştır. Bireyin iç dünyası, bireyin şahsi deneyimleri, bireyin kendi geleceğine dair hayalleri vs. Bunların tamamı toplumcu gerçekçi eleştirmen tarafından topluma faydası olmayan burjuva kalıntısı gereksiz ayrıntı olarak görülmüştür. Doldurması gereken bir sürü boş zamanı olan burjuva ancak bu gereksiz ayrıntılarla ilgilenirken ve insanın kötü yanlarını bıkıp usanmadan işlerken merkezine toplumu alan toplumcu gerçekçi edebiyatın ilk işi insanı yüceltmek olmalıydı. Ayrıca ferdiyeti merkeze alan edebiyat; insanın kötü yanlarını yansıtan, onu kurnaz, çıkarcı, yalancı vs. olarak gösteren bir yapıdaydı. İnsanoğlunun zayıf yönleri üzerine odaklanarak ortaya bir tiksinti edebiyatı çıkaran ferdiyetçi edebiyatın devrimin merkezine insanı alan Komünizme hizmet etmesi imkânsızdı. Devrim, işçi sınıfının üzerinde yükseliyordu. İnsanların devrimi sahiplenebilmeleri için örnek şahsiyetleri ön plana çıkarmak zaruriydi. İnsanın yalancılık, kurnazlık, bencillik, düzenbazlık ve benzeri özellikleri vardı, ama aynı zamanda inandığı değer uğruna ölüme koşmak, bir düşküne fedakârlıkla yardım etmek, ulvi bir amaç için gece gündüz çalışarak karşılığını beklememek gibi iyi özellikleri de vardı. Bu yüzden eleştirel gerçekçilik esasına dayalı edebiyat ve şahsi deneyimlerin yansıtıldığı sanata Sovyetlerde müsaade edilmemiştir. Alıkul Osmonov’u çağdaşlarından farklı kılan ise misal olarak:

Doğrusu bu ya, ömür ne kadar kısa ne kadar az

Takdir bu süresinden fazla olamaz

Azlığına üzülüyorsun da neyse!

Başımı döndürüyor ok gibi hızlı gidişi

Daha dün karşıdaki kırda yok idi

Nereden çıktı boz at binmiş otuz yaş” (1944) (Osmonov 1984: 42).

şeklinde şiirler yazmasıydı. Ortaya koyduğu eserlerin tamamında olmasa da misaldeki şiirine benzer yapı Osmonov sanatında vardı. Örneği verilen “Otuz Caş” şiiri 1945 yılında basılan Mahabat adlı şiir kitabına alınmıştı. Yani II. Dünya Savaşı’nda zaferle ayrılan Stalin’in gücünün dorukta olduğu, bütün Sovyet insanının “Babamız Stalin” dediği bir dönemde okurlarla buluşmuştu. Edebiyatta Jdanov’un doğruları bu şiirle temelden çelişiyordu. Bir Sovyet insanı gençliğin gidişinden, ölümün yaklaşmakta olduğundan ya da ömrün kısalığından çok bu ömrün Sovyet ülküsü doğrultusunda harcamak için motive edilmeliydi. Bu durumun Kırgız edebiyatından farklı yıllarda kaleme alınmış birçok örneği vardır. Aalı Tokombaev’in farklı yıllarda kaleme aldığı şiirlerinin muhtevası bahsi geçen konuya misal olarak gösterilebilir:

Halk için yol cehennem de olsa geçmek gerek

Halk için dipsiz denizlerden geçmek gerek

Halk için kör, çolak, sağır olup

Halk için su serpmiş gibi sönmek gerek” (1943) (Tokombaev 2015: 16).

***

Yaşasın Leninizm yeniş yolu

Yok olsun karanlığın kıskanç yüzü

Yolunda Ekim’in fakir düşüp

Yetişsin muradına uzayan yolu…” (1924) (Tokombaev 2015: 6).

***

Çalkar[1] benim koca göl gibi dalgalanan

Güç alırım ben emekçi halkımdan

Biz düşmanı yenip ileriye basacağız

Komünist partinin ardından” (1925) (Tokombaev 2015: 8).

Bu tür şiirlerin sayısını olabildiğince çoğaltmak mümkündür. Osmonov’un üzerinde taşıdığı bazı özellikler ve kısa hayatında meydana gelen keskin dönemeçler şairin sanatının olgunlaştığı dönemde çağdaşlarından farklı bir kaleme sahip olmasına neden olmuştur.

Bununla ilgili söylenebilecek en önemli hususiyet Osmonov’un çağdaşlarına göre Rusçayı çeviri yapacak kadar iyi bilmesidir. O dönemde Kırgız entelektüelleri arasında Rusçayı iyi derecede bilen kalem sayısı azdı. Yazarlar yeni yazı dili hâline getirilen Kırgızcada, çağdaş anlamda edebî türlerde eserler vermek için örnek alabilecekleri bir hafıza olmadığından dolayı Tatar, Kazak ve Özbek münevverlerinin eserlerini örnek almaları konusunda uyarılıyorlardı (Cigitov 1991: 109). Rusça Osmonov’a örnek alabileceği koca bir edebiyatın kapılarını açmıştır. Özellikle “üstadım” dediği ünlü Rus şair Puşkin’in sanatına hayran olan Osmonov, on beş yaşındayken Puşkin’in Zimniy Veçer: Kış Akşamı adlı şiirini Kırgızcaya çevirmiş, 22 yaşındayken ise V. V. Veresaeva’nın Puşkin’in Hayatı adlı eserini Rusçadan tercüme etmiştir (Osmonov 1965: 5; Osmonov 2014: 584). Bununla ilgili altı çizilmesi gereken bir diğer hususiyet de büyük Rus şairini örnek almasının Osmonov’un lisanını, poetikaya bakışını ve sanatında yansıttığı düşünce ve hassasiyetleri etkilemiş olmasıdır. Osmonov’un şiirlerini yazdığı karalama defterleri birçok defa değiştirilmiş, üstü çizilmiş ve üzerinde ciddiyetle durulduğu belli olan şiir taslaklarıyla doludur. Ancak başlangıç dönemi Kırgız yazarları arasında edebiyatın ciddiyet isteyen bir iş olması ile ilgili bazı yazarların hatıraları tersini göstermektedir. Örneğin; Aalı Tokombaev, “Tutkun Marat” adlı poemasını Moskova yolunda trende yazdığını, iki üç gün içinde kaleme aldığı poemayı bir daha okumadan ve üzerinde bir düzeltme yapmadan baskıya verdiğini “İlk yazdığım hâliyle basıldı.” cümleleri ile anlatmaktadır (Cigitov 1991: 112).

k1.png

Resim 1. Ölümünden sonra bulunan çalışma defterlerindeki şiir çalışmaları (Cusupov 1980: 97).

Yine başlangıç dönemi yazarlarından Kubanıçbek Malikov yakın arkadaşı Coomart Bökönbaev’le ilgili hatıralarında Kızıl Kırgızstan gazetesinde çalışmaya başladıktan sonra her sayıda hızla karaladıkları yazıları kimsenin müdahalesi olmadan istedikleri gibi yayımladıklarını, Coomart Bökönbaev’in 8 Mart dünya kadınlar günü için yazdığı “Cibek Saamay” adlı bir poemayı iki saatte yazdığını ve üzerinde herhangi bir düzeltme yapmadan yayımlattığını anlatmaktadır (Cigitov 1991: 112).

Osmonov, edebiyata bakışı yönüyle çağdaşı olan birçok kalemden ayrılmaktadır. Ancak ortada toplumcu gerçekçi edebiyatın esasları varken şairin şahsi yaşantısını ve terennüm ettiği duyguları şiire yansıtmasının üzerinde durulması gereken iki sebebi vardır. Bunlardan birincisi anne-baba sevgisi olmadan yetimhanede büyüyen Osmonov’un yaşadığı dönemin vebası sayılan verem hastalığına yakalanmasıdır. Şair, 35 yaşında sanatının en verimli çağında verem nedeni ile ölecektir. İlk gençlik dönemlerinde ve Teknik Eğitim Fakültesinde okuduğu yıllarda bakımsızlık ve parasızlıktan dolayı zor günler geçiren Osmonov, hayatının ileriki yıllarında da kendisini derinden etkileyecek olan bu hastalığı sebebiyle geçirdiği zor günlere A. Tokombaev hatıralarında:

“Alıkul’u bu halde görünce çok üzüldüm, bu anı hiçbir zaman unutamam. Avurtları çökmüş, mazmun ve bedbaht bir yüz, üzerinde artık iyice eskidiği belli olan elbiseler... Bu hâldeki bir öğrenci... Açlıktan olsa gerek, boynu önüne eğilmiş... Hastalığından dolayı derslere katılamadığını söyledi. “Bana yardım edecek kimsem yok, Karakol’da uzaktan akrabalarım olacaktı, onların yanına gideyim demiştim...” dediği hâlâ aklımda. Aradan bir ay geçti geçmedi Alıkul yeniden geldi, durumu bir ay önceki halinden kötü olmasa da iyi de değildi. Yüzü daha da zayıflamış, gözleri içine çökmüştü. “Bana yardım edecek, elimden tutacak kimsem yokmuş, artık ne yaparım bilmiyorum” dedi... Biz, Kalim Rahmatullin, Mukambet Dögdurov, Ömürkul Cakişev aramızda anlaşıp Çabuul’da Alıkul’a yok yerden bir iş bulduk.” (Cigitov 2006a: 78).

satırlarıyla tanıklık etmektedir. Şair, “Cazuuçuluk Bayanım” adlı makalesinde Aalı Tokombaev’in kendisine yaptığı bu iyiliği asla unutamayacağını ve Çabuul dergisinde işe alınmasının hayatında bir dönüm noktası olduğunu yazacaktır (Osmonov 1990: 91).

2. Karşılıksız Aşkı, Mutsuz Evliliği ve Çocuğunun Ölümü

Türk edebiyatında da benzerlerine rastlanılan “şairin aşkı” konusuna verilebilecek en bilinen örnek Sezai Karakoç’un (1933) Muazzez Akkaya’ya duyduğu aşktır. Karşılıksız kalındığı bilinen bu aşk, şairin sanatına da etki etmiş ve Türk edebiyatı literatürüne giren efsanevi şiir “Monna Rossa”nın yazılmasına vesile olmuştur:

Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında.

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O mâsum bakışlar... Su kenarında

Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.” (Karakoç 1998: 17).

Yine Nazım Hikmet (1902-1963) ve Piraye Hanım arasında geçtiği bilinen aşk da edebiyat tarihlerinde çok anlatılan bir konudur. Piraye Hanım’la evlenen ancak hapishane hayatı yüzünden karısının yanında bulunamayan şair her akşam 21-22 saatleri arasını karısına şiir yazmaya ayırmış, ayrılığın ve aşkın “şair bir kalp” üzerinde oluşturduğu hisler “Saat 21-22 Şiirleri”nde yerini bulmuştur:

Ne güzel şey hatırlamak seni:

Ölüm ve zafer haberleri içinden,

Hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken” (Hikmet 2008: 46)

Nazım Hikmet’in üç dizede oluşturduğu bu duygu yoğunluğunu ve sarsıcılığı bir romanda ya da hikâyede sağlayabilmek için çok daha hacimli bir çalışma gerektiği açıktır. 

k2.jpg

Resim 2. Bedri Rahmi Eyüboğlu

Çok bilinen örneklerden birisi de Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975) ve Mari adındaki Ermeni bir kadın arasındaki aşktır. Mari’nin tüberkülozdan ölmesi Eyüboğlu’nun bu aşk esnasında evli olması gibi sebepler şairi ziyadesiyle sarsmıştır:

Daha nem olacaktın bir tanem

Gülen ayvam, ağlayan narımsın” (Çelik 1996: 76).

Şairlerin yoğun duyguları yaşama biçimleri sıradan insanlarınkinden farklı olmasa da bunu yansıtmada gösterdikleri maharet ortaya unutulmaz eserlerin çıkmasına vesile olmaktadır.

Alıkul Osmonov’u gerçek hayatta gören çağdaşlarının anlatımı şairin yüzünün çirkin karakterinin ise sükûti olduğu yönündedir (Cigitov 2006a: 80). Küçük yaşta verem hastalığına yakalanması ve yetimhane şartlarında kendine yeteri kadar bakamaması gibi hususlar bu durumun ortaya çıkmasında etkili olmuş olabilir. Ancak Osmonov’un üretkenliğinde tesirli bir dönüm noktası olması sebebiyle Ayday Cigitalieva adındaki genç kıza duyduğu aşk önemlidir. Genç kızın Osmonov’un aşkını cevapsız bırakması yazarın kendi kaleminden çıkan “Cazuuçuluk Bayanım” adlı makalesinde de yerini alacak kadar önemli bir ilham sağanağı sebebi olmuştur. Şair 1937 yılında Moskova’ya gidiş ve dönüş yolunda Şoto Rustavelli’nin Colbors Terisin Kiygen Baatır (Kaplan Derisine Bürünmüş Kahraman) adlı destanını çevirme konusunu düşündüğünü, 1938 yılının mayıs ayından itibaren destanı çevirmeye başladığını anlatmaktadır.

k3.jpg             k4.jpg

Resim 3: Ayday Cigitalieva                                      Resim 4. Alıkul Osmonov

“Bu ayın içinde ömrümdeki ilk aşkım Ayday Cigitalieva ile ayrıldım. Bu ayrılığın sebebini hâlâ bilmiyorum. Kendi kendime ‘Bu acıyı şiirle bastırmak gerek, kendimi bütün Kırgız halkına tanıtmam gerek…’ diye düşündüm ve bütün gücümle destanı çevirmeye koyuldum. Çevirme işinden ayrılamıyordum, geceler boyu bu çeviri ile uğraşıyordum.” (Osmonov 1990: 92).

Neticede Şoto Rustavelli de bir kadına âşık olduğu için bu destanı kaleme almıştı. Osmonov’un destanda kendini anlatan duyguları bulduğu ve çevirmeye karar verdiği bilinmektedir. İki yıl boyunca uzun saatleri bu çeviriye hasreden şair 24 yaşındayken çeviriyi tamamlamıştır (Cusupov 1980: 48). Ancak çevirinin yapılma sebebi olan Ayday Cigitalieva bu çeviriyi okuyamamıştır. Ailesinin kararı ile bir evlilik yapan genç kız, zor bir doğumdan sonra hastanede hayata gözlerini yummuştur:

 

Çevir gözünü güzel aya

Sen de güzel olursun

Gülme bu gece bize

Ayday[2] güzel olursun.”

 

Nitekim Osmonov şiirinde ve çevirdiği eserlerde “Ayday” benzetmesini ziyadesiyle kullanmıştır. Ayrıca 1949 yılına ait el yazması günlüklerinde ölmeden bir yıl önce Ayday için kaleme almış olduğu bir şiir bulunmuştur (Cusupov 1980: 61).

k5.jpg

Resim 5.  Ayrıldığı karısı Zeynep Sooronbaeva

1941 yılında Moskova’da tanıştığı Zeynep Sooronbaeva ile evlenen Osmonov’un bu evlilikten dünyaya gelen kızı Cıpar hayata ancak on beş gün tutunabilmiştir Cıpar’ın dünyadan ayrılışı Osmonov’u derinden etkileyecek ve geçirdiği ağır üzüntü hastalığının nüksetmesine neden olacaktır. Hayata küsen şairin karısı ile arasına da soğukluk girmiştir. Çift, Cıpar’ın ölümden sonra 1942 yılında ayrılmıştır:

Gitti bebek daha şimdi buradaydı,

Işığı tanıyıp yenice uyanmıştı.

Dipsiz mezarın bir karış ucu gitmedi,

Arsızdır, ah mezar utanmaz bundan

 

Var olsa keşke yaşlanınca görecekleri,

Sağ olsa keşke gençliğin yeni sancakları.

Ömür önümüzde yarın için tevekkül,

Ölmese keşke başkalarının bebekleri!” (1944, Koysarı)[3] (Kallimci 2002: 182).

 

Âşık olduğu kadının ölümü, mutsuz evliliği ve Cıpar’ın dünyaya ancak on beş gün tutunabilmesi gibi sebepler Osmonov’un kaleme aldığı şiirlerine de yansımıştır. Şairin bu dönemde yazdığı şiirler karamsar bir ruh hâlinin izlerini taşır:

Bahar bu, aman dikkat rüzgâr üşütmesin

Çok durmayacak bu kara bulutlar

Bütün yükünü ben üzerime alayım

Sen dert çekme ben çekerim Ata Yurt.” (Osmonov 1984: 214)

 

dizeleri ile Kırgız insanı arasında en bilinen şiirlerin şairi olma özelliğine de sahip olan Osmonov, çağdaşı yazar ve şairlerin birçoğundan entelektüellik yönü, özellikle Rusçayı iyi bilmesi ve sanata bakış yönüyle de ayrılıyordu. Ölümünden beş yıl önce yayımlanan şiir kitabı Mahabat’da şairin Toplumcu gerçekçi edebiyatın esaslarını bir kenara bırakarak ölümün yaklaştığı son yıllarında hissettiği gibi yazmak istediği açıkça görülmektedir.

 

4. Şiirlerine Yapılan Eleştiriler

Sadece Kırgız edebiyat dünyasını değil Sovyetler Birliği bünyesindeki cumhuriyetlerin tamamında edebiyatı derinden etkileyecek olan “Zvezda ve Leningrad Dergilerine Dair Rapor” başlığıyla Pravda’da bir yazı yayımlanır (Göz 2020: 542). Stalin’in sağ kolu Sovyet ideoloğu Jdanov, Mihail Zoşenko’nun (1894-1958) 1946 yılında Zvezda dergisinde yayımlanan “Maymunun Serüvenleri” adlı kısa hikâye üzerine Zoşenko ve tanınmış Sovyet şairi Anna Ahmatova’yı (1899-1966) konu alan yazısında iki sanatçıyı da ağır bir şekilde eleştirecektir. Hiciv türündeki “Maymunun Serüvenleri” adlı hikâyeyi Sovyet insanını aşağılamak, yazarını da kimseye gereği olmayan küçük ayrıntıları sanatına konu etmekle suçlayan Jdanov, Anna Ahmatova’yı da şahsî deneyimlerini sanatına konu ettiği için ağır bir şekilde eleştirir (Jdanov 1996: 21). 

Jdanov’un bu yazısı birliğe bağlı cumhuriyetlerin edebiyatlarında hemen etkisini gösterir.

Kırgız eleştiri tarihine geçen ve ibretlik olarak sıkça atıfta bulunulan Midin Alıbaev (1917-1959) imzalı “Maanisi Cok Mahabat” (Alıbaev 1946) adlı tenkit makalesi, 1937-38 aydın kıyımından beri sakin bir dönem geçiren Kırgız edebiyatçıları arasında yaşanacak olan derin tartışmaların fitilini ateşler:

“Maanisi Cok Mahabat

Geçenlerde ellerine aldıkları bir şiir kitabı hakkında tartışan iki gence tesadüf ettim. Birisi Kızıl Orduya yeni katılmış genç bir subay diğeri ise ortaokulda öğretmen olarak çalışıyormuş.

Hararetle üzerinde tartıştıkları kitap Alıkul Osmonov’un “Mahabat” adlı şiir kitabı çıkmasın mı!

– Şair dediklerimizin hepsi böyle yazıyorsa şiir sanatının vah ki vah haline, dedi asker olan delikanlı.

– Gerçek anlamına bakmadan gözünü kapatarak kafiyeyle çiziktirip bir şeyler yazmak şiir mi oldu şimdi?

‘Bu da doğru, akşamüstü, sabahleyin

Kusursuz sakinlik ile vakit geçiririm.

Yem arayıp dolaşan beyaz barçın gibi

Evime iki-üç satır şiir bulup getiririm.”

diyor şair. Kendisini karanlık gecelere hapsediyor, kederli ve yapayalnız olduğunu söylüyor. Bizim şairlerimiz, yazarlarımız emekçi halkımızın içinde, onlarla beraber çalışıp onlarla beraber gülerken, Sovyet halkının emeklerini, kahramanlıklarını ve yaşayışlarını eserlerinde gösterirken, Osmonov ne yapıyor? Paltosunun yakalarını kaldırmış, beli bükülmüş, su kenarlarında keyifsizce oturmuş okuyucularımızın bir kulağından girip diğerinden çıkacak şiirler yazıyor. İçinde yaşadığı emekçi toplumun hayatından kendini tecrit edip kendi kendine mırıldanıyor, faydasız düşünceleri işte böyle gereksiz şiirlerde ortaya çıkıyor:  

 “Suçu yok “aşk” gibi parlar

Gençlik benden ölünce ancak ayrılır

En sonunda ayrılığın silüeti

Ta uzaktan daha güzel görünür” ( “Sevgi” 17. sayfa, “Gençliğe”).

Bu şiirlerin Sovyet gençlerinin kulağına hoş gelmesinin imkânı var mı? Memleketteki ihtiyarları bile gençlik günlerine geri döndüren yaşadığımız Stalin döneminde, neşeyle dolu şu zamanda nedir bu karamsarlığın sebebi, ne olduğunu bilmiyorum ama bu şiirlerde kaygı, esef imgeleri ile dolu karamsar mesajlar vermek hayırlı bir düşünce değil.

“İnsana” adlı şiiri ise şöyle:

İnsanı insan misafir eder

Saygı duyarmışsın

Yakın dostları, arkadaşları

Toplarmışsın

İyi dileğe, temiz niyete

Kıyamazmışsın

Beyaz sofra üstünde

İçten gelerek eşini dostunu

Yiyin, aman için diye

Zorlarmışsın

Öyle yapsan da hayata

Sığamazmışsın

Kara yerin dibine

Birbirini gömüp

Ağlarmışsın

 Nedir şimdi bu? İnsanın insana saygı göstermesinde hiçbir sıkıntı yok. Sovyetler Birliğinde insanların birbirine saygı göstermesi, iyi niyetle yardımlaşmaları yasadışı bir iş değil. Ama Osmonov bunları söyledikten sonra şiirinin sonuna: “Hayata sığamazmışsın”, ve: “Birbirinizi kara yere gömüp ağlarmışsın” dizeleriyle vermek istediği mesaj nedir? Osmonov “felsefesine” saplanıp kalıp kederden ve üzüntüden başka bir şey yazamaz mı…

Bize Sovyetler Birliğini ve yaşadığımız devri güzel gösteren, görkemle betimleyen ve ideolojik açıdan düzgün eserler lazım.

Sovyet edebiyatının gençlerimize moral vermesi, emeğimizi kutsallaştırması ve mücadelenin üzerine gençlerimizin cesaretle gitmesini sağlaması lazım.” (Alıbaev 1946).

Bir toplumcu gerçekçi eleştirmenin Stalin’in hayatta olduğu yıllarda yazının başında da belirttiğimiz iki soruyu sorması sıradandı:

Başından geçen deneyimlerin benim için ne anlamı var?

Bu eser Sovyet insanının hayatına hangi yönde etki etti, Sovyet insanını ne açıdan zenginleştirdi?

Yukarıda sadece bir bölümü alınan “Maanisi Cok Mahabat” adlı yazısında Midin Alıbaev Osmonov’un şiir kitabını okuduktan sonra şaire şahsi tecrübelerinin, korkularının ve sevinçlerinin Sovyet toplumuna ve Sovyet insanına ne kattığını sormuş ve cevapları kendisi vererek Osmonov’u eserinde Jdanov doğrularına karşı çıkmakla suçlamıştır.

1948 yılında Sovettik Kırgızstan gazetesinde Ceenbay Samaganov (1915-1980) imzalı “Bir Çıgarmaga Arnalgan Üç Makala Turaluu” (Bir Eser İçin Yazılan Üç Makaleye Dair) (Samaganov 1990: 64) adlı yazı ile Samagonov da tartışmaya dâhil olur.

Samaganov yazısının başında Mahabat (Aşk) adlı şiir kitabının yayımlanmasıyla kitaba ve şairine dair üç makalenin künyelerini verir. Bunlar Temirkul Ümötaliev’in (1908-1991) kaleme aldığı “Alıkul Osmonov” adıyla Leninçil Caş (Leninci Gençlik) gazetesinde çıkan yazı, Yasir Şivaza (1906-1988) ve Kaysın Kuliev (1917-1985) imzası ile Sovestskaya Kirgiziya gazetesinde “Alıkul Osmonov” adıyla yayımlanan yazı ve nihayetinde Midin Alıbaev’in kaleme aldığı “Maanisi Cok Mahabat” adlı yazıdır. Samaganov bu yazılardan Ümötaliev ile Şivaza ve Kuliev’in ortaklaşa yazdıkları makaleleri aynı kalemden çıkmışçasına sadece Osmonov’u övmek için yazılmış diye eleştirirken duruşunun daha yakın olduğu Alıbaev’in makalesinde de Mahabat ve şairiyle ilgili az da olsa olumlu bir motif bulunmamasını tenkit eder.

Bir Çıgarmaga Arnalgan Üç Makala Turaluu (Bir Eser İçin Yazılan Üç Makaleye Dair)

Temirkul makalesinin hemen başında Osmonov’u bir yarış atı gibi içinde bulunduğu gruptan bir anda atağa çıkarak öne geçtiğini söyleyip şairin “Suluuga” (Güzele) adlı şiirini misal getiriyor:

Ey sevgili yalvarma ben giderken ne olur!

Sen iyiydin, ben seni sevmediğim anlarda

Hasret, hüsran, ayrılık aşktan yana çok olur,

Otuz yaştan öteye geçilirken sonlarda.

 

Güvercindin gözünü sakınmayan budaktan,

Unutulan bir anda uçar uçmaz meraktan.

Aşk dediğin elbette sevmek değil dudaktan,

Aşk dediğin ateş püskürtmektedir yürekten.[4] (Osmonov 2015: 34).

Temirkul’a göre bu şiir okurların gözlerini açacak, duygularını uyandıracakmış. Bu hangi duyguymuş, nasıl bir göz açmaymış? Ne duygusu ne görebilmesi! Beyaz güvercin boz şahini bir kere geceletmiş sonra da unutmak için uçurup göndermiş bu mu duygu uyandırmak? Böyle bir şiirin bizim özgür ve temiz aşkla eğitilmiş gençlerimize vereceği terbiye nedir? Şu aşağıdaki dizeye bakalım:

“Sen iyiydin, ben seni sevmediğim anlarda. (Seni yakından tanımadığım zamanlarda sen de neşe dolu, hayat doluydun).

Bu nasıl bir söz? Şair gençlerimize her gün başka bir kadına âşık olan bir çapkını mı örnek olarak gösteriyor?

Aynı şiirden dört dizeyi daha örnek olarak alalım.

Tatlısınız güzeller, acısınız kederde.

Üzersiniz kandırıp gönle döküp nice nar.

Senin sahip olduğun ipek giysin kadar da,

Tam o kadar kalbinde, yüreğinde bir aşk var.” (Osmonov 2015: 34).

Alıkul’un şiirini okuduğumuzda “Güzeller” kelimesindeki çokluk eki bir kadını değil, birçok kadını işaret ediyor, bunu siz de görüyorsunuz. Peki, bu Sovyet kadınlarına iftira değil de nedir?

Görüleceği üzere dönemin eleştiri anlayışı Jdanov’un yazısının etkisiyle günümüzden bakıldığında bir hayli abartılı bir yapıdaydı. Bu eleştiri anlayışının hâkim olduğu edebiyat içinde “Mahabat” gibi bir şiir kitabı yayımlatması Osmonov’un sanatının ikinci dönemi açısından başlı başına önemsenmesi gereken bir durumdur.

5. Şiirleri

Şairin genç yaşta ölümü, hayatında kaleme aldığı bir eleştiri makalesi istisna tutulduğunda kimse ile kavga etmemesi ve içine kapanık bir hayat yaşaması zamanın Yazarlar Birliğindeki yazarlar tarafından hem şahsiyetinin hem de eserlerinin fazlaca övülmesine neden olmuştur. Ölümünden sonra hakkında birçok yayın yapılmış, bu yayınların tamamında şairin hem sanatı hem de insani özellikleri fazlaca övülmüştür. Bütün bunlar Osmonov’u bir halk kahramanı hâline getirmiş ve Kırgız edebiyatının klasiği olarak kabul edilmesine vesile olmuştur. Şairin yeni oluşan Kırgız yazı dilinin gelişmesine sağladığı katkı elbette yadsınamaz. Rusçadan ustalıkla yaptığı birçok çeviri Kırgızcanın ifade yeteneklerinin çeşitlenmesine katkı sağlamıştır. Türkiye’de yapılan yayınlarda da Osmonov çok övülmekte “Otuz Yaş” şiirinin Cahit Sıtkı Tarancı’nın “35 Yaş” şiirine benzerliği hatırlatılmaktadır. Osmonov’un ilk dönem şiirleri ve şiirlerin sanatındaki yeri ile ilgili en acımasız eleştiriler ise Salican Cigitov’un (1936-2006) kaleminden çıkan Akındın Eki Ömrü adlı eserde yer almıştır. Kendisi de usta bir şair ve Yazarlar Birliği üyesi olan Cigitov özellikle Osmonov’un Tandagı Irlar (1935), Cıldızduu Caştık (1937) ve Çolponstan (1937) adlı şiir kitaplarına giren şiirlerin birçoğunu eleştirmiştir.

Tandagı Irlar 1935 yılında basılmıştır. Kırgız dil bilimi ve edebiyatının en önemli ismi Kasım Tınıstanov’un (1901-1938) Kırgız gazeteciliğinin kurucu isimlerinden Sıdık Karaçev’in (1900-1937), ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un babası devlet adamı Törökul Aytmatov’un (1903-1938) Stalin dönemi mahkemelerinde işkence ile yargılanarak idam edilme tarihleri de 1937-38 yıllarıdır. Yirmili yaşların başını yaşamakta olan genç bir şairin Sovyetlerin tarif ettiği edebiyatın dışına çıkarak şiirler kaleme alması o dönem için düşünülemezdi. Nitekim Kırgız edebiyatını kuran kalemler genellikle devlet tarafından belirlenen takvim günleri (8 Mart kadınlar günü), Aktüel propaganda konuları, devleti kuranların ya da önemli isimlerinin ölüm yıl dönümleri, Sovyetlerle gelen teknolojik yenilikler ve sınıflar arası mücadeleyi konu alan eserler kaleme alırdı.

Osmonov’un ilk şiir kitaplarına giren şiirler incelendiğinde yukarıda bahsi geçen muhtevada şiirlerin varlığı görülür. Örneğin, “Biz Leninbiz” Sovyetler Birliği’nin kurucu lideri V. İ. Lenin’in ölüm yıl dönümü, “Pravda” Sovyetler Birliği süreli basın yayın günü, “Bügün 8 Mart” Uluslararası 8 Mart Dünya Kadınlar günü, “Milliondor” o dönemde her yıl kutlanan Uluslararası Gençler ve Çocuklar günü için kaleme alınmıştır (Cigitov 1998: 33). Bunla beraber “Çong Küyüt” ve “Coldoş Kirov” şiirleri tanınmış Sovyet siyasetçileri Valerian Kuybışev (1888-1935) ve Sergey Kirov’un[5] (1886-1934) ölümleri üzerine ağıt türünde yazılmışlardı.

 


k6.pngk7.png

Pravda şiiri (Osmonov 1935: 44).                                   Coldoş Kirov şiiri (Osmonov 1935: 68).

 

Bahsi geçen dönem İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden hemen öncedir. Bu yüzden devletler savaşa hazırlık yapıyorlardı. Kızıl Ordu birliklerine katılımı çoğaltmak ve gençlerin askerlik hizmetine kendi rızalarıyla vatanlarını korumak için gitmelerini sağlamak edebiyatın önüne konulan amaçlardan birisi idi. Bu amaca Kırgız yazar ve şairler de dâhil olmuşlardır. Osmonov’un “Tündögü Ün”, “Kızıl Uçkuçtar”, “Cür Katarga”, Cangı Uul, “Tap Korgooçu Bolobuz”, “Çapaev (Kırgız Komandirine), “Komandir Kırgız”, “Açuuma” vb. Gençleri askere çağıran ve vatanlarını korumayı öğütleyen türde şiirlerdi (Cigitov 1998: 34).

Salican Cigitov’a göre Osmonov’un ilk şiir kitaplarına alınan şiirleri iyi bir şairden haber verse de sıradan, zaman zaman da kötüdür. Derinliği olmayan bazı fikirlerin, sarsıcılıktan uzak, basit kafiyelerle ve hatta bazen mantıkî bazı yanlışlıklarla yansıtıldığı bu şiirlerin şairinin 24 yaşından daha gün almadığını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

k8.png
k9.png 

Kızıl Uçkuçktar Şiiri (Osmonov 1935: 19).                         Milliondor şiiri (Osmonov 1935: 11).

 

Edebiyatta oluşturuculuğun temeli, azığı ya da kaynağı, şairin özel hayat tecrübesi, hayattan aldığı dersler değil midir aynı zamanda? (Cigitov 1998: 43).

Osmonov’un hayatına yakından bakıldığında, devrin şartları değerlendirildiğinde ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda ilk dönem basılan şiir kitaplarına giren şiirlerin -partinin edebiyatın önüne koyduğu amaçlar dâhilinde yazılmış olsalar bile- istenen seviyede olmaması anlaşılabilir. Yeni yazı dili olan Kırgızca ile basılan ilk gazete Erkin Too’nun birinci sayısının çıktığı tarih 7 Kasım 1924’tür. Yeni yeni kurulmakta olan Kırgız mekteplerinde ders kitabı olarak okutulması için Kasım Tınıstanov tarafından kaleme alınan Okuu Kitebi (1924), Okuu Cazuu Bil (1927), Ene Tili (1928), Ene Tilibiz (1931) isimli kitapların basıldığı yıllar ile (Göz 2019) Osmonov’un ilk şiir kitaplarının basıldığı yıllar arasında kısa bir zaman aralığı vardır. Şair, Kırgızistan’da kurulan ilk eğitim kurumlarından birisi olan Teknik Eğitim okulunda yeni yazı dili olmuş bir dilde, yüksek eğitime sahip olmayan öğretmenlerden aldığı eğitimle mezun olmuştur. Ayrıca hastalığı sebebiyle eğitimini bir dönem yarıda bırakmak zorunda kalmış ve Çabuul dergisinde işe alındıktan sonra okula devamı mümkün olmuştur.

Bütün bu hususiyetlere ek olarak öğrencilik yıllarında basılmış olan şiir ya da hikâye kitabı sayısının sınırlı oluşu, kendinden önceki kurucu neslin de benzeri sorunlar nedeni ile istenen seviyede eserler kaleme alamaması Osmonov’un Rusçaya yönelmesine neden olmuştur. Ancak Osmonov’un yaşı itibariyle ilk dönem eserleri bağlamında Rus edebiyatının önemli yapıtlarını tam olarak sindirip kalemini güçlendirdiğini söylemek mümkün değildir (Cigitov 1998: 44).

Âşık olmadan “aşk” şiiri yazmak ancak kitaplardan öğrenilen ezber ve yüzeysel bir bilgiyle yapılabileceği için bu bilgiyle kaleme alınan eserin tesiri de biçim olarak mükemmel olsa bile içinde ihlaslı bir azabın getirdiği tecrübe olmadığından dolayı yüzeysel olur[6].

Edebiyatta yaşanılan çevrede muazzam sosyal felaketler ve geniş halk kitlelerinde olağandışı bir hareketlilikle beraber bireyin iç dünyası ve düşüncelerinin bunlardan etkilenerek değişme sürecini yaşaması ve bu süreç sonunda ortaya çıkan “şey”in kişi tarafından benzersiz bir şekilde açılarak yansıtılması oluşturuculukla yakından ilgilidir (Borev 2002: 186). Bu mesele ile ilgili olarak Maksim Gorki, kendine tesir eden duyguları iç dünyasında işleyip bunu bütün insanlığın dikkatini çekebilecek bir forma sokabilen kişi eğer bu formu orijinal olarak kendine has bir kalıpta inşa edebilmişse ona oluşturucu denir, demektedir (Cigitov 1998: 45).

Konuya dair Aleksandr Tvordovskiy’in (1910-1961) “Soba Tamircileri” adlı hikâyesi altı çizilmesi gereken çığır açıcı bir ders niteliğindedir. Hikâyenin öyküsü kısaca şu şekildedir: Bir köy okulunda Rus Dili ve Edebiyatı hocası olarak çalışan hikâyenin başkahramanı yeni taşındığı apartman dairesindeki sobayı tamir ettirebilmek için usta aramaya başlar ve bu sırada ilçe askerlik şubesinde görevli bir subayla tanışır. Sohbet ilerledikçe subay öğretmene kanlı meydanda dört yıl savaştığını, vücudunda dört kurşun yarası olduğunu, beş çocuk sahibi olduğunu, işlerinden arta kalan zamanlarında şiir de yazdığını hatta yazdığı şiirlerin gazete ve dergilerde yayımlandığını anlatır. Subayın şiirleri ile ilgili öğretmen şunu söyler: Subay bana birkaç şiirini okudu, bunlar “Cesur askerler”, “Barış için savaş”, “Hidroelektrik santralleri” “Kadınlar”, “Komünizmle mutlu bir şekilde yaşayan gençler” hakkında idi. Hemen hepsi gazetelerde basılan aynı konulardaki şiirlere benziyordu. Şimdilerde bazı genç şairler şiirlerinin başkalarının şiirlerini andırmaması için özel gayret sarf ediyor, ama sanki subay şiirlerini özellikle aynı konudaki şiirlere benzetmek için uğraşarak yazmıştı.

Şunu çok iyi anladım ki subayın savaşla ilgili şiirlerini yazmak için dört yıl savaş meydanında canını pazara çıkarmaya da ayrı ayrı dört kurşun yarası almaya da hiç gerek yoktu (Cigitov 1998: 46).

Meselenin bu kısmı ilgili en kayda değer sorulardan birisini de Louis Aragon sormuştur. Aragon, yazıldığı yüzyılın klasikleri arasında yer alan Cemile basıldığında otuz yaşından gün almamış olan Cengiz Aytmatov’un (1928-2008) nasıl olup da şiire bu kadar yakın ve sarsıcı bir roman yazabildiğini ünlü giriş yazısında şu satırlarla ifade ediyordu[7]:

“Benim bildiklerim bunlardan ibaret. Bunlardan başka elimde, onu anlatan hiçbir şey yok. Maalesef bu bilgiler, Orta Asya'nın bilinmeyen bir köşesinde yaşayan genç adamın 20. yüzyılın ikinci yarısı başlarken “Dünyanın Aşkı Anlatan En Güzel Hikâyesi”ni -ben öyle olduğuna eminim- nasıl yazdığını bize açıklamaktan yoksun.” (Aragon 2004: 236).

Osmonov’un beş yaşında yetim kalması, yetimhanede büyümesi, zaman zaman ekonomik problemler yüzünden sıkıntıya düşmesi, çok sevdiği kadının başka bir adamla evlenmesi ve çocuğunu doğururken ölmesi, zamanın en ölümcül hastalığı tüberküloza yakalanması, mutsuz evliliği ve Cıpar adını koyduğu kız bebeğinin daha on beş günlükken hayata tutunamaması şairin oluşturuculuk için gerekli olan ilk zarureti fazlasıyla yaşamasına neden olmuştur. İkinci zaruret ise içinde oluşan duyguları kendine has orijinal bir kalıpta daha önce hiç söylenmediği şekliyle söyleme eylemidir. Cigitov (1998: 47) şairlerin bir kısmını güneş battıktan sonra ortaya çıkan aya benzetmekte ve ayın da bir ışık yayıcı olduğu bilgisinden hareketle şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Fakat bu ışığın kaynağı ay değildir. Ay ancak bir yansıtıcıdır. Demek ay başkalarından aldığı borçla etrafına ışık saçabiliyor. Tam da bu örnekteki gibi bizim şair dediklerimiz hayatlarının gençlik dönemlerinde (bazen tamamında) bir ışık kaynağı olmaktan çok başkalarının eserlerinden çıkan aydınlığı ancak yansıtabilmektedirler.”

Osmonov (1990: 91) kendisi de Cazuuçuluk Bayanım adlı makalesinde 1935 ve 36 yıllarında sanatının geride kaldığını, hayattan elini ayağını çekip şehrin dar çerçevesi içinde kaldığı için ancak okuduğu kitapların tesirinde yazabildiğini söylemiştir.

Sonuç

Alıkul Osmonov’un sanatını bir makale içine sığdırmak elbette imkânsızdır. Şair kendi kendisini eleştirmek gibi önemli bir özelliği sayesinde başlangıç dönemi şiirinde gördüğü eksiklikleri gidermek amacıyla öncelikle halk söyleyişlerini derlemiş, vaktinin çoğunu yaylalarda ve özellikle çok sevdiği Issık Göl’de halk arasında geçirmiştir. Sanatının ikinci döneminde özellikle de Mahabat adlı şiir kitabına aldığı şiirler birinci dönemdeki sanatı ile karşılaştırıldığında şairin kendine has orijinal bir deyiş bulduğu ve bu deyişe uzun bir uğraş ve azap döneminde sonra ulaştığı sezilmektedir. Şoto Rustavelli ve Puşkin’den yaptığı çeviriler özellikle Kaplan Derisine Bürünmüş Kahraman geniş halk kitleleri arasında Osmonov’un isminin duyulmasına neden olmuş, bugün bile Kırgızistan’da kullanılan bazı kız ve erkek isimleri (Tariel, Nestan vs.) bu çeviri aracılığı ile halk arasında yayılmıştır.

Edebiyat Jdanov doğrularına kayıtsız şartsız baş eğen ve sanat ortaya çıkarmaktan çok birbirinin tekrarı eserler kaleme alan ilk dönem Kırgız yazarları arasında Osmonov’un ikinci dönem sanatını ışığın kaynağı olarak değerlendirmek mübalağa olmaz. Onun sanatındaki değişimi Coldoş Kirov’a (1935) ve Bebeğe (1944) adlı şiirlerinden kısa alıntılılardan hareketle yapılacak basit bir karşılaştırmayla anlamak mümkündür.

Coldoş Kirovga

Can dilinsin çın tabına arnagan;

Eç kim anı mayıştıra albagan;

Coldoş Kirov, Kirov anık Boşlevik;

Çıguu kıyın munday adam adamdan

(Canını, ruhunu kendi ait olduğu sınıfa adamıştır; Kimse onu yenememiştir; Yoldaş Kirov gerçek bir Bolşeviktir; İnsanlar arasından böyle bir insanın çıkması çok zordur.)

 

Böbökkö                                                                      Bebeğe

Öldü böbök cürgön kanı toktogon.                                 Öldü bebek, dolaşan kanı durdu,

Bir cılt etip öçkön çırak okşogon                                   Bir kez parlayıp sönen çıra misali.

Uçsuz cerdin bir uuç kunu ketken cok,                           Sınırsız yerin bir avuç toprağı gitmedi,

Beti cok ay, cer uyalbayt oşondon.                                Yüzsüzdür ah, yer utanmaz bundan.

       (Kallimci 2002: 182).

 

Ölümünden kısa süre önce Issık Göl’e gitmek isteyen ve dostlarının bütün karşı çıkmalarına rağmen yola çıkan şair rahatsızlanarak Bişkek’e dönmüştür. Evine dönen şair 12 Aralık 1950’de hayata gözlerini yummuştur.

Osmonov’un ismi Kırgızistan’daki çeşitli sokak, cadde ve kütüphanelere verilmiştir. Ayrıca şairin resmi iki yüz somluk kâğıt paraların üzerinde mevcuttur.

Yaşadığı devrin sanat doğrularını bir kenara bırakarak kendi sanat doğrularını edebî hayatının ikinci döneminde eserlerine yansıtan şairin ismi Kırgız halkı arasında hafızlardaki yerini almışken Osmonov’u ağır bir şekilde eleştirenlerin isimleri sadece konuyla ilgili araştırmacılar ve edebiyat tarihçileri tarafından bilinmektedir.

 

Kısa Bibliyografyası

Tandagı Irlar. Frunze: Kırgızmambas, 1935.

Cıldızduu Caştık. Frunze: Kırgızmambas, 1937.

Çolponstan. Frunze: Kırgızmambas, 1937.

Mahabat. Frunze: Kırgızmambas, 1945.

Baldar Üçün Irlar. Frunze: Kırgızmambas, 1947.

Cangı Irlar. Frunze: Kırgızmambas, 1947.

Menin Cerim-Irdın Ceri, Frunze: Kırgızmambas, 1947.

Cangı Irlar, Frunze: Kırgızmambas, 1949.

Moy Dom: Stihi. Moskva: Sov. Pisatelb, 1950.

Tandalmaluu Irlar Cana Poemalar. Frunze: Kırgızmambas, 1954.

Moy Dom: Stihi. Frunze: Kirgizgosizdat, 1954.

İzbrannoe: Stihotvoreniya. Moskva: Sov. Pisatelb, 1955.

Ata Curt: Carıyalanbagan Çıgarmalar. Frunze: Kırgızmambas, 1958.

İzbrannoe: Stihi. Moskva: Politizdat, 1958.

Rassiya: Irlar. Frunze: Kırgızmambas, 1964.

Baldar menen Turnalar. Frunze: Mektep, 1965.

Irlar Cıynagı. Frunze: Mektep, 1965.

Köl Tolkunu: Tandalgan Irlar Cana Poemalar. Frunze: Kırgızstan, 1972.

Pioner Irları. Frunze: Mektep, 1974.

Tülkü menen Kazdar. Frunze: Mektep, 1974.

Irlar. Frunze: Mektep: 1974.

Lisa i Gusi. Frunze: Mektep, 1974.

İzbrannoe: Stihi i Poemı. Moskva: Hudoc. Lit, 1975.

Tolubay Sınçı. Mektep. Frunze: Mektep, 1979.

Baldar Cana Turnalar: Irlar. Frunze: Mektep, 1980.

Deti i Curavli. Frunze: Mektep, 1981.

Çıgarmalar Cıynagının Üç Tomdugu; 1. Cilt: Irlar, Poemalar. Frunze: Kırgızstan,1984.

Çıgarmalar Cıynagının Üç Tomdugu; 2. Cilt: Poemalar, Legendalar, Dramalar. Frunze: Kırgızstan, 1985.

Çıgarmalar Cıynagının Üç Tomdugu; 3. Cilt. Frunze: Kırgızstan, 1986.

Otçiy Kray: Stihotvoreniya i Poemi. Frunze: Kırgızstan, 1987.

Mahabat: Irlar. Frunze: Kırgızstan, 1990.

Köl Tolkunu-Wayes of the lake. Bişkek: Soros-Kırgızstan, 1995.

Akkan Suu-Live water: Irlar. Bişkek: Aral Fondu, 2000.

Baldarga Detyam For Children. Bişkek: Alykyl Osmonov Fond, 2000.

Tandalgan Çıgarmalar 1. Cilt: Irlar, Piyesalar, El arasınan cıynalgan legendalar, Baldar ırları, Irga salıngan legendalar. Bişkek: Salam Basması, 2014.

Tandalgan Çıgarmalar 2. Cilt: Poemalar, U. Şekspir. Otello, Irlar, Tamsilder, A. S. Puşkin. Evgeniy Onegin, Makalalar. Bişkek: Salam Basması, 2014

 

Kaynakça

Alıbaev, Midin. (1946, 15 Kasım). Maanisi Cok Mahabat. Kızıl Kırgızstan Gazetesi, s. 227.

Aragon, Louis. (2004). Dünyanın Aşkı Anlatan En Güzel Hikâyesi. Cengiz AYTMATOV Doğumunun 75. Yılı İçin Armağan. (Göz. Kemal, Çev.). Bişkek, (Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Yayınlar).

Artıkbaev, Kaçkınbay. (2003). Aalı Tokombaev. Bişkek, Biyiktik Basması.

Burev, Yu. B. (2002). Literatura. Estetika. Moskva, Vısşaya Şkola.

Cigitov, Salican. (1991). Adabiyatka Adal Kızmat. Keçeekinin Sabaktarı Bügünkünün Talaptarı (İzildöö, Sın Makalalar). Frunze, Adabiyat Basma Evi.

Cigitov, Salican. (1998). Akından Eki Ömürü. Bişkek, Kırgızstan Basma Üyü Mektep.

Cigitov, Salican. (2006a). İkinci Ömre Giden Yol: Alıkul Osmonov. Salican Cigitov ve Dünyası. (Hz. Söylemez, Orhan. Göz, Kemal.) Bişkek, Manas Üniversitesi Yayınları.

Cigitov, Salican (2006b). Cengiz Nasıl Çıktı. Salican Cigitov ve Dünyası. (Hz. Söylemez, Orhan. Göz, Kemal.). Bişkek Manas Üniversitesi Yayınları.

Cusupov, Keneş. (1980). Ir Sabındagı Ömür. Frunze, Mektep Basma Evi.

Çelik, Abdullah. (1996). Bedri Rahmi Eyuboğlu. Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.

Göz, Kemal. (2020). Vurun Kahpeye ve Cemile bağlamında tip ve karakterlerin karşılaştırmalı incelemesi. Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi, 9(1), 539-551.

Hikmet, Nazım. (2008) Henüz Vakit Varken Gülüm (Seçme Şiirler). Haz. Raşit Çavaş. İstanbul, YKY Yayınları.

Jdanov, Andrey Aleksandroviç. (1996). Leningrad’da Yayınlanan İki Derginin Hataları. Edebiyat Müzik ve Felsefe Üzerine, (Berktay (Baltalı), Fatmagül. Çev.) İstanbul, Kaynak Yayınları.

Kallimci, İsmail Turan. (2002). Çağdaş Kırgız Şiir ve Alıkul Osmonov’un Kırgız Şiirindeki Yeri. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Karakoç, Sezai. (1998). Şiirler IX Monna Rosa. İstanbul, Diriliş Yayınları.

Osmonov, Alıkul. (1935). Tandagı Irlar, Irlar Cıynagı I. Frunze, Kırgızmambas.

Osmonov, Alıkul. (1954). Tandalmaluu Irlar Cana Poemalar. Frunze, Kırgızstan Mamlakettik Basma Evi.

Osmonov, Alıkul. (1965). Cazuuçuluk Bayanım. Çıgarmalar Cıynagı 2-Tom (Peoemalar, Piyesalar, Makalalar, Kattar, Legendelar). Frunze, Kırgızistan Basması.

Osmonov, Alıkul. (1984). Ata Curt Çıgarmalar Cıynagının Üç Tomdugu I- Tom Irlar, Poemalar. Frunze, Kırgızstan.

Osmonov, Alıkul. (1990). Cazuuçuluk Bayanım Mezgil Cana Alıkul (Makalalar, Kattar, Eskerüülör), Ed. Pamirbek Kazıbaev, Frunze, Adabiyat Basma Evi.

Osmonov, Alıkul. (2014). Menin Okutuuçum. Tandalgan Çıgarmalar II-Tom. (Poemalar, U. Şekspir. Otello, Irlar, Tamsilder, A. S. Puşkin. Evgeniy Onegin, Makalalar). Bişkek, Salam Basması.

Osmonov, Alıkul. (2015). Alıkul Osmonov Ben, Şairi Kırgızın. Ed. Kocageldi Kuluyev. (Çarboğa, Kenan. Türkan, İbrahim. Çev.). Ankara, Türksoy Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı.

Samaganov, Ceenbay. (1990). Bir Çıgarmaga Arnalgan Üç Makala. Mezgil Cana Alıkul (Makalalar, Kattar, Eskerüülör). Ed. Pamirbek Kazıbaev, Frunze, Adabiyat Basma Evi.

Sıdıkbekov, Tügölbay. (1954). Alıkul Osmonov. Tandalmaluu Irlar Cana Poemalar. Frunze, Kırgızstan Mamlakettik Basma Evi.

Tokombaev, Aalı. (2015). Aalı Tokombaev II-Tom. Bişkek, İmak Ofset.

 

İnternet Kaynakları

Göz, Kemal (2019) Kasım Tınıstanov: http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/kasim-tinistanov

Resim 2: Bedri Rahmi Eyüboğlu: https://www.azattyk.org/a/encyclopedia_alykul_osmonov_poetry_culture/27968124.html (Erişim Tarihi: 24.02.2020)

Resim 3: Ayday Cigitalieva https://www.azattyk.org/a/encyclopedia_alykul_osmonov_poetry_culture/27968124.html (Erişim Tarihi: 24.02.2020)

Resim 4: Alıkul Osmonov: https://www.azattyk.org/a/encyclopedia_alykul_osmonov_poetry_culture/27968124.html (Erişim Tarihi: 24.02.2020)

Resim 5: Zeynep Sooronbaeva https://www.azattyk.org/a/encyclopedia_alykul_osmonov_poetry_culture/27968124.html (Erişim Tarihi: 24.02.2020)

 

[1] Aalı Tokombaev’in gazete muhabirliği yaptığı sırada kullandığı takma adı. Çalkar namlı muhabirin zenginler ve mollaların iş birliği ile çevirdiği bir işi gazetede yazması nedeni ile habere konu olan zenginler tarafından aranması üzerine saklanması için verilen tavsiyelere uymayarak gazeteye bu şiiri yazmıştır (Artıkbaev 2003: 68).

[2] Day Kırgızcada eklendiği isme “gibi” anlamı katan bir ektir: Ay-day “Ay gibi”.

[3] Böbökkö şiirinin orijinal metni için bk. Osmonov, Alıkul “Böbökkö” Çıgarmalar Cıynagının Üç Tomdugu I- Tom Irlar, Poemalar. Frunze: Kırgızstan Basma Evi s. 34.

[4] Şiirin çevirisi Kenan Çarboğa tarafından yapılmıştır.

[5] Sergey Kirov’un suikast sonucu öldürülmesi Stalin tarafından “büyük terör” olarak adlandırılan idam ve sürgün yıllarının başlatılması için bir bahane olarak kullanılacaktır.

[6] Buna muhalif görüşlerin olması da doğaldır. Bu paragrafta daha çok izlenimci eleştirinin edebiyata bakışı yansıtılmıştır.

[7] Bu soruyu Kırgız edebiyat eleştirmenleri de sormuştur. Konuya dair en dikkat çekici yazı Cigitov’un (2006b: 207) “Cengiz Nasıl Çıktı?” başlıklı makalesidir.

Bu haber toplam 618 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim