• İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

Savaşın başlangıcından bugüne Suriye’deki gelişmeler

Savaşın başlangıcından bugüne Suriye’deki gelişmeler
Savaşın başlangıcından bugüne Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden TRT World Yayın Müdürü Gazeteci Yazar Resul Serdar Ataş ile Suriye Meseslesi’nde son gelinen noktaki kritik süreci konuştuk. FATMA GÜLŞEN KOÇAK

 

Suriye’de dengeler şu an nasıl bir plan çerçevesinde yürüyor? Rejim güçlerinin El Bab’a ilerlemesi sözkonusu mu?

Şu an için rejimin El-Bab’a yürümek gibi bir durumu yok. Çünkü El-Bab operasyonuna Ruslar da yeşil ışık yaktılar. Yeşil ışık yaktıkları için Ruslara rağmen rejimin El-Bab’a yönelmesi bence şuan için olasılık dâhilinde değil. Çünkü Rusya Suriye rejimine sunmuş olduğu bu koşulsuz destek karşısında, daha doğrusu bu geniş çaplı derin destek karşısında Suriye rejiminden de kendi angajmanlarını, yani Rusya angajmanlarını dikkate almasını bekleyecektir. Rejimin de bu konuda hassas olacağını düşünüyorum. Burada sadece şu olabilir, İran faktörü devreye girdiğinde yani İran’ın Suriye hesapları biraz Rusya’nınkinden de, Türkiye’ninkinden de daha komplike hesaplardır. İranlılar burayı provoke edebilir, ya da sabote etmeye dönük bir şeyler yapabilirler. Çünkü İran’ın hem rejim içerisinde hem Suriye ordusunun içerisindeki etkisini biliyoruz. Dolayısıyla, şayet bu aşamada böyle bir şey olursa biraz da İran’ın bir etkisi olarak düşünmek gerekiyor. Fakat öte taraftan da şu var; rejimin bu saatten sonra Halep’ten sonra El-Bab’a yönelebileceğine dair benim bir kanaatim yok.   Halep düştü. Şu anda rejimin kontrolünde olmayan Halep’te kayda değer bir bölge yok. Bu çok nettir. Muhalifler şuanda büyük oranda İdlip ve İdlip kırsalındalar. Yani Halep’in batısına itilmiş durumdalar. Uzun süredir Halep’te kuşatmayı yarmak için muhalifler Şam ve Dera’da dahil olmak üzere bütün taraftarlarını İdlip’e taşıyorlar. Bunu da rejim ile konuşarak yaptılar. Rejime dediler ki “biz seninle Halep’te savaşmak üzere diğer bölgelerdeki taraftarlarımızı çekiyoruz. Rejim de bunu cana minnet bildi ve yeşil otobüslere muhalifleri koyarak İdlip’e getirdi. Öte taraftan da rejim Şam’da Dera’da büyük bir muhalefet gücü görmektense İdlip’te görmeyi tercih etmiş oldu. Yani Tartus üzerinden ya da Lazkiye üzerinden ya da Halep üzerinden burada daha iyi vuruşabileceğini hesapladı. Muhalifler buraya taşınmış oldular.

Muhaliflerin planı neydi?

Muhaliflerin planı şuydu; İdlip’te birikmiş olan bu güç doğuya doğru Halep’in içine tazyik yapacaklardı. Halep’in içinde bulunan kuşatma altındaki muhalifler de batıya doğru tazyik yapacaklardı ve ortada birleşeceklerdi. Kuşatma batıya doğru, Halep’in batısından yarılacaktı. Çünkü daha önceki bütün kuşatmayı yarma çabaları, hep Türkiye’ye doğru yani kuzeye doğru bir kuşatma yarma çabası olarak gördük. Daha sonra orayı hem İŞİD aldı hem rejim var hem de YPG var. Dolayısıyla kuşatmayı Türkiye’ye doğru yarmanız için bu üçünü de aşmanız gerekiyor. Son plan buydu. Fakat rejim, Suriyeli muhalifleri başka Suriye’nin diğer bölgelerinden İdlip’e taşırken bir taraftan da orada kendine muhkem bir cephe oluşturuyordu. Oraya takviyede bulunuyordu. Aynı zamanda Ruslar da askeri olarak ve hava gücü olarak takviyede bulunuyorlardı. Dolayısıyla bu yarma harekatı başladığında rejim yeteri kadar güç biriktirmişti. Ruslar ve Hizbullah yeteri kadar hazırlardı, kara güçleri yeteri kadar hazırdı ve tam da istediklerini görmüş oldular.

Muhalefet hangi konuda yanıldı?

Muhalefetin en büyük yanılgısı şu oldu. Halep’in içerisindeki kuşatma altındaki muhaliflere çok umut bağlamışlardı. Oysa burası tükenmişti. İçerden dışarıya doğru yani içerdekilerin batıya doğru bir tazyikte bulunabilmesi artık mümkün değildi. 1- elde artık silah kalmamış, 2- yeteri kadar adam kalmamış, 3- içeride hastayı hastaneye taşıyabilecek kadar benzin kalmamış. Uzun süredir kuşatma altında, kendisini tüketmiş. Batı cephesinden doğuya doğru bir tazyik oldu ama içeriden dışarıya doğru bir tazyik olmadı ve içerisi neredeyse iki haftalık bir süre içerisinde tamamen alınmış oldu. Muhalifler şu anda İdlip’teler. Rejim bu aşamadan soran El-Baba’a değil, daha çok İdlip’e doğru tazyikte bulunacak. Burada temelde şöyle bir sorun çıkıyor, şu anda şunu kabul etmemiz gerekir; İdlip’te birikmiş olan muhaliflerin rejimin, İran’ın, Hizbullah’ın kara takviyesini ve Rusların yoğun hava kapasitesine direnebilecek güçleri ve silahları yok.

Bu arada rejim açısından İdlip’te vuruşmak Halep’te vuruşmaktan daha kolay.

Dolayısıyla burada Türkiye’ye doğru bir tazyik olacak ve biz muhalifler için tek açık kapının Türkiye olduğu gibi bir seçenekle karşılaşıyoruz.

Rejim ondan sonra EL Baba ilerleyebilir mi?

 

 

Muhtemelen İdlip iyice daraldıktan sonra rejimin hedefi hala El-Bab olmayacak, Membiç olmayacak, Rakka olmayacak veya herhangi başka bir yer olmayacak. Rejim zaten hali hazırda yeteri kadar zayıflamış olan muhalefet gücünü Dera’da ve Şam’da bitirmek isteyecek. Özellikle doğu Guta meselesi, üç yıldır kuşatma altında. İçeride kendisini tüketmiş bir muhalefet var. Çünkü üç yıldır doğru düzgün erzak gitmiyor, üç yıldır silah gitmiyor. Buralar Halep’ten çok daha az direnişle karşılaşacağı alanlar olacak. Burayı da aldıktan sonra biz Şam kırsalında 2010 yılına dönmüş olacağız.

 

Gerçekçi olmak gerekirse muhalefetin büyük oranda gücünü kaybettiği gibi acı bir gerçekle karşı karşıyayız. Bundan sonra ne olur?

Suriye’de muhalefet konusunda dürüst olmamız lazım ki Suriye meselesinde ne olup bittiğini anlayabilelim. Muhalefet Suriye’de büyük oranda kaybetti. Halep’te ve Şam’da kaybetti. İdlip’teki duruma bağlı olacak ama burada bir faktör var. Şayet uluslararası toplum İdlip üzerinden rejime karşı daha bol bir tavra geçerlerse İdlip üzerinden iyi bir biçimde muhalefet silahlandırılabilir ve Halep’i elde tutmak rejim açısından cidden zorlaşır. Ama bu anki haliyle Halep’i ne ile elde tutacaklar. Halep’in batısında rejimin sosyolojik desteği var, doğusunda yoktu ama doğusu da insansızlaştırıldı. Yani Beşer Esad Suriye’yi Sureyilerden özgürleştiriyor. O yüzden uluslararası toplumun İdlip üzerinde takınacağı tavır, muhalefete vereceği destek, Halep’i de belirleyecek bundan sonraki sahayı da belirleyecek. Eğer destek böyle devam ederse muhalefetin geriye kalan tek açık kapısı maalesef Türkiye olacak.

 

Son olarak Mavi Marmara davası hakkında görüşlerinizi alabilr miyiz?

Burada çok net görülen bir durum söz konusudur, jeopolitik dayatma. Açıkçası değerler üzerinde büyük baskı oluşturmuş oldu. Bana kalırsa devlet değerler ve jeopolitik nefes alma arasında bir tercih yapmak zorunda kaldı ve jeopolitik nefes almayı tercih etti. Bu çok nettir. Ben devletin bu haliyle çok mutlu olduğunu düşünmüyorum. Açıkçası kan kusuyorlar ama kızılcık şarabı içtik demek zorunda kalıyorlar. Devlet açısından böyle bir durum var.

Öteki taraftan şöyle bir gerçeklik var. Aslında her iki ülke de bu anlaşmayı kendi kamuoyuna kabul ettirmek zorunda kalıyor. Sanmayın ki İsrail kamuoyu Türkiye ve İsrail raproşmanından çok mutlular. Hatırlayın bu raproşman olduğunda İsrail iç kamuoyundan Netanyahu’ya tepkiler vardı. Netanyahu İsrail iç kamuoyunu ikna etmek için doğu Akdeniz’de büyük enerji yatakları var. İsrail de bunun bir ortağıdır. Bu enerjinin Avrupa pazarına satılması gerekiyor. Bunun için de tek güzergahımız da Türkiye’dir. Mesela buradan meşruiyet kurmaya çalışıyor. Öteki taraftan Türkiye’nin bunu iç kamuoyuna kabul ettirmekte, ikna etmekte hükümetin de zorlandığını düşünüyorum. Fakat bu meselenin yani davaların düşürülmesi meselesinin İsrail Türkiye arasındaki yakınlaşmanın ya da anlaşmanın bir koşulu haline getirmemesi gerekiyordu. Çünkü bu birebir değerlerle ilgili bir şeydir ve kişisel haklarla ilgili bir meseledir. Devlet kanımca kişisel hakları veya hak arama yollarını kapatan bir durumu ortaya koyan böyle bir maddeyi aslında anlaşmanın bir koşulu haline getirmemeliydi. Bugün o yüzden burada bir ahlaki ikilem karşımızda duruyor. Hayatını kaybetmiş insanlara var ve bunların aileleri var, aynı zamanda bir STK var, aynı zamanda da Filistin meselesini önemseyen bir millet var. Devlet bu aşamadan sonra bana kalırsa bu mesele ile ilgili vicdanlara daha çok hitap eden açıklamalar yapmak zorunda ve bu meseleye karşı çıkanların da çizilmemesi gerekiyor ya da meseleye karşı çıkanlara da sus denilmemesi gerekiyor. Bu bir hak ve sonuna kadar götürülecektir. Kaldı ki Türkiye’nin devlet geleneği de buna biraz alışık açıkçası.

Bu bilgiler için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim

Bu haber toplam 420 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim