15 Temmuz Son Yüzyılın En Karanlık Gecesiydi

15 Temmuz Son Yüzyılın En Karanlık Gecesiydi
Darbeler Komisyonu Başkan Vekili Ak Parti Manisa Milletvekili Doç Dr Selçuk Özdağ ile darbeleri ve darbecileri konuştuk.RÖPORTAJ: FATMA GÜLŞEN KOÇAK /YENİ AKİT

Darbeler komisyonundaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Komisyonda neler görüşülüyor? Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

15 Temmuz Darbe Araştırma komisyonu dört partinin teklifiyle kuruldu. Yaklaşık iki aydır çalışıyoruz. Şu ana kadar kırka yakın kişi dinledik. Bunlar eski Genelkurmay başkanları, eski emniyet müdürleri, emniyetçiler, siviller, bu konuda kitap yazanlar,, finans noktasında bu konunun mağdurları gibi hemen hemen her alanda insanları dinliyoruz. Çok önemli tespitler var. Kırk senedir kendini saklayan ve takiye yapan bir örgütle karşı karşıyayız. Bu örgüt önceleri ibadet diye çıkmış, sonraları hizmete evrilmiş ve ardından ticaretle uğraşmış. Daha sonra bunu zimmete dönüştürmüş, zimmetten de ihanete doğru gitmiştir. Eğer Sayın Recep Tayyip Erdoğan da o iradeyi göstermemiş olsaydı ülkemiz içinden çıkılmaz bir duruma girecekti.

Sayın Cumhurbaşkanımız gerek 2007’de Hırat Dink olayında gerek 2011 seçimlerinden sonra bunların isteklerini yerine getirmedi. Bir diğer husus 17-25 Aralık, daha öncesinde 7 Şubat MİT krizi daha sonra MİT tırları operasyonu o da aynı şekilde Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesine karşı yapılmış olan bir hamleydi. Ardından biliyorsunuz 15 Temmuz yaşandı. Bunlar darbeyi erkene alarak bizim hamlelerimize cevap vermek istediler. Bu hamlelerimiz, Askeri Şura gelmişti, tasfiye edileceklerdi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili karar almıştık, oradan da tasfiye edileceklerdi. Bir de Fethullah Gülen’in iadesi ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Bunlara tahammül edemediler, baktılar ki kazanımlarını kaybedecekler, bunlar kendileri açısından kırk yıllık bir kazanımdı ve hemen harekete geçtiler. Bir yandan siyasi iradenin dik durması bir diğer yandan milletin meydanlarda yüreğini koyması, genetiğinde olan kahramanlığı göstermesi neticesinde millet bir darbeyi önledi.

 15 Temmuz son yüzyılın en uzun gecesiydi ve en karanlık gecesiydi. Yüzyıllık birikimimizi kaybedecektik, yüzyıllıkta geleceğimizi kaybedecektik. O nedenle o gece kim katkıda bulunduysa onlara teşekkür ediyorum. Türk dünyasının ümidi devam ediyor, Afrika’nın ümidi devam ediyor, Arapların ümidi devam ediyor, Balkanların ümidi devam ediyor. Türkiye’nin orta ölçekli devlet olmaktan çıkıp büyük ölçekli devlet olma hayali devam ediyor. Küresel aktör olma hayali devam ediyor.

 

Efendim, siz de bir darbe mağdurusunuz. 12 Eylülde neler yaşadınız?

12 Eylül 1960, 1971 ve 1980 bedenimize musallat olmuştu. Türkiye’nin elli yılda yetişebilecek olan en iyi yetişmiş nesli heder edildi. Bir söz vardır, “bir rivayet var. mekteplerinizde okudum, bir rivayete göre adam oldum bir rivayete göre kayboldum”. Türkiye’de çoğu insan kayboldu 50 bine yakın insan Türkiye’den mağdur oldu. Bir diğer yandan iki milyona yakın insan sakıncalı ve sabıkalı hale getirildi. Ben yedi yıl ceza evinde kaldım, bunun bir yılını hücrede geçirdim. Yaklaşık elli gününü emniyette işkencelerle geçirdim. Çok cezaevi değiştirdim. İzmir gibi Manisa gibi Ankara’da Ulucanlar cezaevi gibi orası şuan müze haline getirildi. Nasıl ki orada Osman Yüksel Serdengeçti’nin, Necip Fazıl’ın, Bülent Ecevit’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Deniz Gezmiş’in, Yılmaz Güney’in resimleri varsa benim de orada bir köşem var. En azından başkalarına o günleri hatırlatmak lazım ki bir daha darbe olmasın ve bunlar unutulmasın. O günkü darbe de bir kez daha Türkiye’nin geleceğine ket vurma darbesiydi. O günkü sağ-sol olaylarını bahane ederek geldiler. Önce dövüştürdüler gençleri, sonra o gençlerin omuzlarına basarak iktidar oldular ve sonra da Türkiye’yi dizayn etmeye kalktılar.

Efendim, 28 Şubatta nasıl bir direnişte bulundunuz?

28 Şubat bizim ruhumuza musallat olma hadisesidir. Geçmiş darbeler bedenimize musallat oldu, bu darbe ise bizim ruhumuza musallat olmuştu. Yine aynı şekilde değerlerimizle dövüştüler. 300 bine yakın insan başörtüsü bahane edilerek okullardan uzaklaştırıldı. Bu çocukların bir kısmı evlerine köylerine ağlayarak döndüler. İmkanları olanlar yurtdışına gittiler, gurbette sıla hasreti yaşadılar. Aynı şekilde yatak hikayelerinden şeriat tehlikesi çıkartarak seçilmiş bir iktidarı terbiye eme hadisesiydi. O zaman da Sayın Erbakan’ı, Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve Sayın Çiller’i terbiye etmek istediler. Zaten siyasetçileri ya korkuttular yahut şantajlarla yıldırdılar. Yılmayan siyasetçilere de darbe yaptılar. Ben 28 Şubatta üç defa üniversite hocalığından atıldım. Doktoradan atıldım, iki buçuk yıl işsiz kaldım ama hiç önemli değil. Ben bu mücadelelerde hep kaybettim zaten. Ama ben yenilgilerimden zafer çıkartmaya çalıştım.

15 Temmuz ilk geceyi anlatır mısınız, neler yaşadınız?

15 Temmuz 21:15 sularında darbeyi öğrendim. Sonra Sayın Başbakanı aradım, ardından o bana döndü. Darbe oluyor dedim, kendisi de “bana da öyle sözler geliyor, bir çılgınlık yapacaklar gibi geliyor” dedi. “Bir açıklama yapın efendim” dedim ve “efendim gecikmeyin gecikirseniz hepimizi öldürecekler” dedim. Çankaya Köşküne gitme kararı aldık, silahımı aldım ve bir tivit attım. Milletvekillerini aradım. Bazı bakanları aradım. Şamil Tayyar, Emrullah İşler, Ayhan Sefer Üstün, Abdülhamit Gül gibi arkadaşlarımı arayarak onları Çankaya Köşküne davet ettim. Oraya gittiğim zaman Süleyman Soylu Bey oradaydı. Bir tivit atarak herkesi meydanlara davet ettim. Aynı zamanda danışmanıma bir mesaj atarak Türkiye’de bir darbe oluyor, partide toplanın ve gereğini yapalım. Büyük bir ihtimalle iç savaş çıkacak gereğini yapmak zorundayız dedim. Çankaya Köşkünde Süleyman Soylu Beyefendi ile beraber bu işi yürütürken diğer arkadaşlarım katıldılar. Abdülhamit Gül, Emrullah İşler, İsmet Yılmaz gibi arkadaşlarımız geldiler. Birlikte orada o dönemleri yürüttük. Televizyonlara bağlanalım dedik. Ardından Kılıçtaroğlu’na ulaşalım dedim. Sayın Devlet Bahçeli’ye ulaşalım dedim. Onlar da “darbeye karşıyız, seçilmiş iradenin yanındayız dediler. Baktık burayı da bombalayacaklar. Burada öleceğimize meclise gidelim orada ölelim dedik. İsmail Kahraman ve arkadaşlarımızla beraber meclise gittik. Meclis bombalandığında oradaydım. Meclisin kapısını zorla açalım dedik. Sonra bir anahtar bulundu açtık. Işıklarının da nereden yandığını bilmiyorduk. Mecliste periscope ile bir yayın yaptık. Birlikte demokrasiye karşı çıkıyoruz, birlikte darbelere karşıyız. Öleceğiz ama bir daha Türkiye’de darbe olmayacak. “darbe mi asla!” kelimelerini kullandık.

Yeğenimi de emniyetin önünde kaybettim. Madem Sayın Cumhurbaşkanı bizi meydanlara davet ediyor, çıkalım ve gereğini yapalım dediği için ensesinde kurşunlanarak şehit oldu. Diğer yeğenim de birkaç gün önce şehit olmuştu, polis ve PKK çatışması neticesinde.

Efendim, niye sürekli Türkiye ile uğraşılıyor. Neden hedefte hep Türkiye var?

Yol üstünde bağ olanla, yâri güzel olanın başı dertten kurtulmazmış. Türkiye yol üstünde bir bağdır. Dünyanın en stratejik topraklarında yaşıyoruz. Bu topraklar Türklerin ve özellikler Müslümanların. Biz emperyalist batı dünyasına 3 zamanda kafa tuttuk. 1) Hristiyanlığı dünya dini yapmadık. 2) İslam’ı dünya dini yaptık. 3)bir de bu topraklarda İslam’ın kılıcı olduk.

Dünyanın en pahalı topraklarındayız. En kutsal üçüncü toprağındayız. Mekke-Medine ve Mescidi Aksa’dan sonra üçüncü kutsal topraktayız. O nedenle burada bizim kalkınmamızı istemiyorlar. Orta ölçekli veya küçük ölçekli olarak yaşamamızı istiyorlar.

Efendim, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik sırları nelerdir?

Ben Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile 6 yıldır çalışıyorum. Onun en önemli özellikleri; iradesi ve idealizm ile realiteyi atbaşı götürmesidir.

Siz aynı zamanda Muhsin Başkan ile de siyaset yaptınız. Muhsin Başkan da darbe mağduru birisiydi. Sayın Yazıcıoğlu’nun darbecilerle mücadelesinden biraz bahseder misiniz?

Onunla 1975ten ölünceye kadar beraberdik. Ankara onun acılarına annelik yaptı. Manisa da benim acılarıma annelik yaptı. Daha sonra benim acılarıma annelik yapan şehir beni parlamentoya gönderdi, onu da Sivas parlamentoya göndermişti. O benim genel başkanımdı. Ben de genel başkan yardımcısıydım. Muhsin Yazıcıoğlu yüzde 2 oy almasına rağmen demokrasiden yanaydı. Milletine inanmıştı. Evet, milletim büyük. Devletim bugün küçükse o da bir gün büyük olur” diyordu. Darbelere hep karşı çıktı. Daha önce de 28 Şubat sürecinde Sayın Erbakan’ın başbakanlığını sağladı.

Sandıktan kim çıkarsa o başbakan olur dedi. Tanklarının namlusunu millete çevirmiş bir orduyu alkışlamam dedi. Yazıcıoğlu iradesi güçlü bir adamdı.

 

Bize vakit ayırdığınız çok teşekkür ederiz.

Ben de gazetemize ve size çok teşekkür ederim.

 

Bu haber toplam 128 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim