• İstanbul 28 °C
  • Ankara 32 °C

İbrahim Alâeddin Gövsa’nın Manzum Hikayelerinde Değerler Eğitimi

İbrahim Alâeddin Gövsa’nın Manzum Hikayelerinde Değerler Eğitimi
Ayşe Farsakoğlu Eroğlu ve Melek Demirdöğen yazdı.

Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemi şair, yazar ve eğitimcilerinden biri olan İbrahim Alâeddin Gövsa; Trabzon vilâyet mektupçusu Filibelizâde Mustafa Asım Bey ve Yemen’de şehit düşmüş Osman Paşa’nın kızı olan Fatma Behice Hanım’ın oğlu olarak 1307 (1889) yılında, İstanbul’da dünyaya gelir (Gövsa, 1992: 260).

“Şemsü’l-Maârif” isimli hususi mektepte ilköğrenimini, Trabzon ve İstanbul Vefâ İdâdilerinde ortaöğrenimini tamamlar. 1910 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olur. Müteakiben adliyede zabıt kâtipliği görevine başlar. 1911 yılında Trabzon Lisesi edebiyat muallimliğine tayin olur (İbnü'l-Emin, 1999: 139).

1913 yılında Trabzon İdâdisi’nde edebiyat öğretmeni iken Maarif Vekâleti’nce İsviçre’ye edebiyat öğrenimi için gönderilir.  Burada Rousseau Pedagoji Enstitüsü ve Cenevre Üniversitesi’nde psikoloji ve pedagoji eğitimleri alır. Dönüşte Erkek Muallim Mektebi’nde sırasıyla öğretmenlik, müdür yardımcılığı ve müdürlük görevlerinde bulunur. 1927’de Sivas’tan milletvekili seçilerek meclise girer. 1931’de Sinop, 1936 ve 1939 yıllarında İstanbul’dan milletvekili seçilerek meclisteki görevine devam eder.  (Gövsa, 1979: 366). 29 Ekim 1929 tarihinde “Şair Mehmed Akif Sokağı” başlıklı bir yazı kaleme aldığı sırada geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eder (Gürel, 1995: 4).

Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin en üretken yazarlarından biri olan İbrahim Alâeddin Gövsa; ders kitapları, lügatler, biyografi, ansiklopedi maddesi, tercüme ve adapte/uyarlama gibi pek çok alanda manzum ve mensur eser kaleme almıştır. Şairin ilk şiiri henüz çocuk yaşta iken dönemin süreli yayınlarından Terakki Musavver adlı dergide yayınlanır. Vefâ Lisesi’nde öğrenci iken, on beş - on altı yaşlarında, aruz vezni ile şiirler yazar. Serbest vezinle yazılmış şiirleri mevcutsa da yazar daha çok milli veznimiz olan hece ölçüsünü kullanır. Serbest vezni sevmediğini ise her fırsatta dile getirir (Gürel, 1995: 36). Şairin ilk eseri ise ilk gençlik dönemi çocuklar için yazılmış yazı ve şiirlerden oluşan Guft-u Gû (H. 1329)’dur.

Yazar, 11 Temmuz 1915’te Çanakkale Savaşı’nda mehmetçiğin verdiği bağımsızlık mücadelesine bizzat tanıklık etmek ve cephe gerisindeki askerlerimize manevi destek sağlamak için Çanakkale’ye gönderilen, 17 kişilik, edipler ve sanatçılar heyetinde yer alır. Gövsa, yaklaşık 10 gün süren bu ziyaretten sonra, cephedeki izlenimlerini aktardığı Çanakkale İzleri (1926) isimli eserini kaleme alır (Geçer, 2016: 191). Eserde, yazarın Çanakkale cephesi ziyareti boyunca izlenimlerini aktardığı günlük tarzında yazılar, şiirler ve geziye ait bazı belgeler yer alır. Gövsa, eserde yer alan Türk Askerleri adlı şiirinde mehmetçiğin cephede karşılaştığı güçlükler karşısında tarihe geçecek mücadelesini şu satırlarla anlatır:

İçinde kasırga dönen orman gibi,

Kımıldar, yürür bir coşkun umman gibi,

Geçer tarihe, akan tufan gibi,

Başında bayrağı köpürmüş kan gibi.

***

İmdi, hayali bırakmış engine,

Kendini vermiş bu yolun ahengine

Aldırmaz cihanın değişen rengine

Göğsünde bir kalbi var Kur’an gibi (Gövsa, 1926: 31).

Yazarın Türk Edebiyatı’na yaptığı en büyük katkılardan biri de hiç şüphesiz lügat, ansiklopedi/biyografi yazarlığının ürünü olan eserlerdir. Büyük Adamlar Serisi, Türk Meşhurları Ansiklopedisi, Elli Türk Büyüğü, Meşhur Adamlar Ansiklopedisi, Kâşifler ve Mucitler, Yeni Türk Lügatı, Gövsa’nın Türk Edebiyat tarihine bıraktığı önemli kaynak eserlerdir. Yazar, büyük bir emek ve çalışmanın ürünü olan Resimli Yeni Türk Lügatı ve Ansiklopedisi isimli çalışmasını ise 3. cildinde, henüz tamamlayamadan vefat eder. Bu çalışma yazarın vefatından sonra 8 kişilik bir komisyon tarafından 5 cilt olarak tamamlanır (Gürel, 1995: 60). Ömer Hayyam, Nâbi, Nedim, Fuzulî, Süleyman Nazif, Victor Hugo yazarın biyografi çalışmalarıdır.

Gövsa’nın dergiciliği henüz hukuk fakültesinde öğrenci iken başlar. “Her Bahçeden Bir Çiçek” ismini taşıyan, el yazısı ile yazdığı ilk mecmuayı 1906 yılında çıkarır. Yazar’ın daha sonra “tek nüshalık çocukça mecmua” olarak tarif ettiği Her Bahçeden Bir Çiçek isimli dergi, ortalama 40 ilâ 100 sayfa arasında değişen hacimlerle, toplam 11 sayı yayınlanır. Yazarın arkadaş çevresinde elden ele dolaşarak okurlarına ulaşan bu dergide Fuat Köprülü, Mehmed Akif gibi yazarların da yazıları yer alır (Gürel, 1995: 62). Ayrıca Alem isimli dergide “Çelebi”, Demet isimli kadın dergisinde “İ. Ulviye” müstear adıyla kadına dair yazılar yazar.  Ayrıca İkdam, Resimli Gazete, Akbaba, Zümrüd Anka, Sırat-ı Müstakim, Hıyaban, Yedi Gün gibi dönemin süreli yayınlarında makale, şiir, fıkra türünde yazılar kaleme alır. Yazar vefatından önce de Hürriyet Gazetesi’nde, Günün Düşüncesi adlı köşesinde günlük yazılar yazmaktadır (Gürel, 1995: 63).

İbrahim Alâeddin Gövsa, eğitimin hemen her kademesinde görev yapar. Öğretmenlik, müdür yardımcılığı, müdürlük, Dâru’l-muallimîn hocalığı ve 1935-1939 yılları arasında Maarif Vekâleti başmüfettişliği onun pedagojik birikiminin bir göstergesidir (Gürel, 1995: 67). Yazarın pek çoğu dönemin süreli yayınlarında yayınlanan eğitim-öğretime dair makalelerinde temas ettiği konular halen güncelliğini korumakta ve eğitim fakültelerinde yetiştirilen öğretmen adaylarına yol göstermektedir. Psikoloji ve pedagoji alanında yazdığı eserlerden biri olan Çocuk Ruhu adlı eserinde, çocuğun zihninin salt bilgi ile doldurulmaya değil, işlenmeye ihtiyacı olduğunu ifade ettikten sonra bu hususta anne-baba ve öğretmenlere düşen görevleri şu ifadelerle sıralar:

 Ailede çocukla konuşmak, onların sorularını cevapsız bırakmamak, hadiseler karşısında muhakemesini teşvik etmek, sözlerinin ve hareketlerinin sebepleri, neticeleri hakkında çocuğu iyice ve etraflıca düşünmeye davet etmek ebeveyne sorumluluk yükleyen vazifelerdendir. Okullardaki okuma dersleri, tarih, yazı yazma, coğrafya dersleri gözlem ve tahlillerine imkân verir. Tabiat tetkiki, resim, elişleri, bilhassa harici hayatın tetkiki için, ahlâkî ve vatanî sohbetler gibi dersler de dâhili hayatın tahlîli için fırsat verir (Gövsa, 2020: 117).

Gövsa’nın eğitime dair eserlerinin ilki Alfred Binet ve Dr. Simon’dan Türkçe’ye çevirdiği Çocuklarda Zekanın Mikyası Usulleri (1915) isimli tercüme eserdir ((Binbaşıoğlu, 2002: 7). İlk Gençlik Hakkında Ruhiyat ve Terbiye Tetkikleri (1921); eğitim, kültür, edebiyat ve sanat alanındaki eğitimlerin daha etkili ve verimli olması için eğitimcilere, bilhassa öğretmenlere yönelik tavsiyeler içeren Bedii Terbiye; Çocuk Ruhu (1926); köy öğretmen enstitülerinde okutulmak üzere basılan Ruhiyat ve Terbiye (1927); ilkokullarda çocuklara okutulmak üzere yazdığı tedrici kelime usullü alfabe kitabı olan Sevimli Alfabe (1925) yazarın eğitime dair diğer eserleridir. Ayrıca yazar, Edmondo de Amicis’in Çocuk Kalbi (1926) isimli çocuk kitabını da İtalyanca’dan çevirerek Türk çocuk edebiyatına kazandırmıştır (Binbaşıoğlu, 2002: 14).

İbrahim Alâeddin Gövsa, çocuk psikolojisi ve eğitimi yanında çocuk edebiyatına da önemli katkılarda bulunur.  Şair, çocuklar için yazılmış ilk şiir kitabı olan Çocuk Şiirleri (1911) isimli eserini dönemin Öğretmen Okulu müdürü Satı Bey’in çağrısına bir cevap olarak kaleme alır. Dâru’l-muallimîn’de bir konferans düzenleyen Satı Bey, dönemin şair ve yazarlarını çocukların eğitimine katkı sağlayacak dinî-didaktik şiirler yazmaya davet eder (Elöve, 1328: 5-6).  Satı Bey’in bu çağrısına ilk cevap veren İbrahim Alâeddin Gövsa’dır. Eserin giriş kısmında yazar, çocuk dimağının gayet zinde olması nedeniyle bu yaşlarda edinilen bilgilerin ömrün sonuna kadar muhafaza edilebildiğini ve çocukların bu kabiliyetlerini, fikrî, ahlâki, millî ve dinî terbiyeyi teşkil edecek şiir ve şarkıların öğrenilmesinin önemini, bir anlamda eseri kaleme alış gerekçesi olarak gösterir. Eserin didaktik yönüne dikkat çeken bu ifadelerin yayında, eserin giriş kısmında yer alan, yazarın eserini ithaf ettiği Hadi isimli bir kız çocuğuna yazdığı şu ifadeler de esasen Gövsa’nın çocukların his ve ruh dünyasına seslenme çabası olarak değerlendirilebilir:

“Sevgili Hadi:
Şu mini mini kitabı sana ithaf ediyorum. Çünkü içindeki manzumelerin hemen hepsini senin his ve fikrinle, yine senin için yazmıştım. Kelimeleri benim olsa bile manası, ruhu senindir. Eğer birkaç yavru arkadaşın da bundan istifade edebilirse bundan ziyade sevinmek sana aittir (Gövsa, 1339: 10).

Şairin; çocuklar için yazılmış 24 adet manzumesinin bulunduğu Çocuk Şiirleri isimli eseri, doğrudan çocuklar için yazılmış ilk şiir kitabı olması, çocuk ruh ve hissiyatını terennüm eden dil tercihi bakımından çocuk edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahiptir. Ayrıca eserde bulunan manzumelerde ele alınan dinî-ahlakî temaların yoğunluğu bakımından İslami Çocuk Edebiyatı içerisinde göz ardı edilemeyecek bir değere sahiptir.  Allah inancı, İslam dininin özellikleri ve güzellikleri, peygamber sevgisi gibi doğrudan dinî temaların yanında; iyilik, doğruluk, sadakat gibi ahlakî temalar da eserde ustaca işlenmektedir.

İbrahim Alâeddin Gövsa’nın Manzum Hikayelerinde Ahlâkî Değerler

Değer kelimesi sözlükte; kıymet, bir şeyin taşıdığı maddi varlığa göre değdiği karşılık, hakkında biçilen kıymet, bedel, bir şey veya kimsenin taşıdığı yüksek manevi vasıf, meziyet, kıymetli nitelik gibi anlamlarla karşılanmaktadır (TDK, 1998: 538). Değer konusuyla ilgili yapılan bazı çalışmalarda ise değer kavramı, bir şeyin arzu edilebilir veya edilemez olduğu hakkındaki inanç (Dilmaç, 2007), bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü (Ulusoy, 2007) gibi farklı şekillerde tanımlanmıştır. Toplumun huzuru ve güvenliği için insanların davranışlarını belirli ölçülere göre düzenlemeleri gerekir. Bu ölçüler dinî-ahlakî değerler ve evrensel kabul gören değerler olarak isimlendirilmektedir. Bunların ortak amacı dünyayı daha yaşanabilir kılarken insana da daha mutlu ve huzurlu bir yaşam sağlamaktır. Değerlerin öğrenilmesinde temel belirleyici kişinin ailesi ve yaşadığı sosyal çevredir. Ancak bugün yaşam şartlarının değişmesi, geniş ailenin yerini çekirdek aileye bırakması ve insanların geçmişe göre bugün çevreden daha soyutlanmış bir hayat yaşamaları dolayısıyla, değerlerin öğrenilmesi noktasında eğitim- öğretim kurumları da devreye sokulmuştur. Bu çerçevede Milli Eğitim Bakanlığı’nın 18 Temmuz 2017’de yaptığı müfredat yenileme ve değiştirme çalışmaları sırasında, müfredatta “on kök değer” başlığıyla değerler eğitimine yer verilmiştir. Bakanlığın sayfasında yer alan bilgiye göre belirlenen on kök değer: “adalet”, “dostluk”, “dürüstlük”, “öz denetim”, “sabır”, “saygı”, “sevgi”, “sorumluluk”, “vatanseverlik” ve “yardımseverliktir”. Sayfada ayrıca on kök değerin yan değerleri de yer almaktadır. Ayrıca son yıllarda çocuk edebiyatı alanında değerler eğitimini sağlamak için hazırlanmış kitap setlerinde de dinî-ahlakî ve evrensel değerler işlenmektedir. Bu vesileyle çocuklara değerler öğretilmeye ve onların bu değerleri içselleştirilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.    

Gövsa’nın incelediğimiz manzum hikayelerinin yer aldığı eserini kaleme alma amacı da eğitim- öğretim yoluyla yeni nesillerde dinî-ahlakî değerleri yerleştirmektir. Manzum bir eser olması ve muhtevasında birçok manzum hikayeye yer verilmesi bu amacı doğrular niteliktedir. Bilindiği gibi eğitim- öğretimde öğrenmeyi ve kalıcılığı artırma noktasında şiir ve hikaye özel öneme sahiptir. Gövsa da değerleri aktarırken bu anlatımların gücünden yararlanmıştır.  

Bu çalışmada, İbrahim Alâeddin Gövsa’nın Çocuk Şiirleri[1] isimli eserinde yer verdiği çok sayıda dinî-ahlâkî değer ele alınmıştır. Eserin muhtevasında bulunan manzum hikayeler incelenip, bu manzumelerde işlenen değerlerle konu sınırlandırılmıştır. Eserinin muhtevasında bulunan manzum hikayelerdeki değerleri isimlendirme ve değerlendirme noktasında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 18 Temmuz 2017’de yaptığı müfredat yenileme ve değiştirme çalışmaları sırasında müfredata eklenen “on kök değer” ve bunların altında yer verilen yan değerler incelenmiştir. Gövsa’nın manzum hikayelerinde, müfredatta yer alan kök değerlere ilaveten başka değerler de yer almaktadır. Bu sebeple çalışmanın temellendirilmesi on kök değere göre yapılmayıp, eserdeki manzum hikayelerin sırana göre serbest şekilde değerlendirilmiştir.

Şair bu hikayelerde işlediği konuları; çocuk duyarlılığını, somut işlem dönemini, hikayenin ve örneklendirmenin gücünü göz önünde bulundurarak anlatmıştır. Anne-evlat sevgisi, kahramanlık, dürüstlük, ahde vefa, ilmin kıymeti-cehaletin kötülüğü vb. manzum hikayelerde işlenen ahlâkî değerlerden bazılarıdır. Bu çalışmada değerleri incelerken kitaptaki şiir sırasını esas alarak başlıkları sıraladık. Örnekleri ise, hikaye olmaları dolayısıyla, mümkün olduğu kadar metnin bütünlüğünü bozmadan vermeye çalıştık. Bundan dolayı açıklamaları başlıkların altında yapıp, mısra aralarında açıklamaya yer vermedik. Ayrıca manzum hikayelerden kullandığımız örneklerde, makalenin hacmini sınırlamak açısından, almadığımız mısraların yerini noktalarla belirttik.   

1. Anne ve Evlat sevgisi

Gövsa’nın eserinde bu başlık altında inceleyeceğimiz iki şiir bulunmaktadır. Bunlarda birincisi “Anne ve Çocuk” ismini taşımaktadır ve anne ile çocuk diyaloğu şeklindedir. Anne çocuğuna kendisini üzmemeyi telkin ederken ağabeyini örnek vermekte, büyük oğlu Emced’in kendisini üzmediği için meleklerin onu gökyüzüne uçurduğunu söylemektedir. Ancak çocuğun cevabı burada çocuk dünyasını bütün güzelliği ve masumiyetiyle ortaya koymaktadır. Çocuk, annesine üzmenin nasıl olduğunu anlatmasını çünkü kendisinden ayrılmak istemediğini söylemektedir. Anne babaya sevgi ve saygı hem ayetlerde hem de hadislerde yüceltilmektedir. Kur’an’da insanların anne babalarıyla empati kurması istenmekte, böylece onları daha iyi anlayabilecekleri vurgulanmaktadır[2]

Anne

Yavrum! Büyük ağabeyin Emced’i

Benden alan güzel, şirin melekler

Gökyüzüne uçurdular beraber;

Çünkü beni hiçbir zaman üzmedi.

Çocuk

Öyle ise anneciğim bana sen

Üzmek nasıl olduğunu anlat da

Gelmesinler o melekler bir daha

Almasınlar beni senin göğsünden (Gövsa, 1339: 22).

Bir başka şiirde ise ebeveynlerin çocukları arasında her konuda eşitliği gözetmesine dikkat çekilmekte ve yine çocuk duyarlılığı vurgulanarak konu anlatılmaktadır. Evlat ebeveyn için elbette göz aydınlığıdır, ancak Kur’an ve hadislerde onların yetiştirilmesinde oynadığımız role göre çocuklarımızın bizim için ya ciddi bir imtihan sebebi ya da sadaka-i cariye olabileceği belirtilmektedir.[3] Bu çerçevede düşündüğümüzde onlar arasında eşit muamele etmek de hem dini hem ahlâkî açıdan bir gerekliliktir. Gövsa da bu gerekliliği “Anne Sevgisi” isimli şiirinde çocuğun dünyasından çok güzel bir şekilde anlatır:

Bir annenin iki yavrusu varmış;

En küçüğü beş yaşında kadarmış.

Bir gün anne küçüğünü severken

Çocuk demiş:

-Güzel anne seni ben

Ne kadar çok sevdiğimi bilmezsin,

Belki beni sen o kadar sevmezsin.

-Neden oğlum?

- Çünkü yavrun ikidir;

Senin gönlün iki sevgiyle çarpar,

Benim yalnız bir sevgili annem var (Gövsa, 1339: 24).

2. İlmin Kıymeti ve Cehaletin Kötülüğü

Çocuk edebiyatı alanında yazılan eserlerde geçmişten bugüne hayvan figürlerinden çeşitli açılardan faydalanıldığı görülmektedir. Bu kullanımlar nasihat etmek, benzetme yapmak, örneklendirmek, anlatılmak istenen duyguyu ya da konuyu somutlaştırmak vb. sebeplerle yapılmaktadır. Gövsa da eserindeki şiirlerden birinde hem benzetme yapmak hem de nasihat etmek için horoz figürünü kullanmıştır. Bu manzum hikayesinde horoz ile cahil arasında ilgi kurup, horozun incinin kıymetinden anlamadığı gibi cahilin de kitabın kıymetini bilemediğini söylemiş, böylece ilmin faziletini ve cehaletin fenalığını anlatmıştır.

Bir çöplüğü eşelerken

Horoz inci bulmuş yerden.

***

Horoz inciden anlar mı?

Demiş şunu alan var mı?

***

Babasından kalmış olan

Kitapların arasından

 

Güzelini alıp cahil

Bu bana hiç lazım değil

***

Birkaç kuruş alsam diye

Onu satmış kitapçıya.

***

Cahil, horoz gibi boştur,

Kitap inci gibi hoştur (Gövsa, 1339: 25-26).

3. Cesaret, Yiğitlik ve Düşkünlere Yardım Etmek

Eserdeki manzum hikayelerden biri de “Ertuğrul’un Büyüklüğü”dür.  Gövsa bu hikayede cesaret, kahramanlık, düşkünlere ve zayıflara yardım etme gibi değerleri işlemiştir. Hikayede Ertuğrul Bey’in bir gün yoldaşlarıyla kırda dolaşırken iki ordunun çarpıştığını gördükleri, kaçmak ya da görmezden gelmek yerine zayıf tarafa yardım ederek onların galip gelmesini sağladıkları anlatılmaktadır. Bu vesileyle bir taraftan Türklerin cesareti, yiğitliği anlatılırken diğer taraftan da onların düşkünlerin, zayıfların yardımcısı ve hamisi olduğu vurgulanmakta, böylece cesaret, yiğitlik ve ihtiyacı olanlara yardım etme gibi değerler yüceltilmektedir. 

Harp olur da uzak durur mu erler?

Dizgin vurup bargirleri sürerler

***

Ne yapsınlar? geri dönmek yakışmaz;

Harp olurken Türk evladı kaçışmaz.

***

Galiplere yardım etmek; bu kolay;

Vurgunlardan yağmalardan düşer pay.

***

Fakat Türkler yiğit, arslan kanlıdır;

Acizlere yardım etmek şanlıdır.

***

Ertuğrul Bey düşkünlerle bir olur;

Öbür taraf galip iken bozulur (Gövsa, 1339: 27-28).

4. Doğru Söylemek, Muhtaçlara Yardım, Empati ve Vefalı Olmak

İbrahim Alâeddin Gövsa, “İyilik-Doğruluk” isimli hikayesinde, doğru söylemenin güzelliğinden, ihtiyaç sahiplerine yardım etmenin ne büyük erdem olduğundan ve vefalı olmanın öneminden bahsetmektedir. Hikayede ayrıca okuyucu mevcut durumla ilgili düşündürülüp, empati kurması sağlanmaya çalışılmaktadır. Hikayenin kahramanı bir çocuktur. Karlı bir havada köprü üzerinde durmaktadır. Bir zengin onun soğuktan donmuş eline bir lira bırakır, çocuk buna çok sevinir. Ancak paraya baktığında bunun bakır değil altın para olduğunu görür ve kendi kendisiyle mücadeleye başlar. Parayı alıp gitmeli midir? Yoksa zengine bu paranın bakır değil altın olduğunu söylemeli midir? İç mücadelesinin sonunda paranın altın olduğunu söyler, muhtaç çocuğun doğru sözlülüğü merhametli zenginin çok hoşuna gider. Altın lirayı dürüstlüğünden dolayı çocuğa bağışlar. Çocuk bu altınla iş kurar ve o da zengin olur. Zaman insanı bir halden başka hale koyarken, çocuğa altın bağışlayan zengin de iflas eder, çocuğun bundan haberi olduğunda vefa duygusuyla ona yardım edip, zor durumundan kurtarır.

Kar yağar, fırtına rüzgarlı, soğuk;

Duruyor köprüde bir yavru çocuk.

***

Akşam olmuş bu çocuk nerde yatar?

Kim bilir belki de bir annesi var.

***

Verin ey zengin olanlar! Ki yazık

Ona bir ömre değer on paracık

***

Çocuğun buz gibi olmuş eline

Bir bakır parçası düşmüştü hele.

***

Baktı bir kere şaşırdı bakıra

Çünkü onluk değil altındı para

***

Dedi: “Elbet bunu dalgınlık ile

Verdi; lakin ona versem mi yine?

***

Kaçmış olsam arayıp nerde bulur?

Vermesem lakin o hırsızlık olur”.

***

Daha çok kıymeti var altından;

Değişilmez paraya bir vicdan

***

Gitti seslendi: -Beyim baksanız a!

Liradır verdiğiniz şimdi bana”.

***

Bu adam pek iyi bir zengin imiş,

Çocuğun kalbini takdir etmiş

***

Olacak ki “senin olsun o para”

Diye bahşetti… O kıymetli lira

***

Belki on beş sene geçti aradan;

-Nice bin şekle koyar arzı zaman-

***

O çocuk bir lira sermaye ile

Bir böcekhane getirmişti ele

***

Bir gün iflas ediyor bir zengin

Ona vaktiyle bir altın verenin

***

Yaparak halis ipek yapraktan

Eli altın çıkarır topraktan.

***

Koşuyor yardıma vicdanlı çocuk…

İşte! hakkı ödemektir ululuk.

***

Doğrular haklı olan şeyi tanır;

Doğruluk yapmayan insan utanır (Gövsa, 1339: 29-32).

5. Çalışkanlık

Gövsa’nın eserindeki manzum hikayelerden biri de “Çiftçinin Nasihati” ismini taşımaktadır. Onun bu hikayesinde insan için emeğinin karşılığından başka bir şeyin olmadığı anlatılmaktadır. Çalışan çalışmasının karşılığını alır; çalışmayan ise son noktada ortada kalır. Hikayenin kahramanı çiftçi öleceğini anlayınca, bunu evlatlarına çok manidar bir şekilde anlatmıştır. Evlatları babalarının hazine olduğunu söylediği tarlayı olabilecek en iyi şekilde kazmışlar, bir şey bulamayınca da emekleri boşa gitmesin diye ekmişlerdir. Hasat zamanı geldiğinde ise babalarının altın dediği şeyin altın rengi başaklar olduğunu anlamışlardır. Gerçek hazine kişinin çalışkanlığıdır.   

Vaktiyle bir çiftçi varmış,

Tecrübeli ihtiyarmış.

***

Hastalanıp yatmış bir gün

Çocukları mahzun, küskün

***

Toplanmışlar etrafına

Demiş: kulak verin bana

***

Çünkü artık yavrularım

Öleceğim, ihtiyarım.

***

Son sözleri babanızın

Aklınızda iyi kalsın!

***

Tarlamızda hazine var

Kazarsanız altın çıkar.

***

Çiftçi ölür üç gün sonra

Tarla kalır çocuklara

***

Kazma, kürek koşuşarak

İçindeki taşı toprak

***     

Yapar gibi uğraşırlar;

Ne altın var, ne mangır var…

***

Fakat dolar şimdi tarla

Altın gibi başaklarla.

***

Hazır para çabuk yenir,

Çalışmamız hazinedir! (Gövsa, 1339: 34-35)

6. Doğayla İç İçe Yaşamak, Beden ve Ruh Sağlığı, Dürüstlük, Doğruluk, İyi Niyet, Tefekkür

“Çiftçiler” isimli hikayede ise iyi kalpli çiftçiler anlatılmaktadır. Doğanın insanı iyileştirici etkisi anlatılırken, doğayla iç içe olan insanın daha huzurlu, daha kanaatkâr, yalan, hile vb. kötülüklerden uzak yaşadığı, bunun sonucunda ise fizyolojik ve psikolojik olarak daha sağlıklı olduğuna dikkat çekilmektedir. Tabiatla baş başa kalan kişi yere ve göğe bakarak tefekkür edebilir, böylece Allah’ı daha iyi tanır. Böylece günah işlemekten korunur. Yaşadığı yerin havası temiz olduğu için gönlünde keder, bedeninde hastalık olmaz.  

Şu kavgalı, gürültülü şehirlerden uzakta,

Semaları sis görmeyen o mübarek toprakta

Ne şenlikli ömür sürer iyi kalpli çiftçiler.

Sabahleyin uyanırlar kuşlar ile beraber.

***

Meleyerek ağıllara giriyorken kuzular

Toplanırlar bir sofraya ana, baba, yavrular.

Hazin hazin kaval sesi ovalara yayılır,

Çiftçilerin şenliğine doğan ay da bayılır,

Yalan, hile asla girmez bu köylerin içine;

Aldatanın, yalancının bu yerlerde işi ne?

 Keder olmaz, hastalık yok; çünkü sağlam havası,

Göklere şifa verir o yıldızlı seması,

İyi kalpli çiftçilerin elbet olmaz günahı;

Gökyüzünü düşünerek öğrenirler Allah’ı (Gövsa, 1339: 45-46).

7. Özgürlüğün Kıymeti-Zilletin Fenalığı

Eserde yer alan “Bugünün Çocuklarına Masal” isimli hikayenin ise La fontaine’den uyarlandığı belirtilmiştir. Söz konusu hikayede özgürlüğün kıymeti, bir köpek ve kurt üzerinden anlatılmıştır. Açlıktan zayıf düşmüş bir kurt, köy yolunda semiz bir köpeğe rastlar ve ona böyle semiz olmasının sebebini sorar. Köpek, kurda semiz olmak istiyorsa kendisiyle gelebileceğini, ev sahiplerine biraz yaltaklanırsa kendisinden daha çok sevileceğini söylediğinde kurdun ayakları yerden kesilir. Ancak köpeğin boynundaki tasmayı gördüğünde bazı şeylerin bedelinin çok acı olduğunu fark eder ve onunla birlikte gitmektense açlıktan ölmeyi tercih edeceğini söyler. Zira şahsiyetli olanlar zillet içerisinde yaşamaktansa şerefleriyle ölmeyi tercih ederler.

Bir zayıf kurt köy yolunda görerek

Azametli, dolgun, semiz bir köpek

Demiş: -Senin etin budun ne iyi,

Nasıl buldun böyle rahat besiyi?

Kurumlanıp ona demiş ki (Çomar)

-Beraber gel kapımızda her şey var.

***

Fakat birden dikkat edip irkilir,

Sorar: -Kuzum boynundaki şey nedir?

-Hiç!...

-Nasıl hiç?...

- Adam sen de değersiz;

Tasma derler bağlanırız ona biz.

-Demek yasak gezinmeler koşmalar…?

-Belki evet… Fakat bundan ne çıkar?

- Ne mi çıkar? Bir bana sor ey şaşkın;

Senin olsun yemeklerin rahatın!

Hazineler doldursalar koynuma

Tasma takmam hür alışmış boynuma (Gövsa, 1339: 53-54)!

8. Tevazu, Alay Etmemek, Öksüz ve Yetimi Gözetmek, İncitmemek, Empati        

Gövsa “Fukarayı Seviniz” isimli manzum hikayesinde birçok değeri bir arada vermiştir. Kibirli olmamak, alay etmemek, ihtiyaç sahiplerine, öksüz ve yetimlere güzel davranmak, incitmemek burada anlatılan değerlerdendir. O ayrıca şiirlerinde sık sık empati kurdurmaya çalışmaktadır. Bilindiği gibi bir başkasını ya onun yaşadıklarını yaşayarak ya da yaşamış gibi düşünerek daha iyi anlayabiliriz. Özellikle çocuklara soyut değerleri anlatmanın zorluğu düşünüldüğünde empatinin bu konuda güzel bir yöntem olduğu söylenebilir. Bu örnekte de Hz. Lokman’ın evladına nasihatine benzer şekilde, babanın evladına düşündürerek nasihat ettiği görülmektedir.

Gülme yavrum arkadaşın Salim’e;

Kirli çocuk diye onu incitme!

***

Belki onun babası da ölmüştür.

Yaralıdır mini mini yüreği;

İncitme ki bir gün bakarsın gelir

Babanı da alır ölüm meleği.

Fakirleri küçük görür, ezersen

Allah’ında sonra senden yüksünür.

Yetimleri acizleri seversen

Emin ol ki mükafatın büyüktür (Gövsa, 1339: 55).

9. Ahde Vefanın Güzelliği- Yalancılığın Kötülüğü

Sözde durmanın önemi ise “Tilkinin Vaadi” isimli hikayede anlatılmaktadır. Tilki tavukları kovalarken tuzağa düşer, tuzaktan çıkarsa artık tavuklara göz dikmeyeceğine onlarla iyi geçineceğine dair sözler verir. Ancak tuzaktan çıktığı anda sözünde durmamak için bahaneler üretmeye başlar. Sonunda her yalancı gibi o da tekrar tuzağa düşer ve yalanlarına kimse inanmaz.

Şeytan tilki bir gün yine

Tavuk için bir bahçeye

Girer; fakat çukurdaki

Bir kapana düşer, der ki:

***

Çıkabilsem ben dışarı

Serperim bir kile darı

***

Çıkar çukurun içinden.

Kurtulmaktan memnun olur;

Fakat vaadini unutur.

Kileyi nereden bulayım?

Darıyı kimden alayım?

Diye güler, sıçrarken

Ayağının sürçmesinden

Yine düşer o çukura;

Artık yalan etmez para…

***

İbret olsun tilki size;

Sadık olun vaadinize (Gövsa, 1339:56-57).

10. Çocuğa Göre Anlatabilme, Muhataba Göre Hitap

Gövsa’nın manzum hikayelerinden bazılarında çocuklara, soyut kavramların somutlaştırılarak nasıl anlatılacağı örneklendirilmiştir. Bu çerçevede “Yıldızlar” isimli hikayesinin kahramanı çocuğun gökyüzünü seyrederken yıldızlarla ilgili düşünmesi ve onları merak edip sorgulaması misal verilebilir. Çocuk, yıldızları perilerin memleketi ya da meleklerin evi olarak düşünmüş, bu düşüncesini dayısına açtığında, o, çocuğa bunun bilinemeyeceğini çünkü gökyüzüne gidilemediğini söylemiştir. Ancak bu bilgi çocuğu tatmin etmemiştir. Devamında çocuk, Çerkez kızı bir dadısı olduğunu ve bir gece aynı soruyu ona sorduğunu anlatır. Dadı çocuk zihnini bilmektedir ve çocuğa bütün yıldızları, somutlaştırarak bir hikaye içerisinde çok güzel bir şekilde anlatıp onu ikna eder. Bu örnek konumuz dışında gibi görünebilir, ancak çocuğa dini ve ahlaki değerler anlatılırken nasıl anlatılacağını göstermesi bakımından belki de makalemizin temelini oluşturmaktadır. Zira İslâmî çocuk edebiyatının bugün yaşanan belki de en büyük problemlerinden biri kurgunun yeterince kullanılmaması, kullanılan eserlerde ise yeterli kalitede olmamasıdır. Bu açıdan söz konusu örnek son derece önemlidir. Bu hikayedeki bir başka boyut ise muhataba göre hitap etmedir ki bu hususta Hz. Peygamber’in ne kadar hassas olduğu kaynaklarda geçmektedir (Kazancı, 1995: 147-153).

Nedir-dedim- şu yakından görünmeyen yıldızlar

Perilerin memleketi meleklerin evi mi?

Dayım güldü ve dedi ki: orasını kim anlar

Küreler ki gidilmiyor bunu böyle bil emi,

İnanmadım; Çerkez kızı dadım vardı; bir gece

Ona sordum bana şöyle anlatmıştı gizlice:

Güneş bütün gökyüzünün padişahı sayılır.

Şu gördüğün mavi sema işte onun sarayı;

Yıldızlarda mumlar ile öbek öbek yapılır

Kamer sultan hizmetinde perilerin alayı.

Şu parlayan büyük yıldız küçük sultan Zühre’dir

Ona şiirin, güzelliğin, aşkın perisi denir.

Ağustosta gökte bir çok peri kızı uçuşur;

Bu nedendir biliyor musun? Yıldız düğünü olur…

Dadım daha söylüyordu fakat gelmişti uykum;

Rüya gördüm yıldızların düğününde bulundum (Gövsa, 1339: 61).

11. Vazife Bilinci, Kahramanlık, Cesaret

Gövsa’nın eserinden aldığımız manzum hikayelerden sonuncusu, sorumluluğunu hakkıyla yerine getirme, kahramanlık ve şehadet konuludur. “Borazan” isimli manzum hikayenin kahramanı “Osman Çavuş”tur. Osman Çavuş taburun borazancısıdır. O borazanıyla komutanın emirlerini tabura duyurmakla görevlidir. Tabur bir yerde Moskof’la karşılaşır ve bu karşılaşmada Osman Çavuş göğsünden vurularak yere düşer. Ancak yere düşmesine rağmen, vazife bilinciyle bir eliyle yarasını kapatırken diğer eliyle borazanı tutup kumanda yapmaya devam eder. Böylece düşman kaçıp bozulur ve Osman Çavuş’un taburu galip gelir. Hikayenin sonunda bu galibiyet Çavuş’un yaralı olmasına rağmen sorumluluğunu bırakmamasına bağlanmakta bu vesileyle hem vazifenin kutsallığı vurgulanmakta hem de cesaret ve kahramanlık yüceltilmektedir.  

Osman Çavuş taburunda borazan;

Sert bakışlı bir ihtiyar kahraman.

Ordusunda sertliğiyle tanınmış,

Birçok büyük kavgalarda anılmış.

Mertliğinin süsü olan yaralar

Tepesinden tırnağına kadar var.

Ta göğsüne çarpsa düşman ordusu

Geri çalmaz; onurludur borusu.

***

Rus cenginde tepedeki korudan

Püskürtülmek lazım gelince düşman

Osman çavuş taburuna kumandan

Emretmiş ki temizlensin o orman.

***

Ormandaki Moskof’lara yaklaşmak

İçin bütün nefesiyle “süngü tak!”

Borusunu Osman Çavuş çalarken

Yere düşmüş vurularak göğsünden.

***

Kanlı eli yarasını kapıyor.

Yine boru kumandayı yapıyor.

***

Hücum bitmiş, düşman kaçmış, bozulmuş;

Aramışlar nerde diye o çavuşu.

Bakmışlar ki yatmış çıkmıyor sesi,

Borusunda sönmüş artık nefesi (Gövsa, 1339: 64-67).

Sonuç

Çocuklara dinî-ahlakî değerlerin aktarılmasında çocuk edebiyatı ürünlerinden sıklıkla yararlanılmaktadır. Bu ürünlerin, çocuğun içinde bulunduğu yaşın pedagojik özellikleri dikkate alınarak titizlikle seçilmesi gerekmektedir. Çocukların henüz somut işlem döneminde oldukları belirli yaş aralıklarında, hikaye veya masal türündeki edebî eserler, değerler eğitimi için son derece kıymetlidir. Öğrenme süreçlerini kolaylaştırması ve bilhassa öğrenilen bilgilerin hafızada daha uzun süre kalmasını sağlaması bakımından ise kâfiyeli ve mevzûn ifadeler öğrenme süreçlerini olumlu yönde etkilemektedir. Bu çerçevede, klasik edebiyatımızdaki mesnevî türünün devamı niteliğinde olan manzum hikayeler, çocuk edebiyatının önemli ürünleridir. Her ne kadar klasik edebiyatımızda manzum hikaye türünün örneği, günümüz çocuk edebiyatına uyarlanmış pek çok eser bulunsa da bu eserlerin çoğunluğu yetişkinler için yazılmış, çocukların da okuyageldikleri eserlerdir.

Cumhuriyet döneminin başlarında, İbrahim Alâeddin Gövsa tarafından kaleme alınan Çocuk Şiirleri, bizzat çocuklar için kaleme alınmış ilk şiir kitabı olması, çocuk ruh ve his dünyasını yansıtan çocuk diliyle yazılmış olması gibi özellikleri bakımından çocuk edebiyatı içerisinde önemli yere sahipken; eserde yer alan manzûmelerde işlenen dinî-ahlakî temaların çeşitliliği bakımından ise İslâmî çocuk edebiyatı içerisinde de önemli bir yere sahiptir.  Bu eserde bulunan manzum hikayeler, çocuklara dinî-ahlakî değerlerin aktarılmasında kullanılabilecek önemli materyaller içermektedir. Kıssadan hisse mahiyetinde, bir kısmı didaktik metinler olan bu manzum hikayelerde; Allah sevgisi, İslam dininin özellikleri ve güzellikleri, peygamber sevgisi gibi dini temaların yanında; iyilik, doğruluk, cesaret, empati gibi ahlakî temalar da işlenmiştir. Bilhassa okul öncesi ve ilköğretim dönemlerinde çocukların değerler eğitimine katkı sağlayabilecek bu ürünler aynı zamanda yazıldığı dönemin çocuk edebiyatı geleneği olan, çocuklar için manzum metinler yazma geleneğinin de genel hususiyetlerini yansıtmaktadır.

Kaynakça

Binbaşıoğlu, C. (2002). İbrahim Alâedddin Gövsa’nın Yaşamı, Eserleri ve Türk Eğitimine Katkıları. Edt. C. Kavcar, İbrahim Alâedddin Gövsa Yaşamı ve Hizmetleri, 56. Türk Eğitim Derneği Yayınları.
Değer, (1998). Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu Yayınları, 538.
Dilmaç, B. (2007). Bir Grup Fen Lisesi Öğrencisine Verilen İnsani Değerler Eğitiminin İnsani Değerler Ölçeği ile Sınanması. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
Elöve, A. U. (1328). Çocuklarımıza Neşideler. Tanin Matbaası.
Geçer, O. G. (2016). Türk Ediplerin Çanakkale Cephesini Ziyareti ve Yansımaları. Türkbilig, 31, 189–204.
Gövsa, İ. A.  (1979). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi Devirler/ İsimler/ Eserler/ Terimler, 366.  Dergah Yayınları.
Gövsa, İ. A. (1339). Çocuk Şiiirleri. İkdam Matbaası.
Gövsa, İ. A. (1926). Çanakkale İzleri. Mârifet Matbaası.
Gövsa, İ. A. (2020). Çocuk Ruhu. Edt. M. Kirenci & H. T. Çubukçu . Büyüyen Ay.
Gürel, Z. (1995). İbrahim Alâettin Gövsa. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları.
Gövsa, İ.A. (1992). Başlangıcından Günümüze Kadar Büyük Türk Klasikleri,  260–263. Ötüken- Söğüt Neşriyat.
İbnü'l-Emin,  M. K.İ (1999). Son Asır Türk Şairleri (Kemâlü’ş Şuarâ) Edt. M. Cunbur.  Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Kazancı, A. L. (1995). Peygamber Efendimizin Hitabeti. Marifet Yayınları.
T.C. Milli Eğitim Bakanlığı. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı. Müfredatta Yenileme ve Değişiklik Çalışmalarımız Üzerine…18 Temmuz 2017. https://ttkb.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2017_07/18160003_basin_aciklamasi-program.pdf
Ulusoy, K. (2007).  Lise Tarih Programında Yer Alan Geleneksel ve Demokratik Değerlere Yönelik Öğrenci
         Tutumlarının ve Görüşlerinin Çeşitli Değişkenler Açısından Değerlendirilmesi. Yayınlanmamış Doktora    
         Tezi. Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
 

[1]     Çalışmamızda İbrahim Alâeddin Gövsa’nın, Çocuk Şiirleri, İkdam Matbaası, İstanbul-1339 künyeli eserinin dördüncü baskısından çevirdiğimiz şiirler kullanılmıştır. Şiir örneklerinin sonunda verilen sayfa numaraları söz konusu baskıya aittir.

[2]     İsra suresi 23- 24. Ayetler.

[3]     Üç kişi hariç insan ölünce ameli kesilir. Amelinin sevabı kesilmeyen bu üç kişi: sadaka-i câriye bırakan veya istifade edilen bir ilim bırakan veya kendine dua edecek salih bir evlat bırakanlardır (Müslim, Vasiyet, 14).

TYB Akademi 34 - Çocuk Edebiyatı, Ocak 2022

 
 
Bu haber toplam 259 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim